Bu senede Selçuklu Devleti kuruluş aşamasına geçti.
Bu senede Rüknü'd-Devle Ebu Talib Tuğrul Bey, Muhammed b. Mi-kail b.. Selçuk Nisabur'u istila edip tahta oturdu. Kardeşi Davud'u da Horasan mıntıkasına gönderdi. Davud orayı hakimiyeti altına aldı. Orayı Melik Mesud b. Mahmud b. Sebüktekin'in naibinin elinden aldı.
Bu senede Mısırlı askerler Halep valisi Şiblü'd-Devle Nasır b. Salih b. Mirdas'ı öldürüp Haleb'i ve oraya bağlı kazaları istila ettiler.
Bu senede Celalü'd-Devle, halifeden kendisine Melikü'd-Devle lakabını takmasını istedi. Halife önce bunu kabul etmediyse de bilahere kabul etti.
Bu senede halife kadılarla fıkıhçıları huzurunda topladı. Sonra hristiyanlann patriği ile Yahudilerin hahambaşısmı da toplantıya çağırdı. Gayri müslimlerin değişik kıyafet giymelerini emretti.
Bu senenin ramazan ayında Celalü'd-Devle'ye Şehinşahü'1-Azam Melikü'l-Mülûk lakabı halifenin
emri üzerine takıldı ve minberlerde bu lakabı ile kendisine dua edildi. Halk bundan nefret etti.
Hatiplere tuğla parçaları fırlattılar. Bu sebeple büyük bir fitne meydana geldi. Bu hususta kadılarla
fikıhçılardan fetva istenildi. Ebu Abdillah es-Saymerî bu gibi isimlerde kasıt ve niyetin muteber
olacağını ve Cenab-ı Allah'ın Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurduğunu ifade etti.
«Allah size şüphesiz Talut'u hükümdar (melik) olarak gönderdi.» (ei-
Bakara, 247).
«Çünkü peşlerinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar (melik) vardı.» (ei-Kehf, 79).
«Yeryüzünde melikler (hükümdarlar) bulunduğuna göre bunlardan kiminin kimine nisbetle daha
üstün ve daha büyük olması mum-
kündur- Bunda yadırganacak bir husus yoktur. Bu, yaratıcı ile yaratı-lanlan birbirine benzetmek
değildir.»
Kadı Ebu Tayyip et-Taberî de bir hükümdara Melikü'l-Mülûk demenin caiz olduğunu, bunun
yeryüzündeki hükümdarlar hükümdarı anlamına geldiğini, bir kimseye kâfilküfat ve kadilkudat
demek nasıl caiz ise aynı şekilde bir hükümdara da Melikü'l-Mülûk demenin caiz olduğunu yazdı.
Lafızda bunun yeryüzü hükümdarları için söylendiğini gösteren bir delil varsa zaten şüphe ortadan
kalkmış olur. Mesela; insanlar dua ederlerken «Allahım, meliki İslah et» derler. Bu söz tabii ki
mahluk olan hükümdara ait sayılır.
Temimi el-Hanbelî de buna benzer bir fetva verdi. el-Havi'1-Kebir adlı eserin sahibi Maverdî'ye
gelince onun da bunu caiz gördüğü nakledilir. Ama İbnü'l-Cevzî ile Şeyh Ebu Mansur b. Salah'm
Edeb'ü'l-Müfti adlı eserde kendisinden naklettiklerine göre Maverdî bir hükümdara Melikü'l-Mülûk
demeyi caiz görmemiş ve bu görüşünde ısrar etmiştir. Kendisi Celalü'd-Devle'nin dostu olup yamna
sık sık gidip geldiği, onun nezdinde itibar sahibi olduğu halde yine de bir hükümdara Melikü'l-
Mülûk demenin caiz olmadığını söylemiştir. Sonra da Celalü'd-Devle'nin meclisine gitmekten
imtina etmiş, nihayet bayram günü Celalü'd-Devle onu huzuruna davet etmiş; Maverdî de huzuruna
girerken kendisine bir kötülük yapmasından korkarak girmiş; karşı karşıya geldikle-, rinde Celalü'd-
Devle ona şöyle demişti.
«Benim dostum ve nezdimde itibarlı bir kimse olduğun halde diğer ulemanın bir hükümdara
Melikü'l-Mülûk unvanının verilmesine muvafakat etmelerine senin katılmayışının sebebinin
dindarlığın ve hakka tabi olman ve ayrıca hakkı herkesin hatırına ve gönlüne tercih edişin olduğunu
biliyorum. Şayet bir kimseye hatır için fetva verecek olsaydın mutlaka benim hatırımı gözetirdin.
Benim hatırımı gözetmeyip bu ulemanın fetvasına iştirak etmemiş olman, benim yanımdaki dostluk
ve muhabbetini, makamının yüksekliğini daha da fazlalaştırmıştır»
Ben derim ki: Kadı Maverdî'yi bir hükümdara Melikü'l-Mülûk unvanının takılmasına muvafakat
etmeme yoluna iten sebep bir çok kanallardan rivayet edilen sahih hadislerdir. Şöyleki: İmanı
Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: '
«Kıyamet gününde Allah katındaki en alçak isim, Melikü'l-Mülûk (hükümdarlar hükümdarı) adını
alan bir kimsenin adıdır.»
Buhari, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.) şöyle
buyurmuştur:
«Kıyamet gününde Cenâb-ı Allah'ın en öfkelendiği ve O'nun nezdinde en habis kişi Melikü'l-Emlak (hükümdarlar hükümdarı) adını alan bir kişidir; melik ancak Aziz ve Celil olan Allah'tır.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasû-lullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Allah'ın gazabı bir peygamberin öldürdüğü kimseye karşı şiddetlenmiştir. Allah'ın gazabı Melik'ü'l-Emlak adım alan bir kimseye karşı da şiddetlenmiştir. Aziz ve Celil olan Allah'tan başka melik yoktur.»

