El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Dörtyüzkırkdokuzuncu Senesi

Bu senede Bağdat'ta ve diğer beldelerde peşpeşe kıtlık ve ölümler meydana geldi. Öyle ki bir çok evler sahipsiz kaldı, içi boşaldı. Hatta evlerin kapılan içerideki kimselerin ölümü yüzünden kapandı. Yoldan geçenler hiç …

Bu senede Bağdat'ta ve diğer beldelerde peşpeşe kıtlık ve ölümler meydana geldi. Öyle ki bir çok evler sahipsiz kaldı, içi boşaldı. Hatta evlerin kapılan içerideki kimselerin ölümü yüzünden kapandı. Yoldan geçenler hiç kimseyle karşılaşamaz oldular. Azık kıtlığından dolayı insanlar, leşleri ve kokuşmuş şeyleri yemek mecburiyetinde kaldılar. Bir kadının yanında küflenip yeşermiş bir köpek bacağı görüldü. Bunu yemek mecburiyetinde kalmıştı. Bir erkek de bir çocuğu tandırda kızartıp yemişti. Bir kuş leşi duvardan yere düşmüş; beş kişi onu kapışıp aralarında paylaşmış ve yemişlerdi.

^ Buhara'dan gelen bir mektupta anlatıldığına göre orada ve oraya bağh kazalarda bir günde 18.000 kişi ölmüştü ve bu veba sebebiyle o mıntıkalarda bu mektubun yazıldığı güne kadar bir buçuk milyon insanın öldüğü tesbit edilmişti. İnsanlar bu mıntıkalarda dolaşırlarken boş caddeler, ıssız yollar ve kilitli kapılarla karşılaşıyorlardı. Her taraf ıssızdı, insansız kalmıştı. İbnü'l-Cevzî böyle demiştir. Yine onun dediğine göre Azerbaycan'dan gelen haberler arasında o mıntıkalarda büyük bir V h /algmi meydana gelmişti. O beldelerde çok az sayıda insan bu vebadan kurtulmuştu. Ahvaz, Buvat ve buralara bağlı mıntıkalarda da veba salgını meydana gelmişti. Bütün ülke veba tehdidi altındaydı. Bunun en büyük sebebi de açlıktı. Yoksul kimseler köpekleri pişirip yiyor-ezarları açarak ölüleri çıkarıp pişirip yiyorlardı. İnsanların gece

gündüz meşguliyetleri sadece ölü eti yıkayıp teçhiz etmek ve mezara

mmekti. Bir çukur kazılıyor, oraya yirmi-otuz ceset defnediliyordu.

İnsan oturmakta iken kalbi kan basıncından ötürü çatlıyor, ağzına bir damla kan geliyor ve o anda ölüyordu. Bu durumu gören insanlar tevbe ettiler, mallarının çoğunu sadaka olarak dağıttılar, ama sadaka olarak vermek istedikleri paralarım kimse kabul etmiyordu. Fakire çok miktarda dinar, dirhem ve elbise veriliyor ama o «ben açlığımı giderecek bir parça ekmek istiyorum» diyordu. Ekmek bulunamıyordu. İnsanlar evlerindeki içkileri döktüler. Oyun ve müzik aletlerini kırdılar. İbadet etmek ve Kur'an okumak için mescidlere kapandılar. İçinde içki bulunup-ta bütün aile efradı ölmeyen ev sayısı gerçekten çok azdı. Yedi gün süreyle can çekişmekte olan bir hasta adamın yanma gidildi. Hasta adam evin bir tarafını parmağıyla gösterdi. Oraya gittiklerinde bir şarap küpü gördüler. Şarabı döktüler ve hasta adam o anda ruhunu teslim etti. Bir adam mescitte vefat etti. Yanında 50.000 dirhem para buldular. Bu para halka arzedildi ama hiç kimse bu parayı kabul etmedi ve paralar mescitte dokuz gün kaldığı halde hiç kimse bunu istemiyordu. Bir süre sonra dört kişi bu parayı almak için mescide girdiler ve paraları almak isterlerken düşüp öldüler. Bunlardan hiçbiri o mescitten diri çıkamadı aksine hepsi Öldüler.

Şeyh Ebu Muhammed Abdülcebbar b. Muhammed'in 700 fıkıh öğrencisi vardı. Kendisi vefat ettiği gibi onikisi hariç bütün öğrencileri de öldüler. Sultan Debis b.Ali barış yaptıktan sonra memleketine döndüğünde ahalisinin vebadan ötürü öldüğü ve orada çok az sayıda insan kaldığı için memleketinin harap olduğunu gördü. Adamlarından birini elçi olarak bir yere gönderdi. Bir grup insan onu yakalayıp öldürdüler. Pişirip etini yediler.

Ibnü'l-Cevzî dedi ki: «Bu senenin cemaziyelahir ayının bitimine yedi gün kala çarşamba günü Bağdat'ın Katiatü İsa mahallesi, Sukut Taam, Kiniş, Ashabü's-Sıkt, Babü'ş-Şair, Aktarlar Çarşısı, Suku'1-Aris, Emmatiler, Haşşabiler çarşıları ile kasaplar ve hurmacılar pazarlarının yanısıra Suk-u Mihvel, Nehri Zeccac, Süveykat-ü Galip, Saffarm, Sabbağin ve diğer bir çok yerleri yandı. Bu da insanların maruz kaldıkları açlık, kıtlık ve ölüm belasına ek bir musibet oldu. İnsanlar halden düştüler. Zayıfladılar öyleki bu yangının ateşi daha da fazlalaştı ve yapacağını yaptı. «İnnâ lillah ve İnnâ ileyhi raciûn (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).»

Bu senede Bağdat'ta hırsızlar ve yankesiciler çoğaldı. Gündüz bile milletin paralarını gasbettiler. Gece-gündüz demeden evlere baskın yaptılar. Şiilerin sözcüsü kelama Ebu Cafer et-Tusî'nin evine de baskın yapıldı, kitapları ve eserleri ile sapıklık ve bidati hususunda kullanmakta olduğu defterleri yakıldı. Hamd ve minnet Allah'adır.

Bu senede Sultan Tuğrul Bey Musul dönüşünde Bağdat'a geldi. Halk ve ileri gelenler onu yolda karşıladılar, Reis'ür-Rüesa, halifeninmis olduğu mücevherle işlenmiş murassa bir hil'ati ona giydirdi.

o1 " il Bey yeri öptü. Bunlardan sonra hilafet sarayına girdi. Halife'nin

-gerdiği bir ata binerek yanına gitti. Huzura vardığında halifenin ye-

H°zira uzunluğunda bir tahta oturmuş olduğunu, Peygamber hırkasını

uzuna attığını, elinde de kırbacı tuttuğunu gördü. Yeri öptü. Hali-

f'vûn tahtından aşağıda daha alçak bir tahtta oturdu. Sonra halife; Re-

is'ür-Rüesa'ya dedi ki:

«Ona deki, müminlerin emin bu çabalarından oturu sem övüyor, vaptıklarmdan ötürü de sana teşekkür ediyor. Kendisine yakınlığı sebebiyle ünsiyet buluyor. O, Cenâb-ı Allah'ın kendisine vermiş olduğu beldelerine seni hakim tayin ediyor. Seni hâkim ve sultan olarak tayin etti-&i yerlerde Allah'a karşı gelmekten sakın, memleketi imar etmek için çaba sarfet. Kulların durumunu İslah et. Adaleti yay. Zulme engel ol.» Amidü'd-Devle, halifenin bu söylediklerini ona tercüme etti. O da kalkıp halifenin huzurunda yeri Öpüp şöyle dedi:

«Ben müminlerin emirinin hizmetçisi ve kölesiyim. Onun emir ve yasaklan doğrultusunda tasarrufta bulunacağım. Bana verdiği yetki ve görevden dolayı da şerefyâb olmaktayım. Bu işi başanyla yapmak için Allah'tan yardım ve muvaffakiyet diliyorum.»

Sonra halife, hiFat giymesi için ayağa kalkmasını söyledi. O da geniş alanda kalkıp bir odaya girdi. Üzerine yedi hil'at giydirildi. Başına taş konuldu. Tekrar huzura dönüp halife'nin elini öptükten sonra tahta oturdu. Halife'nin elini Öpmeğe çalıştıysa da başındaki tac buna engel oldu. Halife bir kılıç çıkarıp beline taktı ve kendisine şarkın ve garbın sultanı diye hitap edildi. Üç sancak getirildi. Halife bunlardan birini kendi eliyle bağlayıp ona teslim etti. Ferman getirilip halifenin huzurunda okundu. Halife ona, halka adilce davranmasını ve bu hususta Allah'tan korkmasını tavsiye etti. Tekrar kalkıp halifenin elini öpüp başına götürdü. Sonrada büyük bir debdebeyle saraydan çıkıp kendi konağına gitti. Giderken önünde hacipler ve tam tekmil askerleri vardı. İnsanlar ona saltanat tebriklerini sunup selam vermeye geldiler. O da halifeye büyük armağanlar gönderdi. Gönderdiği armağanlar arasında 50 000 dinar para, binekleri silahlan ve kuşaklanyla elli Türk köle, çe-Şitlı beşyüz elbise vardı. Tuğrul Bey, Reisü'r-Rüesa'ya da 5.000 dinar para ve elli parça kumaş ve diğer armağanlar sundu»

Bu senede Mısır hükümdan, veziri Ebu Muhammed Hasan b. Ab-

aurrahman el-Bazirî'yi tevkif etti. Onun devlete 3.000 dinar borçlu oldu-

pna dair yazılı ifadesini aldı. Seksen adamını gözaltına aldı. Tevkif edi-

en bu vezir, Hanefî fikıhçısıydı. İlim ehline ve Mekke, Medine ahalesine

asanda bulunurdu. Şeyh Ebu Yusuf el-Kazvinî onu methederdi.

Hicretin Dörtyüzkırkdokuzuncu Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler