Bu senede mundar Besasirî'nin fitnesi ortaya çıktı. Besasirî'nin asıl adı Arslan et-Türkî idi. Bu olay şöyle gelişmişti: Tuğrul Bey'in kardeşi İbrahim Yinal, Tuğrul Bey tarafından vali olarak tayin edilmiş olduğu Musul şehrini terkedip Cebel mıntıkasına gitti. Kardeşi Tuğrul Bey onu yanına çağırdı. Ona mTat giydirdi. Durumunu düzeltti, ama bu esnada Besasirî, Arap emiri Kurayş b. Bedran'la birlikte Musul'un üzerine yürüdü ve orayı ele geçirip kalesini tahrib etti. Sultan Tuğrul Bey sür'atle oraya gitti ve Musul'u bunlardan geri aldı. Besasirî ve Kurayş b. Bedran ondan korkup kaçtılar. Tuğrul Bey de onları Nusaybin'e kadar kovaladı. Kardeşi İbrahim Yinal ondan ayrıldı. Ona isyan etti ve Hemedan'a kaçtı. Bunu Besasirî'nin teşvikiyle yapmıştı. Tuğrul Bey de askerlerini geride bırakıp kardeşinin peşinden gitti.
Arkada bıraktığı askerleri dağıldılar. Ona tabi olanların sayısı azaldı. Tuğrul Bey'in zevcesi Hatun ile,veziri el-Kündürî Bağdat'a döndüler. Sonra İbrahim Yinal'in Tuğrul Bey'e galip olduğu ye Tuğrul Bey'in Hemedan'da mahsur kaldığı haberi Bağdat'a ulaştı. İnsanlar bundan rahatsız oldular. Paniğe kapıldılar. Bağdat'ın düzeni bozuldu. Besasirî'nin Bağdat'a gelmekte olduğu ve En-bar'a yaklaştığı haberi de Bağdat'a ulaştı. Vezir Kündürî artık Bağ-dat'dan kaçmaya kesin karar vermişti. Tuğrul Bey'in zevcesi Hatun onu yakalatmak istedi, ama o da yanından ayrılıp Bağdat'ın batı yakasına geçti. Evi yağmalandı. Bağdat'ın doğu ve batı yakalannı birleştiren köprü yıkıldı. Tuğrul Bey'in zevcesi Hatun ordunun basma geçti ve kocası Tuğrul Bey'i kurtarmak amacıyla Hemedan'a gitti. Vezir Kündürî de Ebu Şirvan b.
Tuman ve Tuğrul Bey'in zevcesi Hatun'un mezkur annesi ile birlikte geride kalan askerlerin başına geçerek Ahvaz tarafına gittiler. Bağdat'ta bir tek savaşçı asker kalmadı. Halife de oradan çıkmaya niyetlendi. Keşke çıkmış olsaydı, ama sonra sarayı ve ailesiyle birlikte Bağdat'ta ikamet etmek onun hoşuna gitti. Rahata aldanarak Bağdat'ta kaldı. Şehirde savaşçı askerler kalmayınca halka «Bağdat'tan göçmek isteyen dilediği yere gidebilir» diye duyuru yapıldı. İnsanlar tedirgin oldular. Kadınlar, erkekler ve çocuklar ağlamaya başladılar. İnsanların çoğu Bağdat'ın batı yakasına geçtiler. İki tarafı birleştiren köprü tahrip edilmiş olduğundan bir kişinin karşı tarafa geçiş parası bir ve iki dinarı tbnül-Cevzî dedi ki: «O gecede halifenin sarayının üzerinde toplu k rahatsız edici bir şekilde Öten on kadar baykuş uçtu.
Reis'ür-Rüe-• a denildi ki: «Halife'nin Bağdat'ta savaşçı asker kalmayışı yüzün-
a denild
başka bir yere göçmesi maslahatın gereğidir.» Ancak halife bu öne- kabul etmedi. Şehri ve sarayı korumak için halktan bazı güvenlik dildi Bl hüküt kğd ilhkabu
e vlileri temin edildi. Bunlara hükümet konağından çok sayıda silah g°rildi Bu senenin zilkade ayının sekizinde pazar günü Besasirî Bağ-H t'a geldi. Beraberinde Mısır'ın beyaz sancakları ve bayrakları vardı. Rastaki bayrakların üzerinde Mustansır Billah Ebu Temim Maad Emi-ü'1Mü'minin ibaresi yazılıydı. Kerh mahallesinin Rafızî sakinleri Besasirî'yi karşıladılar ve onun kendi mahallelerine gelmesini istediler. O da Kerh mahallesine girdi. Oradan geçerek Meşraatü Zaviya'ya geçti. Orada ordugah kurdu. O esnada insanlar son derece açlık ve yokluk içindeydiler. Kurayş b. Bedran da 200 kadar süvari ile birlikte Babü'l-Basra mıntıkasına karargah kurdu. Besasirî, hırsızları ve yankesicileri topladı. Onları hilafet sarayını yağmalamaya azmettirdi. Kerh mahallesi sakinleri de Babü'l-Basra'daki Sünnîierin evlerini yağmaladılar.
Kadil-kudat ed-Damiganî'nin evi de yağmalandı. Mahkeme sicilleri ve defterlerinin çoğu ele geçirilip aktarlara satıldı. Halifenin hizmetiyle ilgili kimselerin de evleri yağmalandı. Rafizîler ezan okurken tekrar «Hayye ale hayril amel» demeye başladılar. Bağdat'ın diğer taraflarında da cemaatle kılınan beş vakit namazların ve cuma namazının ezanlarında da bu şekilde ezan okundu ve Bağdat'ta halife Mustansır el-Ubeydî adına minberlerde ve diğer yerlerde hutbe okundu. Onun adına altın ve gümüş paralar bastırıldı. Hilafet sarayı kuşatma altına alındı. Reisü'r-Rüesa lakabını alan Vezir Ebü'l-Kasım el-Mesleme, beraberindeki güvenlik görevlileriyle birlikte sarayı savundu, ama bu savunma bir yarar sağlamadı. Halife siyah sarık ve abasını giyinip elinde yalın kılıcı, başında sancağı çevresinde de Abbasilerden bir zümre insan, yüzlerini başlarını saçlarım açıp saçmış cariyeler, mızraklarının başında musha-n şerif bulunan askerler, önündeki kılıçlı hizmetçilerle birlikte atma binip ortaya çıktı.
Sonra da Arap emiri Kurayş b. Bedran'dan kendisini, aile efradını, veziri İbn Mesleme'yi koruması için taahhüt aldı. O da bu hususa ona teminat verip taahhüdde bulundu. Ve onu bir çadıra yerleştirdi. Besasirî, bu taahhüd ve eman verişi nedeniyle Kurayş b. Bedran'ı kınadı ve ona şöyle dedi:
«Biliyorsun ki daha önce halifeye karşı seninle aramızda bir anlaş-maya varmıştık. Bu anlaşma gereğince sen benden görüş almadan hiç ,ır hususta karar vermeyecektin. Ben de senden görüş almadan hiç bir
ususta karar vermeyecektim. Aramızda her ne suretle olursa olsun
undan başka bir hüküm geçerli olmayacaktı.»
Sonra Besasirî, Kasım b. Mesleme'yi yakalayıp feci şekilde azarlayıp kınadı. Onu şiddetlice dövdü, horlayıp yanında tutuklu bıraktı. Hilafet sarayının her tarafını yağmalattı. Saraydan aldıkları mücevherlerin, ipekli kumaşların, altınların, gümüşlerin, eşyaların, elbiselerin, bineklerin haddi hesabı yoktu. Sonra Besasirî ile Kurayş b. Bedran halifeyi Hadisetü Ane emiri Muharriş b. Mücella enNedvî'ye göndermeye karar, verdiler. Muharriş, Kurayş b. Bedran'ın amcazade siydi. Dindar ve mürüvvetti bir kimseydi. Halife bu durumu duyunca Ku-rayş'ın yanma gitti. Bağdat'tan çıkmak istemediğini söyledi, ama bunun yararı olmadı. Kurayş onu kendisinin ve Besasirî'nin adamları refakatinde bir mahfeye bindirerek Hadisetü Âne'ye gönderdi. Halife oraya gitti ve Muharriş'in yanında tam bir sene kaldı. Yanında aile efradından da hiç kimse yoktu. Anlatıldığına göre halife oradaki ikameti ile ilgili olarak şöyle demiştir:
«Hadisetü Ane'de ikamet etmekte iken bir gece kalkıp namaza durdum. Kalbimde Allah'a yalvarmanın tatlılığım hissettim. Sonra kalbime doğduğu şekilde Aziz ve Celil olan Allah'a şöyle dua ettim:
«Allah'ım, beni vatanıma gönder. Aile efradım ve çoluk çocuğumla buluşmayı, bir araya gelmeyi bana nasib et. İnsanların ünsiyet bahçesini tekrar çiçeklendir. Akrabalık mıntıkasını şenlendir. Sıkıntıyı gider. Cefayı çembere al»
Ben böyle dua ettikten sonra Fırat kıyısından bir ses geldi. Sesin sahibi «Evet evet» diyordu. Kendi kendime «Bu bir başkasına seslenen bir adamın sesidir» dedim. Tekrar Allah'a yalvarıp yakarmaya başladım yine aynı sesin sahibinin «seneye kadar seneye kadar» dediğini duydum. Sonra kendi kendime «Bu gayıbtan gelen bir sestir. Bunu Cenâb-ıAllah, hadiselerin doğrultusunda konuşturuyor» dedim ve hadiseler gerçekten o doğrultuda cereyan etti.»
Gerçekten de halife bu senenin zilkade ayında kendi sarayından çıkıp Hadisetü Ane'ye gitmişti. Ertesi senenin zilkade ayında sarayına dönmüştü. Halife Kaim Biemrillah Hadisetü Ane'deki ikameti ile ilgili olarak durumunu anlatan şu şiirini inşâd etmişti:
«Kendilerine karşı ümit beslediğim kimseler beni yanılttılar. Ama sonradan bana dostluk gösterenlerin ismi cismi hatırımdan geçmemişti.
Zamanın hadiselerinden bir şeyler öğrenin.
Hiç kimsenin kimseye şefkat göstermediğini gördüm.
Zaman da sadece bana bir dem vaatte bulunulmuştur.
O demde muzaffer olacağım ama,
O dem ne zaman gelir.
Günüm geçiyor, her günümü tamamladığımda,
Yarın amacıma ulaşırım diye kendimi avutuyorum. Kahrolası nefis, hep ümitlerle rahatlıyor.
ve emellerle sabah akşam gıdalanıyor.»
Besasirî'ye ve onun Bağdat'ta yaptıklarına gelince o, kurban bayra-da bineğine bindi. Namaza gitti. Hatiplere ve müezzinlere beyaz elbiseler giydirdi. Adamlarına da aynı şekilde beyazlar giydirmişti. Banda Mısır sarığı vardı. Mısır halifesi adına hutbe okuttu. Rafizîler son derece memnun oldular. Irak'ın diğer mıntıkalarında da ezanda "Hayye ala hayril amel" cümlesi okundu. Besasirî, Bağdat'ın önde gelenlerinden büyük bir intikam aldı. Kendisine düşmanlık gösterenlerden bir kısmını boğdurdu. Taraftarlarına ve sempatizanlarına da bolca azıklar verdi Adaletli olduğu izlenimini verdi. Zilhicce ayının bitimine iki gece kala pazartesi günü Reisü'r-Rüesa lakabını taşıyan Vezir İbn Mesleme'yi huzuruna getirtti. İbn Mesleme, yün bir cübbe ve kırmızı keçeden bir fes giymişti. Boynunda deri kaplı muskalar vardı.
Kızıl tüylü bir deveye bindirildi. Şehirde dolaştırıldı. Arkasında da onu kırbaçlayan kimseler vardı. Kerh mahallesinden geçirilmekte iken üzerine çöp kovaları boşaltıldı. Yüzüne tükürdüler. Lanetlediler, sövdüler. Hilafet sarayının karşısında durduruldu. O bu halde iken de şu ayet-i kerimeyi okuyordu: «Ey Muhammed de ki: «Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin, dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın; iyilik elindedir. Doğrusu sen, her şeye kadirsin.» (ÂH îmrân, 26). Şehirde teşhir işi tamamlandıktan sonra askeri garnizona getirildi. Ona boynuzlan çıkarılmamış bir öküz derisi giydirdiler. Yanaklarına da çengel taktılar. Sonra sehpaya asıldı. Akşama dek çırpındı ve sonra vefat etti. Allah rahmet etsin. Son sözü şu olmuştu: «Beni said olarak yaşatan ve şehid olarak öldüren Allah'a hamdolsun.»
Bu senede Irak diyarında ekinlerin çoğunu telef eden ve bazı çiftçileri öldüren şiddetli dolular yağdı. Dicle suyu fazlasıyla kabardı. Yine bu senede mezkur fitneden bir ay önce Bağdat'ta şiddetli bir deprem meydana geldi. Evlerin çoğu yıkıldı. Bu depremin Hemedan, Vâsıt, Tikrit ve Ane mıntıkalarında da görüldüğüne dair haberler Bağdat'a geldi. Hatta depremin şiddetinden ötürü bazı değirmenlerin durduğuna söylenmişti- Bu senede Bağdat'ta yağmalama hadiseleri çoğaldı. Öyle ki başlardaki sarıklar dahi alınıp götürülüyordu. Şeyh Ebu Nasr b. Sabbağ'm sarığı ve taylesanı cuma namazına gittiği esnada başından alınıp götürüldü. Bu senenin sonlarında Tuğrul Bey, Hemedan'dan çıktı. Kardeşi ile savaştı ve onu mağlub etti. İnsanlar bu duruma sevindiler ve ferahladı-**lama bu sevinçlerini Besasirî'den korktukları için açığa vurmadılar. Tuğrul Bey, vefat eden kardeşi Davud'un oğullarının yardımına başvurdu. Bunlarla birlikte kardeşi İbrahim'le savaştı. Bunlar, İbrahim'i mağlup edip hicri 451. senenin başlarında esir aldılar. Hepsi amcaları Tuğrul Beyin etrafında toplandılar. O da bunlarla birlikte Irak taraflarına gitti ve hicretin 451. senesinde anlatacağımız hadiseleri gerçekleştirdiler. Bunu inşaallah ileride anlatacağız.
Hicretin Dörtyüzellinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler
Hasan B. Muhammed Ebu Abdullah Elunî
Feraiz ilminde meşhurdu. Şeyhü'l-Harbî lakabını taşırdı. Şafiî mezhebine mensubtu. Besasirî fitnesinde Bağdat'ta öldürüldü ve arefe gününe rastlayan bir cuma gününde defnedildi.
Tuğrul Beyin Kardeşi Davud
Davud, Tuğrul Bey'den yaşça daha büyüktü. Bu senede vefat etti. Yerine oğulları geçtiler.

