Büyük mücahid, gazi ve Hindistan fatihi Mahmud b. Sebüktekin adındaki azametli hükümdar bu senenin rebiyülevvel ayında vefat etti. Bu zat, İslâm ülkesinin sınırlarını koruyan, uç bölgelerini muhafaza eden, mansur ve müeyyed bir gazi idi. Lakabı Yeminü'd-Devle, künyesi Ebü'l-Kasım'dı. Adı da Mahmud b. Sebüktekin'di. Gazne'nin ve o yöredeki büyük mıntıkaların hakimi, Hindistan beldelerinin çoğunun fatihi, putlarının kırıcısı, Hintlilerin canlarının alıcısı ve en büyük sultanlarım mağlub edendi. Rahmetli Mahmud b. Sebüktekin iki sene kadar hastalık çekti, ama bu süre zarfında yatağa uzanıp yatmadı. Yastığa yaslanmadı. Aksine hasta halde otururken bir yere yaslanırdı. Bu da onun şehametinden, cesaretinden, azminin kuvvetinden dolayıydı. Vefat ederken altmış yaşındaydı. Allah rahmet etsin. Kendisinden sonraki dönem için oğlu Muhammedi veliaht tayin etmişti. Ancak oğlu Muham-med hükümdar olamamıştı. Kardeşi Mesud b. Mahmud ona karşı isyan etmiş, hükümdarlık talebinde bulunmuş, kâfir beldelerinin irili ufaklı kasabalarından kendisinin fethettiklerinin yanısıra babasının da memleketlerini istila etmişti. Böylece bu senenin sonunda o mıntıkaların doğusunda ve batısında hakimiyet onun eline geçti. Her taraftan ona elçiler, hükümdarlarının temsilcisi olarak selam getiriyor; saygı ve ikram gösteriyor, tam teslimiyet arzediyorlardı. Babası Mahmud b. Sebükte-kin'in biyografisi ileriki sayfalarda anlatılacaktır.
Bu senede Mahmud b. Sebüktekin'in Hindistan'a gönderdiği birlik, oranın bir çok şehirlerini fethetnıişti. Özellikle Nersi şehri büyük bir şehir olup oraya 100.000 savaşçıyla girmişlerdi. Bu savaşçıların bir kısmı süvari bir kısmı piyadeydi. Şehrin aktarlar ve mücevherciler çarşısını gündüz tamamıyla yağmalamışlar, ancak bir çok koku, esans, misk, mücevher, inci ve yakutu taşıma imkânını bulamamışlardı. Bütün bu işler olup biterken o şehrin ahalisinin bir çoğu bundan haberdar olmamıştı. Çünkü şehir çok büyüktü. Uzunluğu bir Hint konağı, genişliği de yine bir Hint konağı kadardı. Burada çeşitli mallar, armağanlar elde etmişlerdi ki bunların haddi ve evsafı belirtilemez. Hatta denilir ki savaşİar burada elde ettikleri altın ve gümüşü ölçeklerle paylaşmışlardı. Daha Önce buraya hiçbir İslâm ordusu gelememişti. Ne bu seneden önce e de bu seneden sonra oraya ulaşan başka İslâm ordusu yoktur. Burası Hindistan'ın mal ve zenginlik bakımından en büyük şehriydi. Hatta an-1 tıldığ1118 göre buradan mal ve erzak bakımından imkânı daha çok baş-- kjr şehir yoktur. Bununla beraber ahalisi kâfir olup putlara tapardı. Müslümandan dünyaya selam. Burası, hükümdarın bulunduğu şehir-M Müslümanlar buradan erkek ve kız çocukları, köleleri esir almışlardı ki sayılan belirtilemiyecek kadar çoktur.
Bu senede yine Rafizîier çirkin bid'atlerini aşura gününde icra ettiler. Çarşı pazara bornozlarını, mendillerim astılar, dükkânlarım kapattılar, Hz. Hüseyin'e sokaklarda ve caddelerde ağıt yakıp ağladılar. Ehli Sünnet de ellerine aldıkları demir çubuklarla bunların üzerine saldırdı. İki taraf şiddetlice savaştı ve her iki taraftan da çok sayıda insanlar öldürüldü. Aralarında belâsı her tarfa sıçrayan fitne ve serler cereyan etti.
Bu senede Mü'minlerin Emiri Kadi Billah hastalandı. Kendisinden sonraki dönem için Ebu Cafer Kaim Bi-Emrillah'ı kadıların, vezirlerin ve emirlerin huzurunda veliahd tayin etti. Hutbe veliahd adına okundu. Veliahdın adı tedavüldeki paraların üzerine yazıldı.
Bu senede Bizans İmparatoru 100.000 savaşçısıyla İstanbul'dan yola koyuldu. Haleb'e geldi. O esnada Haleb valisi Şebelü'd-Devle Nasr b. Salih b. Mirdas'tı. Bizanslılar Haleb'e bir günlük mesafede konakladılar. Bizans İmparatoru bütün Şam mıntıkasını istila edip oraları tekrar hıristiyanlığa kazandırmaya azmetmişti. Oysa Rasûlullah (s.a.v.) «Kis-ra öldükten sonra artık başka bir kisra gelmeyecektir. Kayser öldükten sonra da başka bir kayser gelmeyecektir.» demişti. Kayser, Şam mıntı-kasıyla birlikte Bizans'ın hükümdarlığını yapan imparatorun unvanıydı. Ama bundan sonra Bizanslılar kayser göremiyeceklerdi. İmparator -Yukarıda da belirttiğimiz gibi- Haleb yakınında konakladığında Cenâb-ı Allah onları şiddetli bir susuzluğa maruz bıraktı. İttifakları bozuldu. Görüşleri arasına muhalefet girdi. Şöyle ki: İmparatorun beraberinde Domestikos da bulunuyordu. İmparatoru öldürüp ondan sonra yalnız başına kendisi yönetimin başına geçmek amacıyla askerlerden kir grupla işbirliği yapıp anlaştı. İmparator bunu anlayınca hemen Bizans'a geri döndü. Bedeviler onları kovalamaya ve gece gündüz onları yağmalamaya başladılar. Onlardan elde ettikleri ganimetler arasında 400 tane mahfel, para ve kumaş gibi hükümdara ait eşyalarla yüklü deve de vardı. Bizanslı askerlerin çoğu açlık ve susuzluktan öldü. Bizans ordusu her taraftan yağma ve talana maruz kaldı. Hamd ve minnet Allah'adır.
Bu senede Celalü'd-Devle Vâsıt şehrini ele geçirdi. Oraya oğlunu naib tayin etti. Veziri Ebu Ali b. Makûla'yı da Bataih'e sevk etti. Vezir orayı fethetti. Deniz yoluyla Basra'ya doğru gitti. Basra'da o esnada Ebu Kalicar'ın naibi bulunuyordu. Basralılar bunları hezimete uğrattılar. Bundan sonra Celalü'd-Devle bizzat kendisi Basra'ya hücum etti. Bu senenin şaban ayında şehre girdi. Bu senede Gazne'ye büyük bir sel baskını geldi. Bu sel baskını neticesinde bir çok ekin ve ağaç yok oldu.
Bu senenin ramazan ayında Mesud b. Mahmud b. Sebüktekin bir milyon dirhem sadaka verdi. Daha önce babasının adeti üzere fikıhçıla-ra ve alimlere bol miktarda erzak dağıttı. Birçok beldeyi de fethetti. Böylece memleketinin sınırları çok genişledi, sânı büyüdü. Memleketinin temelleri güçlendi. Askerleri ve yardımcıları çoğaldı. Bu senede bir çok Kürt Bağdat'a girdi. Bunlar Türklerin atlarını geceleyin çalıyorlardı. Halk bunlara karşı tedbir aldı. Kürtler sultanın atı da dahil olmak üzere bütün atları alıp götürdüler.
Bu senede Bağdat köprüsü İsa nehri üzerine düştü.
Bu senede Basra kapısına yerleşmiş Türklerle Haşimiler arasında savaş meydana geldi. Haşimiler mushafları ellerine alıp kaldırdılar. Türkler yine de onları ok yağmuruna tuttular. Büyük bir musibet meydana geldi. Sonra iki taraf barıştı.
Bu senede hırsızlık ve yağma hareketleri çoğaldı. Evler açıkça basıldı. Kürt hırsızlar ve yankesiciler çoğaldı.
Bu senede yine hacca gidilmedi. Sadece Irak'tan küçük bir grup bedevilerle birlikle çöldeki develere binerek hacca gittiler.

