Bu senede Mısır'da bulunan Kadı Fadıl, Şam'da duran Sultan Sela-haddin'e bir mektup göndererek herbiri birer prens olan oniki oğlunun selamette oluşları sebebiyle onu tebrik edip mektubunda şöyle demişti:
«Allah'a hamd olsun. Senin çocukların hayatın ziyneti ve süsüdür. Kalplerle ruhların reyhanı ve çiçeğidir. Bunlardan ayrı kalmağa tahammül edebilen gönül elbetteki çok geniş bir gönüldür. Bunların sadece haberleriyle yetinen bir kalp elbetteki çok kanaatkar bir kalptir. Bunlardan uzakta olduğu halde kapanıp uyuyabilen bir göz, çok uykucudur, bunlardan uzak kaldığı halde sabredip dayanabilen bir hükümdar elbetteki çok akıllı ve tedbirlidir. Bunları vererek Allah'ın kendisine nimet bahşettiği bir kula gelince elbetteki o kul, bu nimet sayesinde rahat bir hayat sürer. Efendimizin gerdanı, bu inci çocukları takınma özlemini duymuyor mu? Efendimizin gözleri bunlara bakarak bakış suyuna kanmak istemiyormu? Efendimizin kalbi bunlarla karşılama özlemini duymuyor mu? Elbetteki duyuyor. İşte bu kuş da onların izlerini aramaz mı? Allah kendisini hayatta bıraksın, uzun ömür yaşatsın. Efendimize şunu söylemek düşüyor:
«Böyle bir Özlemin sadece bir kısmı bile omuzda taşınamaz, tahammül edilemez. Ama benim kalbim aşk içinde kıvranmaktadır.»
Bu senede Sultan Selahaddin, Mekke'deki hacılara vurulan ağır vergileri ve harçları kaldırdı. Daha önce garp tarafından gelen hacılardan çok miktarda vergi ve harç almıyordu. Bunu ödeyemeyenler hapse atılıyor, çoğu kez Arefe vakfesinde bulunamıyorlardı. Kaldırdığı bu vergilerin yerine Sultan Selahaddin, Mekke emirine Mısır'da bazı arazileri ikta olarak verdi. Ayrıca her sene onun için Mekke'ye 8.000 ölçek buğday gönderilmesini de karara bağladı ki, bunlar onun ve adamlarının ihtiyaçlarını karşılasın. Mekke'de mücavir olarak yaşayan kimselere de bununla yardım edilsin. Mücavirler için de Mısır'dan gönderilecek ürünler tahsis edildi. Allah, Sultan Selahaddin'e rahmet etsin.
Bu senede Emir Şemseddin b. Mukaddem, Baalbek şehrinde isyan etti. Sultan'a hizmete gelmedi. Sultan, Humus'ta durmakta olduğu halde Emir Şemseddin oraya gelmedi. Çünkü o, kardeşi Turanşah'm Sultan Selahaddin'den Baalbek şehrini istediğini, Sultan Selahaddin'in de burayı ona verdiğini duymuştu. Bu yüzden Emir Şemseddin Humus'a Sultan Selahaddin'in yanma gelmedi. Nihayet Sultan Selahaddin'in kendisi Baalbek şehrine geldi. Savaş yapmaksızın orada kuşatma altına aldı. Sonra da Emir Şemseddin'e elinde bulunan yerlerden daha fazlasını verip Baalbek şehrini ondan aldı. O da buna razı oldu. Baalbek şehrini Turanşah'a teslim edip şehirden çıkıp gitti.
İbnü'1-Esir dedi ki: «Bu senede az yağmur yağdığından şiddetli bir kıtlık meydana geldi. Bu kıtlık Irak, Şam ve Mısır diyarım etkiledi ve hicretin 575. senesine kadar devam etti. O senede yağmur yağdı. Fiyatlar ucuzladı. Ancak bundan sonra da şiddetli bir veba salgını görüldü. Ülkeyi, hummayı andıran sersam hastalığı da etkisi altına almıştı. Bu hastalık ancak hicretin 576. senesinde önlenebilmişti. Ama bu yüzden ancak Allah'ın bildiği kadar insan ölmüştü.
Bu senenin ramazan ayında halifenin hü'atleri Dımaşk'ta bulunan Sultan Selahaddin'e ulaştı. Lâkaplarına Muiz Emirül-Mü'minin lakabı da eklendi. Kardeşi Turanşah'a da hil'at verildi. Ve ona da Mustafa Emi-rü'1-Mü'minin lakabı takıldı.
Bu senede Sultan Selahaddin, Dımaşk taraflarında fesat çıkaran ve o çevreyi yağmalayan Haçlılarla savaşmak için kendinden önce harekete geçirmek üzere kardeşinin oğlu Femıhşah b. Şahinşah'ı teçhiz edip hazırladı ve Haçlıları ülkenin orta kısımlarına çekinceye kadar oyalamasını, kendisi oraya ulaşıncaya dek onlarla savaşmamasını emretti. Ancak Haçlılar Ferruhşah'ı görür görmez onunla savaşa tutuştular. Femıhşah da onları kırıp geçirdi. Komutanlarından Nasıra valisi Hanfri'yi öldürdü. Hanfri büyük Haçlı kontlarından ve şövalyelerindendi. Savaşmaktan hiç çekinmezdi. Allah, bu savaşta onu helak etti. Sonra Sultan Selahaddin, yeğeninin peşinden gitti. Kesve'ye vardığında Haçlı ölülerinin başlarını mızraklar üzerinde gördü. Yeğeninin ganimet ve esirleri de beraberinde getirmiş olduğunu gördü.
Bu senede Beytü'l-Ahzan yanında çöldeki yolcular için bir kale yaptılar. Ancak burayı Müslümanlarla savaşta bir gözetleme yeri haline getirdiler. Ayrıca bu sayede müslümanların yolunu da keseceklerdi. Haçlıların emiri kendisiyle Sultan Selahaddin arasındaki antlaşmayı bozdu. Her taraftan İslam ülkesine hücum ettiler ki,Müs!ümanları oyalasınlar. İslâm ordusu her bir tarafa dağılsın. Hep bir arada bulunmasın. Sultan Selahaddin, kardeşinin oğlu Ömer'i Hama'da bıraktı. Yanına İbn Mukaddem ile Seyfeddin Ali b. Ahmed el-Meştub'u da vermişti. Bunlar o yöreyi koruyacaklardı. Bika'da gözetim altında tutacaklardı. Humus sınırına da amcasının oğlu Nasirüddin b. Esedüddin Şirkuh'u tayin etti. Mısır'da naibi olarak bulunan kardeşi Melik Ebu Bekir el-Adil'e de haber salarak Haçlılarla savaşmada kullanması için kendisine 1.500 süvari göndermesini istedi. Haçlılara bir mektup yazarak Beytü'l-Ahzan yanında çölde kalmış kimselerin barınması amacıyla yaptırdıkları, ama başka amaçla kullandıkları kaleyi yıkmalarım istedi. Onlar da bu kalenin yapımına sarfettikleri parayı kendilerine vermesi halinde ancak yıkabileceklerini söylediler. Sultan Selahaddin de onlara 60.000 dinar verdi. Ama kabul etmediler. Sonra 100.000 dinara çıkardı. Ancak bunu da kabul etmemeleri üzerine kardeşinin oğlu Takiyyüddin Ömer ona: «Bu parayı İslâm ordusuna sarfet ve askerlerinle gidip o kaleyi yık» dedi. O da kardeşinin oğlunun bu tavsiyesine uydu. İleride anlatacağımız gibi ertesi sene gidip kaleyi yıktı.
Bu senede halife Müstedi, İmam Ahmed b. Hanbel'in mezarının üzerine şöyle bir levha yazılıp konulmasını emretti. Önce Ayet el-Kürsi yazılacak sonra da şu ibare, levha'nın alt kısmında yer alacaktı: "Bu, sünnetin tacı, ümmetin yüksek himmetli alimi, âbid, fakih, zahid olan büyük bilgininin mezarıdır.»
Bu levhanın en son kısmında da vefat tarihi yazılacaktı. Yüce Allah rahmet etsin.
Bu senede Bağdat'ta Rafizîler için sahabilerle onları seven kimselere sövgu dolu ifadeler içeren şiirler okuyan bir şair yakalandı. Halifenin emri üzerine onun için Özel bir meclis kuruldu. Sonra sorguya çekildi. Habis bir Rafizi propagandacısı olduğu anlaşıldı. Fakihler dilinin ve ellerinin kesilmesi için fetva verdiler. Bu fetvanın gereği yapıldı. Sonra halk onu linç etmek için ele geçirmek istedi. Ona tuğla parçalan savurdular. O da kendini Dicle'ye attı. Nehirden çıkarıp vurdular. Nihayet can verip Öldü. Bir ip alıp ayağına bağladılar. Yüzüstü sürüyerek şehrin
her tarafını, çarşı ve pazarı dolaştırdılar. Sonra da onu bir kireç ve tuğla fırınına attılar. Güvenlik görevlileri onu halkın elinden kurtaramadı.
Hicretin Beşyüzyetmişdördüncü Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler
Es'ad B. Belderek El-Cibrilî
Hadis dinledi. Müzâkeresi hoş, kavrayışı iyi bir âlimdi. Bu senede 104 yaşında vefat etti.

