Kur'ân hafızı ve vaizedir. Bir gün vaaz verir- i elbiseyi göstererek bu elbisesini kırkyedi seneden beY6 k'ç değiştirmediğini, kumaşının da annesi tarafından ed"U' k"İŞİ üzerindeki elbiseyi giyinmiş olarak Allah'a isyan
!gı takdirde o elbisenin çabucak eskimeyeceğini söyledi. E U Abdüssanıed> Şöyle bir olay anlatır: unızın duvarı yıkılmak üzereydi. Anneme: "Bir usta çağıralım da şu duvarı onarsın." dedim. Annem de bir kağıt parçası alıp üzerine bir şeyler yazdı. Sonra o kağıdı duvarın bir yerine yerleştirmemi emretti. Ben de kağıdı alıp o duvarın bir deliğine yerleştirdim. Kağıt orada yirmi sene kaldı. Annem vefat edince kağıdın üzerine neler yazdığını öğrenmek istedim. Kağıdı delikten çıkarıp bakmak istediğimde yere düştü. Kaldırıp baktım, şunlar yazılıydı: "Doğrusu, zeval bulmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır." (ei-Fatır, 4i.) Ey gökleri ve yeri tutan Allah'ım, şu duvarı da yıkılmasın diye yerinde tut."»
Bu senede Bahaü'd-Devle, Şerif Ebu Ahmed el-Hüseyin b. Ahmed b. Musa el-Musevî'yi kadilkudatlığa, hac emirliğine ve mezalim mahkemesinin başkanlığı ile Talibilerin nakibliğine atadı. Kendisine Ta-hirü'l-Evhad Zevi'l-Menakıb lakabını taktı. Bu atama işi Sirac kentinde yapılmıştı. Atanmayla ilgili yazı Bağdat'a ulaştığında halife Kadir onun kadilkudatlığa atanmasına izin vermedi. Bu nedenle de şerif Ebu Ahmed'in kadilkudatlığı askıda kaldı.
Bu senede Melik Ebü'l-Abbas b. Vasıl, Batıha diyarına hakim oldu. Mühezzebü'd-Devle'yi oradan çıkarıp kovdu. Şehri elinden almak için Zaimü'l-Cüyuş onun üzerine yürüdü, ancak İbn Vasıl, Zaimü'l-Cüyuş'u hezimete uğrattı. Mallarını ve eşyalarını yağmaladı. Onun hazine çadırında ele geçirdiği mallar arasında 30.000 dinar ve 50.000 dirhem para da vardı.
Bu senede Irak kafilesi büyük bir şaşaa ve sayılamayacak kadar bir kalabalık halinde Hicaz yoluna koyuldu. Ancak yolda Bedevilerin emiri Usayfir karşılarına çıktı, yollarım kesti. Yanına cidden güzel Kur'ân okuyan iki genç gönderdiler. Bunlardan birinin adı Ebü'l-Ha-san er-Refa, diğerininki ise Ebu Abdillah b. ez-Zücacî idi. Bunlar cidden güzel Kur'ân okuyan kimseler idiler. Hacılardan ne kadar yol bacı alacağı hususunda kendisiyle konuşmak ve hacca gitmelerine izin vermesi için rızasını almak amacıyla Usayfir'in yanma gönderildiler. Huzuruna varıp oturduklarında ikisi birlikte yüksek ve insanı kendinden geçiren bir sesle aşir okudular. Usayfir onların okuyuşu karşısında dehşete kapıldı. Okuyuşlarını çok beğendi ve onlara şöyle dedi:
- Bağdat'taki geçiminiz nasıldır?
- İyidir. İnsanlar bize hep ikramda bulunur, bize altın gümüş ve armağanlar gönderirler.
- Size bir günde 1.000.000 dinar veren oldu mu hiç?
- Hayır, 1.000 dirhem bile veren olmadı.
- Öyleyse şu anda herbirinize 1.000.000 dinar veriyorum ve beraberinizde gelen bütün hacıların da Mekke'ye gitmelerine izin ve-
sizler olmasaydınız onlardan 1.000.000 dinar bile al-gitmelerine izin vermezdim.
fır o iki Kur'ân okuyucusu nedeniyle hacıların gitmelerine H verdi ve Bedevilerden hiçbiri hacılara sataşmadı. İnsanlar a hacca gittiler ve o iki okuyucuya şükranlarını sundular. Her-°T fat'ta vakfe yaparlarken o iki okuyucu Cebelü'r-Rahme üze-j uazzam bir edâ ile Kur'ân-ı Kerim okudular. Diğer memleket-" >ı cılarının da oraya akın etmesiyle büyük bir izdiham meydana 'eIi!r nsanlar ağlayıp feryad ve figan ettiler. Bu gelenler Iraklılara a'\ ki' "Bu iki adamı aynı seferde beraberinizde getirmeniz doğru ı 1 Çünkü bir taarruz karşısında ikisinin de Ölmesi muhtemeldir. R^vüzden bunlardan birini beraberinizde getirip diğerini de memlekette bırakmanız gerekir ki, şayet yolda biri öldürülecek olursa diğeri hayatta kalsın."
Önceki senelerde de olduğu gibi bu senede hac emirliğini Mısırlılar yaptılar ve hutbeleri onlar okuttular. Irak emiri bedevilerin baskınından ve yağma hareketlerinin çokluğundan korkarak Medine'ye uğramadan acilen Bağdat'a dönmeye karar verdi. Fakat bu, hacıların çok ağırına gitti. O iki okuyucu, Medine-i Nebevî yoluna dönülen cadde üzerinde durarak şu ayet-i kerimeleri okumaya başladılar:
"Medinelilere ve çevrelerinde bulunan bedevilere, savaşta Allah'ın peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. "(et-Tevbe, 120.)
İnsanlar bunların okuyuşu üzerine yüksek sesle feryad edip ağlamaya başladılar. Ortalığı velveleye verdiler. Develer boyunlarını bu iki Kur'ân okuyucusuna doğru uzattılar. İnsanlar hep birden, başlarında emirleri de olmak üzere Medine-i Nebevî yoluna koyuldular. Gidip Peygamber Efendimizin kabrini ziyaret ettiler ve salimen memleketlerine geri döndüler. Hamd ve minnet Allah'adır.
..,, İIci Kur'ân okuyucusu, memleketlerine döndüklerinde veliy-birl k^ VG gÜZeI Mr Kuran okuyucusu olan Ebu Bekir b. Behlül ile ir ıkte kendilerini ramazanda teravih kıldırmakla görevlendirdi, oku enıIlde namaz kılan cemaat çoğaldı. Gerçekten de güzel Kur'ân pıytfî ^rdl" Namazı fazlasıyla uzatıyorlardı. İmamlığı nöbetleşe ya-vihi ar û rekatta otuz kadar ayet okuyorlardı. Cemaatleri tera-kısrnı ° . J>ecen'n ük üçte biri sona erdiğinde, ya da yarıya yakın bir geçtiğinde tamamlayabiliyorlardı.
gun ^n Behlül, Mansur Camiinde şu ayet-i kerimeyi okudu: gönüllerinin Allah ı anması ve O ndan inen gerçeğe zamanı daha gelmedi mi?" (ei-Hadid, 16.) Sağa sola yal-diye snrXLaOlan bir sofı îbn Benlül'e doğru uzanarak: "Nasıl dedin?" ı- İbn Behlül, ayet-i kerimeyi tekrarlayınca sofi: "Evet, vallahi zamanı geldi artık!" dedi ve düşüp Öldü. Allah rahmet eylesin.
İbnü'l-Cevzî dedi ki: «Böyle bir hadise, İbn Refa'mn şeyhi Ebü'l-Hasen b. Haşşab'ın başından da geçmiştir. O Ebu Bekir b. Ademî'nin. talebesiydi. İbn Haşşab, cidden güzel Kur'ân okuyan bir kimseydi. Şu ayeti Rusafe Camii'nde okudu:
"İnananların gönülerinin Allah'ı anması ve O'ndan inen gerçeğe içten bağlanması zamanı gelmedi mi?" (ei-Hadîd, 16.)
Orada bulunan bir sofi vecde geldi ve: "Vallahi zamanı geldi!" dedi. Oturup bunun üzerine ağladı, sonra da sesi kesildi. Baktıklarında ölmüştü! Allah rahmet etsin.»

