Bu senede Dımaşk valisi Tutuş ile Haleb, Antakya ve yöresinin valisi Süleyman h. Kutalmış arasında bir savaş meydana geldi. Süleyman'ın askerleri bozguna uğradı. Kendisi de yanındaki bir hançerle kendini öldürüp intihar etti. Sultân Melikşah, İsfahan'dan gelerek Haleb'i zaptetti ve o yörelerde geçtiği her mıntıkayı, mesela Harran, Urfa ve Ca'ber kalesini ele geçirdi. Ca'ber, gözlerini kaybetmiş yaşlı bir adamdı. İki oğlu vardı. Yol kesiciler gidip ona sığınırlar, onun yanında korunurlardı. Sultan Melikşah, Ca'ber'in oğlu Sabıkla mektuplaşarak kaleyi kendisine teslim etmesini istedi. Ancak Sabık, Ca'ber kalesini ona teslime yanaşmadı. Bunun üzerine Sultan Melikşah oraya mancınıklar ve arradeler dikerek şehri taşlattı ve fethetti. Sonra da Sadık'm öldürülmesini emretti. Sadık'm zevcesi, Sultan Melikşah'a «beni de kendisiyle birlikte öldürmedikçe, kocamı öldürme» dedi. Sadık kaleden tepe üstü düşerek öldü. Sonra sultan, düşman askerlerinin ortasına gidilmesini emretti. Sadık'm karısı da kocasının peşisıra kendini burçlardan atarak ölmek istedi, ama ölümden kurtuldu. Bazıları onu bu hareketinden ötürü kınadıklarında şöyle cevap verdi: «Bir Türk'ün bana ulaşmasını istemedim. Bu benim üzerimde bir utanç lekesi olarak kalırdı.» Bu cevabı hoş karşılandı.
Sultan Melikşah, Haleb üzerine Kasimü'd-Devle Aksungur et-Türkî'yi naib olarak bıraktı. Aksungur, Şehid Nureddin'in dedesiydi. Sultan Melikşah, Rahbe, Harran, Rakka, Suruç ve Habur'a da Muham-med b. Şerefü'd-Devle Müslim'i naib olarak bıraktı ve onu kızkardeşi Züîeyha Hatun'la evlendirdi. Fahrü'd-Devle b. Cüheyr'i Diyarbakır valiliğinden azletti ve orayı Amid Ebu Ali elBelhî'ye teslim etti. Seyfü'd-Devle Sadaka b. Debis el-Esedî'ye hil'at giydirdi ve onu babasının hüküm sürdüğü yerlerde naib olarak bıraktı. Bu senenin zilkade ayında Bağdat'a girdi. O ilk defa Bağdat'a giriyordu. Şehitlikleri ve mezarları ziyaret ettikten sonra halifenin huzuruna girdi. Elini öpüp alnına götürdü. Halife de ona kıymetli hil'atler giydirdi ve insanların idaresini ona verdi. Halife de karşısında Nizamülmülk durduğu halde diğer emirleri
birer birer onunla tanıştırdı. Adlarını ve askerlerinin miktarı ile ikta' arazilerini bildirdi. Sonra halife onun üzerine kıymetli hil'atler giydirdi. Bundan sonra Sultan Melikşah halifenin huzurundan çıkıp Nizamiye medresesine gitti. Orayı daha önce görmüş değildi. Görünce çok beğendi. Yalnız küçük olduğunu söyledi. Medrese hocalarını, öğrencilerini ve orada bulunanları beğendi. Allah'a hamdetti ve bunu kendi rızası için yapılan halisane bir iş kılmasını diledi. Sonra medresenin kütüphanesine indi. Orada kendi duyduğu hadisleri yazdırarak bir cüz meydana getirdi. Muhaddisler onu dinlediler. Şeyh Ebü'l-Kasım Ali b. Hüseyin el-Haseni ed-Debusî büyük bir alâyişle Bağdat'a geldi. Şeyhi, Ebu Sa'd el-Mütevellî'den sonra Nizamiye medresesi müderrisliğine tayin edildi.
Bu senenin rebiyülahir ayında Camiü'l-Kasır'daki minarenin onarımı tamamlandı ve orada ezan okundu. Bu senede Irak, Cezire ve Şam'da korkunç bir deprem meydana geldi. Bu yüzden birçok bina yıkıldı. İnsanların çoğu çöle çıktılar. Sonra yerlerine döndüler.
Bu senede emir Humartekin el-Hasnanî insanlara hac ettirdi. Mekke ve Medine'de Mısırlılar adına hutbe okutulmasına son verildi. Mısır halifesinin adının yazılı olduğu levhalar Ka'be'nin kapısından söküldü. Yerine yeni levhalar konuldu ve üzerine Muktedî'nin adı yazıldı.
İbnü'l-Cevzî dedi ki; «Sindiyye ile Vâsıt arasında sol eli kesik bir adam ortaya çıktı. Yol kesmeye başladı. Asma kilitleri kısa bir sürede açıyor, iki dalışta Diclenin dibine dalıyor ve atlarken yirmibeş zira yüksekliğinde atlıyordu. Düz duvarlara tırmanıyor ve hiç kimse ona güç ye-tiremiyordu. Salimen Irak'tan çıktı.
Bu senede Mansur Camii'ndeki bir fakir vefat etti. Çıkınında altı-yüz mağribi dinarı bulundu. Bu dinarlar büyük ve sağlamdı. En güzel ve en katıksız altından yapılmışlardı.
Bu senede Seyfü'd-Devle, Sultan Celalü'd-Devle Ebu'1-Feth, Melikşah için büyük bir ziyafet verdi. Bu ziyafet için 1.000 koyun ve yüz deve ve diğer hayvanları kesti. 20.000 men şeker sarfetti (bir men 920 gram) ayrıca çeşitli türden kuşlar ve diğer hayvanlar da kesti. Tatlılar yaptırdı. Sultan bundan çok az birşeyi alıp yedi. Sonra davetlilere işaret etti. Hepsi yemeye başladılar. Yemek tüketildi. Buradan da kalkıp bir çardağa geçti ki o büyük çardağın eşi ve benzeri görülmemişti. Orada emsalsiz ipekler serilmiş, perde olarak kullanılmıştı. Orada beşyüz gümüş ve çe-Şitlı heykellerde anber, misk ve Öd ağacı vardı. Diğer güzel şeyler de o çardağa konulmuştu. Seyfü'dDevle orada özel bir sofra hazırlattı. Sulan Melikşah orada da yemek yedi. Kendisine yirmibin dinar para verildi. O çardak ve içindeki herşey tümüyle sultana arzedildi. Sultan oradan kalkıp gitti. Doğrusunu Allah bilir.»

