El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Dörtyüzyirmiüçüncü Senesi

Bu senenin muharrem ayının altısında yağmurların yağışı geciktiğinden, memleket susuz kaldığından, bu yüzden insanların çoğunun Öldüğünden Bağdatlıların yağmur duasına çıkmaları için çağrı yapıldı. Aşure günü olduğunda …

Bu senenin muharrem ayının altısında yağmurların yağışı geciktiğinden, memleket susuz kaldığından, bu yüzden insanların çoğunun Öldüğünden Bağdatlıların yağmur duasına çıkmaları için çağrı yapıldı. Aşure günü olduğunda da Rafizîler çirkin bidatlerini icra ettiler. Hz.Hü-seyin'e ağıt yaktılar. Bu törenler sebebiyle çarşı ve pazarlarla Bağdat'ın sokakları insanla dolup taştı.

Bu senenin safer ayında insanlar yağmur duasına çağinldılar. Ama Bağdat gibi geniş ve ahalisi de çok olan bir şehrin ahalisinin ancak yüzde biri bu çağrıya icabet etti.

Bu senede askerlerle Celalü'd-Devle arasında anlaşmazlık meydana geldi. Ona karşı ayaklandılar. Netice de Celalü'd-Devle'nin sürgün larak Basra'ya gitmesine karar verildi. Celalü'd-Devle, cariyelerinden &unu reddetti. Beraberinde bir kaç tanesi kalmıştı. Rebiyülevvel ayı-ırı altısında pazartesi gecesi Bağdat'tan çıkıp gitti. Türk köleler Ebû Kalicara mektup yazarak kendilerine reis olarak Bağdat'a gelmesini 'stediler. Ebu Kalicar gelince Bağdat'ta düzen sağlandı. İnatçı ve , Erlerden bir tek kişi dahi kalmadı. Türk köleler Celalü'd-Devle'nin evini ve diğer yerleri yağmaladılar. Fakat Ebu Kalicar'ın gelişi gecikti, sundan ki: Onun veziri, Bağdat'a gelmemesini ona tavsiye etmiş, o da vezirinin bu tavsiyesine uymuştu. Bu yüzden Bağdat'ta hırsız ve yankesiciler çoğalmış, durum büsbütün önüne geçilemez bir hal almıştı. Şehir bozulmuştu. Celalü'd-Devle de bazı elbiselerini çarşıda satacak kadar fakr-ü zarurate düşmüştü.

Ebu Kalicar Türklerden şüpheleniyor, kendisine bir kötülük yapmalarından korkuyor ve bunun için de onlardan rehineler istiyordu. Fakat bu hususta iki taraf anlaşamadı. İş uzadı. Nihayet Türk köleler Celalü'd-Devîe'ye mektup yazarak onun Bağdat'a geri gelmesini istediler ve ondan özür dilemeye başladılar. Eskiden olduğu gibi şehirde onun adına hutbe okuttular. Öte yandan halife de Melik Ebu Kalicar'a elçiler gönderdi. Gönderdiği elçiler arasında kadı Ebu Hasan el-Maverdî de vardı. Maverdî ondan çekinerek huzuruna vardı. Selam verdi. Büyük bir sorumluluk yüklenmişti. Ebu Kalicar, kadılardan kendisine "Sul-tan-ı Azam" ve "Malikü'1-Ümem" lakabım vermelerini isteyince Maverdî «bunun imkânı yoktur. Çünkü Sultanı Azam ve Maîikü'1-Ümem halifenin kendisidir» dedi. Sonra ona Melikü'd-Devle ünanmı takmaya karar verdiler. Ebu Kalicar, halifeye büyük armağanlar gönderdi. Maver-dî'nin halifeye götürdüğü bu armağanlar arasında 1.000.000 Saburi dinarı da vardı. Ayrıca binlerce dirhem de bu armağanlar arasına katılmıştı. Askerler halifeden ulufe talebinde bulundular. O bunu veremedi. Sonra askerler onun adına okunmakta olan hutbelerin artık okunmamasına karar verdiler. Cuma namazları kılınmadı. Ama ertesi cuma yine halifenin adına hutbe okundu. Şehir cidden karıştı. Hırsızlar ve yankesiciler çoğaldı.

Sonra rebiyülahir ayında halife, Celalü'd-Devîe'ye yemin ederek °na karşı iyi olduğunu, tıpkı onun istediği gibi sadık ve güzel bir düşünceye sahip olduğunu bildirdi. Sonra Celalü'd-Devle'nin nebiz içip sarhoş olması yüzden halife ile Celalü'd-Devle'nin arası bozuldu. Fakat sonra Celalü'd-Devle gidip halifeden özür diledi. Bozuştuktan sonra tekrar barışmış oldular.

Bu senenin receb ayında Bağdat'ta ve diğer Irak beldelerinde fiyatlar cidden yükseldi ve buralardan hiç kimse hacca gitmedi.

Bu senede Hindistan'da, Gazne'de, Horasan'da, Cürcan'da, Reyde ve İsfahan'da çok sayıda insan Öldü. Kısa bir süre zarfında buralardan 40.000 cenaze çıktı. Musul, Cebel, Bağdat taraflarında da çiçek hastalığından ötürü ölü sayısı fazlalaştı. Öyleki her evde mutlaka çiçek hastalığına yakalanmış bir insan vardı. Bu salgın haziran, temmuz, ağustos, eylül, ekim ve kasım aylannda devam etti. Yazın, güz mevsimine nisbet-le daha çok ölü vardı. el-Muntazam adlı eserinde İbnül-Cevzî böyle demiştir.

Bu senede İsfahanlı bir adam rüyasında birinin yüksek sesle «Ey Isfahan halkı!» diye seslendiğini sonra sustuğunu tekrar konuştuğunu sonra yine sustuğunu ardından tekrar konuşmaya başladığını görmüş, panik içinde uyanmış ve bu rüyasını halka anlattığında kimse bu rüyayı yorumlayamamıştı. Nihayet adamın biri Ebu'l-Ut ahiye'nin şiirini okumuş ve şöyle demişti:

«Ey Isfahan halkı! Ben Ebü'l-Utahiye'nin şiirindeki beyiti okumuştum:

«Felek bir zaman onlara bir şey demeyip sustu Ama sonra konuşuncada onlara kan ağlattı.»

Kısa bir süre sonra Gazneli Mahmud'un oğlu Melik Mesud geldi ve îsfahanlılardan çok adam öldürdü. Öyleki camilerde bulunan insanlar dahi öldürüldü.

Bu senede Melik Ebu Kalicar, Hadim Cendel'i mağlub edip Öldürdü. Ebu Kalicar onun memleketini istila etmiş orada Hadim Cendel'in sadece ismi kalmıştı. Memleket ondan kurtuldu.

Bu senede büyük Türk Hükümdarı ve Maveriünnehir mıntıkasının sahibi Kadir Han öldü.

Hicretin Dörtyüzyirmiüçüncü Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler