El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Nureddin Mahmud Zenginin Vefatı Ve Onun Adil Yönetiminden Bazı Kesitler

Adil hükümdar Nureddin Ebü'l-Kasım Mahmud b. Melik Atabeg Kasimü'd-Devle İmadüddin Ebu Said Zengi eş-Şehid b. Melik Aksungur Atabeg Kasimü'd-Devle et-Türki es-Selçukî. Hicretin 511. senesinin şevval ayının onyedisinde …

Adil hükümdar Nureddin Ebü'l-Kasım Mahmud b. Melik Atabeg Kasimü'd-Devle İmadüddin Ebu Said Zengi eş-Şehid b. Melik Aksungur Atabeg Kasimü'd-Devle et-Türki es-Selçukî. Hicretin 511. senesinin şevval ayının onyedisinde pazar günü güneşin doğuşu esnasında Halep'te dünyaya geldi. Haieb, Musul ve buralara bağlı birçok beldelerin hükümdarı olan babası İnıadüddin'in kontrolü altında yetişti. Kur'ân-ı Kerim, Farsça ve Rumca'yı öğrendi. Şehametli, şecaatli, yüksek himmet sahibi, iyi niyetli, saygılı, dindarlığı apaçık belli olan bir kimseydi. Ca-ber kalesini kuşatmakta iken hicretin 541. senesinde babası öldürüldü. Nitekim bu hususu önceki kısımlarda da anlatmıştık. Melik, Halep'te bulunan oğlu Nureddin'in yanma geldi. Kardeşi Seyfeddin Gazi ona Musul'u verdi. Sonra kendisi ilerledi. Hicretin 549. senesinde Dımaşk'ı aldı.

Ahaliye iyi davrandı. Onlar için medreseler, mescidler ve hankâhlar yaptırdı. Yollarını ve caddelerini genişletti. Yolların ve caddelerin kenarlarına kaldırımlar yaptırıp çarşıları ve pazarları genişletti. Hayvan pazarına, buğday pazarına, kavun, karpuz satılan yerlere ve benzer mahallere vergiler, harçlar koydurdu. Hanefî mezhebine mensuptu. Alimleri ve yoksulları sever, onlara saygı gösterip ikramda bulunur ve iyilik ederdi. Hükümlerini güzelce, adaletle ve şeriat-ı mütahharaya uygun olarak verirdi. Adalet meclisleri kurar ve bu meclisleri bizzat kendisi yönetirdi. Bu meclislerine her mezhepten kadılar, fakihler ve müftüler katılırlardı. Bütün Müslümanlar ve zimmiler rahatça kendisine ulaşabilsinler ve onlara eşitçe muamelede bulunabilsin diye Keşk mıntıkasında bulunan Mescidü'l-Muallak'ta salı günleri adalet meclisi kurardı.

Daha Önce harabe olan Yahudi mahallesine sur çekti. Kessan kapısını kapattı. Babül-Ferec'i açtı. Daha önce orada hiç kapı yoktu. Kendi ülkesinde sünneti izhar etti. Bid'atı öldürdü. Babasının ve dedesinin hakimiyeti zamanında ezanlarda okunmayan "Hayye alassalâ ve hayye alelfelah" cümlelerinin okunmasını emretti. Önceleri ezanda bu iki cümle yerine sadece "Hayye ala hayril amel" ifadesi okunuyordu. Çünkü böylece Rafizilerin sembolü ortaya konulmuş oluyordu.

Nureddin, hudutları korudu. Kaleleri fethetti. Haçlıları defalarca bozguna uğrattı. Onların ellerinde bulunan birçok müstahkem kaleyi kurtardı. Müslümanlara ait olan bu kaleler, onlar tarafından istila edilmişti. Nitekim bu husus önceki senelerin olaylarından bahsedilirken detaylı olarak anlatılmıştı. Hacılara sataşmasınlar diye Bedevilere birçok arazileri ikta olarak verdi. Dımaşk'ta bir hastahane yaptırdı ki, Şam mıntıkasında ne daha önce ne de daha sonra bu hastahanenin benzeri görülmemiştir. Öksüzlere okuma yazma öğretecek öğretmenler için vakıf kurdu. Onlar için nafaka ve elbise tahsis etti. Haremeyn'e de yani Mekke ve Medine'de mücavir olarak yaşayan kimseler için de vakıf kurdu. Bütün hayır yollarında sarfedilecek parayı temin etmek için vakıflar kurdu. Dullara ve muhtaçlara bakılması için de vakıf kurmuştu.

Dı-maşk'taki Emevi Camii yıkılmaya yüz tutmuştu. Bakım ve onarımına nazır olarak Musullu Kadı Kemaleddin Muhammed b. Abdullah eşŞehrezorî'yi tayin etti. Bu zatı ayrıca Dımaşk kadilkudatlığına da tayin etti. Kadı Kemaleddin Dımaşk Camii'nin onarımını yaptırdı. Dört meş-hedini açtırdı. Hicretin 461. senesinde çıkan yangında camiinin eşyaları o meşhedlere konulmuştu. Camiinin bilinen vakıflarına ek olarak vakfedicileri bilinmeyen, şartları hakkında bilgi sahibi olunmayan bazı vakıfları da ilave etti ve hepsini bir vakıf haline getirdi ve bunlara da "malü'l-mesâlih" adını verdi. İhtiyaç sahiplerini, yoksulları, düşkünleri, dulları, Öksüzleri ve benzeri muhtaç kişileri de bundan yararlandırdı.

Allah rahmet etsin Nureddin, güzel yazı yazan, çokça dini kitapları mütalaa eden, peygamberlerin izine tabi olan, namazları cemaatle kılmaya özen gösteren, çokça Kur'ân okuyan, hayır yapmayı seven, iffetli, namuslu, tutumlu kendi şahsına ve aile efradına giyecek ve yiyecekleri ölçülü olarak veren bir kimseydi. Hatta denilmiştir ki: «Kendi zamanındaki en düşük fakir bile ondan daha fazla para harcardı.» Bununla beraber o, para biriktirmez ve dünyaya önem vermezdi. Ne öfke, ne de sevinç halinde ağzından asla kötü bir söz çıkmamıştı. Vakarlı ve suskun bir kimseydi.

İbnü'1-Esir dedi ki: «Ömer b. Abdülaziz'den sonra Melik Nureddin gibisi gelmedi. Onun kadar adaleti araştıran, onun kadar insaflı ve merhametli bir kimse görülmedi. Hunıus'ta birkaç dükkânı vardı. Bunları kendi payına düşen ganimetlerle satın almıştı. Bunların kira gelirleriyle geçimini sağlardı. Karısı bu kiraları artırarak nafakasını temin etti»

Melik Nureddin, Beytülmaldan kendisine ne kadar nafakanın helal olacağını alimlere sordu. Onların verdiği fetvada belirtilen miktarda Beytülmaldan nafaka aldı. Açlıktan ölse bile fazla nafaka almadı. Kürre ile çok oynardı. Büyük salihlerden biri onu bu yüzden kınadı. O da şu cevabı verdi: Ameller niyetlere göredir. Ben bu oyunu oynamakla atlan hücuma ve geri kaçmaya alıştırmak istiyorum. Biz cihadı terk etmeyiz» Melik Nureddin ipek elbiseler giymezdi. Kendi kazancını yerdi. Kılıcıyla ve mızrağıyla elde ettiği paralarla geçimini sağlardı.

Birgün arkadaşlarından biriyle beraber ata bindi. Güneş arkalarında, gölgeleri ,i s e önlerindeydi. gölgelerine kavuşamıyorlar di. Sonra geri döndüler. Bu defa gölgeleri arkalarına düştü. Nureddin atını sürdü, koşturdu. Gölgesi yine onu takip ediyordu. Arkadaşına dedi ki:

«İçinde bulunduğumuz durumun neye benzediğini biliyor musun? Ben bunu dünyaya benzettim. Dünyayı elde etmek isteyen kimseden dünya kaçar. Ama dünyadan kaçan kişiyi ise dünya kovalar.» Şairin biri bu anlamda şöyle bir şiir okumuştur:

«Elde etmek istediğin rızık, seninle birlikte yürüyen gölgeye benzer.

Acele de etsen o gölgeye kavuşamazsın.

Ama arkanı dönüp gittiğinde gölge seni takip eder.»

Melik Nureddin, Hanefî mezhebinin fıkhını iyi bilirdi. Hadis dinledi, rivayet etti. Geceleri seher vaktinde çokça namaz kılardı. Sabah olup atma bininceye kadar namaza devam ederdi:

«Allah'ın huzurunda hem şecaati hem de hüşuu bir oraya getirdi. Şecaatli kimselerin mihrapta namaz kılmaları ne güzeldir.»

Zevcesi İsmetüddin Hatun binti Atabeg Muineddin de aynı şekilde geceleri çokça namaz kılardı. Bir gece uyku bastırdı. Virdini yapamadan uykuya daldı. Sabahleyin öfkeli olarak uyandı. Nureddin niçin öfkelendiğini sorduğunda karısı virdini yapmasına engel olan uykusunu sebep olarak gösterdi. Bunun üzerine Nureddin seher vakti kalede gece namazı kılmak isteyenleri uykudan uyandırmak için tabılhane çalınmasını emretti. Tabılhane çalacak adama da bol miktarda ücret ve erzak verdi.

«Toprak altında çürüseler bile Cenâb-ı Allah bu kemikleri af ve gufran örtüsüyle örtsün.

Ya da mezarlarını ruh ve rehyanla dolduracak. Bir rahmet duasını onlara yapın.»

İbnü'l-Esir'in anlattığına göre bir gün Melik Nureddin kürre oynamakta iken bir adamın kendisini göstererek bir başkasıyla konuşmakta olduğunu gördü. Hacibini, durumu öğrenmesi için o adamların yanına gönderdi. Hacip o adamın hakim tarafından gönderilen bir görevli ile birlikte konuşmakta olduğunu ve Nureddin üzerinde hakkı bulunduğunu iddia ettiğini, kadı nezdinde muhakeme olmak istediğini gördü. Ha-cib, Nureddin'in yanına dönüp durumu bildirdiğinde Nureddin elindeki çevganı bıraktı. Hasmı ile birlikte yaya olarak Kadı Şehrezorî'nin yanına gitti. Nureddin, yolda gitmekte iken kadıya haber salarak "Bana hasımlara uyguladığın muameleyi uygula» diye bildirdi. Hasmıyla birlikte kadının makamına vardıklarında Nureddin, kadının huzurunda hasmıyla birlikte ayakta durdu. Dava sonuçlanıncaya kadar oturmada. Neticede adamın Nureddin üzerinde bir hakkı olduğu tesbit edilemedi. Aksine Sultan Nureddin'in o adam üzerinde hakkı bulunduğu tesbit edildi. Durumu açıklığa kavuştuğunda Sultan Nureddin, «Ben, herhangi bir kimse davet edildiği zaman şeriata gitmekten imtina etmesin diye-hasmımla birlikte buraya geldim. Çünkü aşağısı ve yukarısı ile birlikte bütün olarak biz emirler topluluğu Rasûlullah (s.a.v.)'in hizmetçileriyiz. Onun şeriatının muhafızlarıyız. Onun huzurunda usule uyup itaat ederiz. Verdiği emirleri yerine getirir, yasaklarından sakınırız. Bu adamın bende hakkı bulunmadığını biliyordum. Ama şahit olun ki iddia ettiği araziyi kendisine hibe edip mülk ettim» dedi.

İbnü'1-Esir dedi ki:

«Melik Nureddin ilk defa adalet sarayı inşa ettiren hükümdardır. Haftada iki kez orada meclis kurardı. Başka bir rivayete göre ise dört kez meclis kurarmış. Hatta beş kez meclis kurduğuna çeşitli mezheplere tabi kadı ve fakihler katılırlardı. Mecliste bulunduğu zamanlarda herhangi bir hacip veya görevli, insanların onun yanına girmesine engel olmazdı. Güçlü de zayıf da gidip onunla görüşebilirdi. Yanına gelen kimselerle konuşur, dertlerini dinler haksızlıkları ortaya çıkarır , mazlumun zalimdeki hakkını alırdı.

Esedüddin b. Sadi, Melik Nureddin katında yükselmiş, itibar sahibi olmuş, nihayet hakimiyette onun ortağı gibi olmuştu. Mal, mülk, çiftik ve köy sahibi olmuştu. Naibleri bazan komşu arazilerin ve emlakin sahiplerine haksızlık ederlerdi. Kadı Kemaleddin ise haksızlığa uğrayıp emirleri şikayet eden kimselerin haklarını emirlerden alıp verirdi. Ancak sözünü ettiğimiz Esedüddin b. Sadi'ye karışamıyordu. Melik Nureddin adalet sarayım inşa ettirdiğinde Esedüddin, naiblerin, herhangi bir kimsenin hakkım üzerlerinde bırakmamasını, kendisinden alacağı bulunan kimselerin haklarını da her ne kadar çok olsa da- ödemelerini emretti. Çünkü Melik Nureddin'in karşısında zalim bir kimse olarak görünmekten veya halktan herhangi bir hasmı ile birlikte onun huzurunda muhakeme edilmektense bütün malından mahrum kalmaya razı olmuştu. Naibleri onun bu emirlerini yerine getirdiler.

Melik Nureddin, uzun süre adalet sarayında oturup bekledi. Herhangi bir kimsenin Esedüddin'den şikayetçi olduğunu görmedi. Bu durumu kadıya sordu. Kadı da durumun iç yüzünü ona anlatınca Melik Nureddin Allah'a şükredip secdeye kapandı ve «Üzerlerindeki haksızlıkları giderip adaleti kendi nefislerine tatbik eden arkadaşlara bizi sa-' hip kıldığı için Allah'a hamd olsun» dedi.

Melik Nureddin'in şecaatine gelince bu hususta şöyle denilmiştir: At sırtında ondan daha şecaatti, ondan daha sebatlı kimse görülmemiştir. Güzel kürre oynardı. Bazan küreye elindeki çevganla vurur, peşine düşer ve kürreyi havada iken eliyle yakalardı. Sonra da o kürreyi meydanın sonuna fırlatırdı. Çevganınan tepesinin üstüne çıktığı görülmemişti. Çevganı da elinde iken görülmezdi. Çünkü yeni çevgamnı örtüyordu. O eğlenmek için kürre ile oynardı. Savaşta şecaatli ve sabırlı bir kimseydi. Bu hususta o örnek gösterilmiştir. Kendisi şöyle demiştir:

«Defalarca kendimi şehid olmak için savaşta ileriye attım, fakat na-sib olmadı. Eğer bende bir hayır bulunsaydı ve Allah katında da kıymetli bir kimse olsaydım, Allah bana şehidlik nasib ederdi. Ameller ancak niyetlere göredir.»

Birgün Kutbeddin en-Nisaburî ona şöyle demişti:

- Allah aşkına ey efendimiz, ey sultanımız, kendini tehlikelere atma. Çünkü sen Öldürülecek olursan maiyetindeki herkes öldürülür. Ülke zaptedilir. Müslümanların durumu bozulur.

- Sus ey Kutbeddin! Senin bu sözlerin Allah'a karşı bir edepsizliktir. Nureddin Mahmud da kim oluyor? Benden önce dini ve ülkeyi kendisinden başka ilah bulunmayan zat korumuyor muydu? Nureddin Mahmud da kim oluyor?

Onun bu sözleri karşısında meclisinde bulunan herkes ağlamıştı. Allah ona rahmet etsin.

Gazalardan birinde Melik Nureddin bir haçlı kontunu esir almıştı. Onu öldüreyim mi yoksa ödeyeceği fidye karşılığında serbest mi bırakayım? diye Ümeraya danıştı. Kont, serbest bırakılmak için çok miktarda

fidye ödemeyi taahhüd etmişti. Emirler ihtilaf ettiler. Sonra Melik Nu-reddin, alacağı fidye karşılığında onu serbest bırakmayı uygun buldu. Esir kont da yakınlarından birini Melik Nureddin'e ödeyeceği fidyeleri getirmesi için kendi ülkesine gönderdi. Giden adam da kısa zamanda fidyeyi getirip teslim edince Melik Nureddin o haçlı kontunu salıverdi. Haçlı kontu ülkesine ulaşır ulaşmaz öldü. Melik Nureddin ve arkadaşları bu duruma şaştılar ve o esir Haçlı kontun ödemiş olduğu fidye ile Dı-maşk'ta, ülkede benzeri bulunmayan bir hastahane yaptırdılar. Bu hastahanede yoksulların ve düşkünlerin tedavi görmeleri şart koşuldu. Ama başka yerde bulunmayan bir ilaca ihtiyaç duyulduğunda ve o ilaç da sadece bu hastahanede bulunacak olursa o zaman zenginlerin de bu hastahaneden yararlanmalarına müsaade edilecekti. Hastahaneye gelen herkese şurup içirebilecekti. Nureddin de oraya geldiğinde hastana-nenin şurubundan içmişti. Allah rahmet etsin.

Ben derim ki: Yapıldığı günden beri o hastahanedeki ateş sönmemiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Yollarda, burçlarda birçok hanlar inşa ettirmiş, korkulu yerlere bekçiler tayin edip onlara aylık bağlamıştı. Haberleri kısa sürede kendisine ulaştıran hevadi güvencinleri kullanmıştı. Ribatlar ve hankâhlar yaptırmıştı. Yanında fakihler, şeyhler, sofiler toplanır, o da onlara ikramda bulunup saygı gösterirdi. Salih kimseleri severdi. Emirlerden biri onun yanında fakihlerden Kutbeddin enNisaburî'nin aleyhinde konuşunca Melik Nureddin o emire şöyle cevap vermişti:

«Yazıklar olsun sana. Eğer dediklerin doğruysa, onun bu kötülüklerini yok edecek kadar birçok iyilikleri vardır. Eğer bu dediklerin doğruysa yapmış olduğun gıybete kefaret olacak kadar iyiliklerin yoktur. Kaldı ki ben seni doğrulamıyor um. Bir daha sen veya başkası o zatın aleyhinde konuşacak olursanız sana eziyet ederim.»

Bundan sonra o emir, Fakih Kutbeddin'in aleyhinde konuşmaktan sakındı ve onun adını ağzına almadı.

Melik Nureddin, hadis dinlemek veya okumak isteyen kimseler için Dımaşk'ta bir dârülhadis inşa ettirdi. İbnü'l-Esir'in ifadesine göre ilk yaptırılan dârülhadis orasıdır.

Melik Nureddin, ümeranın kalbine şiddetli derecede heybet salan, korku verici, vakarlı bir zattı. Kendisi izin vermeden herhangi bir kimse onun huzurunda oturmaya cesaret edemezdi. Emir Necmeddin Eyyüp dışında hiçbir emir onun huzurunda izinsiz oturamazdı. Esedüddin Şir-kuh ve Haleb naibi Mecdüddin b. Daye ve diğer ekâbire gelince bunlar onun huzurunda ayakta dururlardı. Bununla beraber fakihlerden veya yoksullardan biri huzuruna girdiğinde kendisi ayağa kalkar, gelen adama doğru birkaç adım atar, sonra onu vakar ve sükunetle beraberinde seccadesinin üzerine oturturdu. Bunlardan herhangi birine çok denecek birşey verdiği zamanda «Bunlar, Allah'ın askerleridirler. Bunların duaları bereketiyle düşmanlara karşı muzaffer oluyoruz. Bunların beytülmalde kat kat hakları vardır. Bu verdiklerimizden fazla alacakları vardır. Bu verdiğimiz azıcık şeyler ile bizden razı olacak olurlarsa biz kendilerine minnettar oluruz» derdi. Kendisinden dinlenen bir hadis cüz'ünde şu ibare vardı: «Rasûlullah (s.a.v.) kılıcını kuşanmış vaziyette çıktı»

Kendisi, Rasülullah'ta bulunan bir adeti insanların değiştirmesine şaşıyordu. Askerlerin ve komutanların, Rasûlullah (s.a.v.)'in kılıç kuşanışı gibi değil de kılıcı kemerlerine bağlamalarına şaşıyordu. Sonra askerlere kılıcı kuşanmadan taşımamalarım emretti. Bundan birgün sonra da kendisi bütün askerlerine de aynı emri vererek kılıcını kuşanmış olarak içtima alanına gitti. Böyle yapmakla da Rasûlullah (s.a.v.)'e uymuş olduğunu gösteriyordu. Allah ona rahmet etsin.

Veziri Muvaffaküddin Halid b. Muhammed b. Nasr el-Kayseranî -ki bu şair bir zattı- rüyasında kendisinin, Melik Nureddin'in elbiselerini yıkadığını görmüş vebu rüyasını Melik Nureddin'e anlatmıştı. Melik Nureddin de vergilerin ve harçların halkın üzerinden kaldırılmasını ve buna dair bir ferman yazılmasını emretti. Vezire de «Senin rüyanın tevili işte budur» dedi. Halka da kendilerinden almış olduğu vergileri, harçları, helal etmeleri için bir ilan yazdırdı ve bu harçlarla vergileri İslâm düşmanları olan kafirlerle yapılan savaşlara, ülke savunmasına, kadınların ve çocukların korunmasına sarfedildiğini bildirdi. Bu durumu ülkenin her tarafına mektuplarla bildirdi. Vaizlere de, tüccarlardan kendisi için helallik dilemelerini emretti. Secdeye kapanırken de şöyle derdi: «Allahım! vergiciye, haraççıya ve zalim öşürcüye yani köpek Mah-mud'a acı, merhamet et.» Rivayet olunduğuna göre Burhaneddin el-Belhî, Melik Nureddin'in kafirlerle yaptığı savaşlarda vergi ve haraç paralarını kullanmasını kınamış ve bir defasında ona şöyle demiş:

«Askerleriniz içki içip davul ve zurna çalarken nasıl muzaffer olursunuz?»

Başka bir rivayette anlatıldığına göre halkın üzerindeki ağır vergileri ve haraçları kaldırmasının sebebi şuymuş: Vaiz Ebu Osman el-Müntehab b. Ebi Muhammed el-Vasıtî büyük ve salih zatlardandı. Malı mülkü yoktu. Kimseden hiçbirşey kabul etmezdi. Vaaz meclisine giderken giydiği bir cübbesinden başka bir şeyi yoktu. Ama vaaz meclisine binlerce kişi gelirdi. Nureddin'e yaptığı işlerdeki kötülükleri hatırlatan, korkutan, şiddetle uyaran beyitler içerici şu şiiri okumuştu:

«Ey mağrur kişi, senin kıyamet gününde huzuru ilahide duruşunu ve o esnada göklerin de çarpışmakta, titreşmekte olduklarını göz önüne getir hele.

Ey Nureddin! Haydi git bakalım, denildiğinde.

Nursuz olarak kalmaktan kork ve sakın.

İnsanları içki içmekten men ettin ama kendin haksızlıklar kâsesini içerek sarhoş olmuşsun.

İffetinden ötürü içki kâselerini kaldırdın ama haramların kâseleri senin üzerinde dolaşıyor.

Mezara götürülüp yalnız bırakıldığında,

Münker Nekir geldiklerinde ne diyeceksin?

Zorlu bir hesap yerinde yalnız başına zelil olarak bırakıldığında hesap vereceğin zaman ne diyeceksin?

Hesap gününde zincirlere vurulup sürülürken hasımlar yakana yapışırlarken,

Askerlerin seni mezarın sıkıntılı darlığına bırakıp başını duvara yasladığında,

Keşke dünyada hükümdarlık yapmasaydın! diyeceksin.

Keşke insanlar bana emir demeselerdi, diyeceksin.

Bu izzet ve üstünlükten sonra o çukurda ölüler aleminde,

Hakarete uğramış olarak mezarda rehine olacaksın.

Hüzünlenip ağlayarak, ızdırap çekerek, çıplak olarak hasredileceksin.

O zaman halk içinde senin bir yardımcın ve eman vericin olmayacak.

İstermisin ki sen yaşayacaksın da kalbin çürümüş olsun.

Cismin sağlam olsun da kalbin harabe olsun.

İstermisin ki sen azapta terk edilesin de,

Başkaları Allah'a yakın olma saadetine ersinler,

Öyleyse kıyamet gününde gizliliklerin açığa çıktığı zamanda kendini kurtaracak bir hücceti şimdiden hazırla.»

Nureddin, bu beyti duyunca şiddetle, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı ve ülkenin her tarafındaki vergilerin kaldırılmasını emretti.

Musul'da bulunan Şeyh Ömer Molla ona bir mektup yazmıştı. Kendisi oradaki yöneticilere ve emirlere, Şeyh Ömer Molla'ya danışmaksızın herhangi bir hususta karar vermemelerini, onun kendilerine verdiği emre uymalarını emretmişti. Şeyh Ömer Molla", salih ve zahid kimselerdendi. Melik Nureddin her sene ramazan ayında ondan iftarlık şeyleri ödünç alırdı. Şeyh Ömer Molla da ona ekmek kırıntıları ve yufka gönderir, Melik Nureddin de bütün ramazan boyunca bu ekmek kırıntıları ve yufkalarla iftar ederdi. İşte sözünü ettiğimiz Şeyh Ömer Molla ona şöyle bir mektup yazmıştı:

«Fesatçılar çoğaldılar. Her tarafta bozgun yapıyorlar. Bunları cezalandırmak gerekiyor. Bunun üstesinden ancak öldürmek asmak ve şid-

detli dayakla gelinebilir. Çölde yakalanan bir adam, kendi lehine şahid-lik yapacak birini nereden getirebilir?»

Melik Nureddin de bu mektubun arkasına şöyle bir cevap yazıp göndermişti:

«Cenâb-ı Allah, mahlukatı yarattı. Onlar için bir şeriat koydu. O, yaratıkları için en yararlı olan şeyi bilir. Eğer şeriate insanların yararına olacak bir ilave yapmak gerektiğini bilseydi, bunu mutlaka yapardı. Şu halde Cenâb-ı Allah'ın koyduğu şeriate ilave yapmaya ihtiyacımız yoktur. Kim herhangi bir ilave yapacak olursa şeriatın eksik olduğunu iddia etmiş olur ki, bu da Allah'a ve O'nun koymuş olduğu şeriate karşı bir cüretkârlık sayılır. Karanlıktaki akıllar doğru yolu bulamazlar. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah bizi de seni de dosdoğru yola iletsin.»

Bu cevabî mektup, Şeyh Ömer Molla'ya ulaştığında O, Musul'da halkı topladı ve onlara Melik Nureddin'in cevabî mektubunu okuyup şöyle dedi: «Zahidin hükümdara gönderdiği mektuba ve hükümdarın zahide gönderdiği mektuba bakın.»

Bir defasında Şeyh Ebü'l-Beyan'ın kardeşi, Melik Nureddin'in yanma geldi. Bir adamın kendisine çeşitli iftiralarda bulunarak sövdüğünü söyleyip abartılı ifadelerle şikâyetçi oldu. Sultan Nureddin ona şöyle dedi: Yüce Allah şöyle buyurmuyor mu?

«Rahman'ın kullan yeryüzünde mutevazi yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.» (el-Furkân, 63).

«Bilgisizlere aldırış etme.» (el-A'râf, 199).

Şeyh Ebü'l-Beyan'ın kardeşi bu ayetler karşısında sustu ve cevap vermedi. Melik Nureddin ona ve kardeşi Şeyh Ebü'l-Beyan'a inanırdı. Defalarca onu ziyarete gitti ve onun için bir vakıf kurdu.

Bağdat Nizamiye medresesinin muidi Fakih Ebü'1-Feth el-Eşrî, Melik Nureddin için muhtasar bir tarihçe-i hayat derlemişti. Bu zat şöyle demişti: «Melik Nureddin, namazları vakitlerinde cemaatle ve şartlarına tam riayet edip rükünlerim eksiksizce yerine getirerek kılmaya itina gösterirdi. Rükû ve secdelerde tam itidale riayet edip rükünlerini eksiksizce yerine getirerek kılmaya itina gösterirdi. Geceleyin çok namaz kılardı. Allah'a bütün işlerinde yalvarıp yakarırdı, sözlerine güvenilen bir sofi cemaatından duyduğumuza göre bu cemaat Melik Nureddin'in Kudüs'ü haçlıların elinden almış olduğu esnada ziyaretine gitmişler ve Haçlıların Kudüs'ün fethiyle ilgili olarak şöyle dediklerini duymuşlar: «Melik Nureddin'in, Allah katında gizli bir sırrı vardır. Çünkü o, askerlerinin çokluğu sayesinde değil de geceleyin kıldığı namaz ve yaptığı dualar sayesinde bize karşı muzaffer olmuştur. O, geceleyin namaz kılar, elini Allah'a kaldırıp dua ederdi. Allah da duasını kabul buyurup isteğini yerine getirdi. Böylece Nureddin bize karşı muzaffer oldu.» İşte kâfirlerin Melik Nureddin hakkında söyledikleri bunlardır.

Şeyh Ebu Şâme'nin anlattığına göre Melik Nureddin meydan bahçesini ve bahçenin yanındaki meşeliğin yansını Dımaşk Camii'ni güzelleştirmek için vakfetti. Meşeliğin diğer yarısını da ona bölerek bu parçanın iki cüzünü Hanefîler için yaptırmış olduğu medresenin onarılmasına ve güzelleştirilmesine, sekiz cüzünün de dokuz mescidin güzelleştirilmesine sarfedilmesini emretti ki, bu dokuz mescid şunlardır:

Kasyon dağındaki Mescidü's-Salihin, Camiü'l-Kal'a, Mescid-ü Atiyye, Askar'daki Mescid-i İbn Lebid, Mescidu'r-Remmahîn el-Mual-lak, Salihiye'deki Mescidü'l-Abbas, Mescid-ü Dari'l-Battih elMuallak, Yahudi kilisesi civarında bulunan ve Nureddin tarafından onarılan mescid.

Melik Nureddinin menkibeleri ve eserleri pek çoktur. Biz bunlardan bir nebzesini anlattık ki, diğer menkibe ve eserlerine bir nevi işaret olsunlar.

Ravzateyn adlı eserin baş tarafında Şeyh Şihabüddin, onun birçok iyiliklerini ve hoş taraflarını anlatmış, onu övmek için yazılan kasideleri nakletmişti. Onun anlattığına göre Esedüddin, Mısır diyarını fethedip vefat ettikten sonra yerine Selahaddin geçince Melik Nureddin onu azledip yerine bir başkasını naib olarak atamayı birkaç defa düşünmüş ancak haçlılarla yaptığı savaş ve ecelinin yaklaşması onu, bu kararını gerçekleştirmeğe ulaştırmamıştı. Ömrünün son senesi olan hicretin 569. senesinin başında Mısır diyarına girmeye iyiden iyiye karar verdi. Kendisinin yokluğunda Şam'ı Haçlılara karşı korusunlar diye Musul ordusuna haber salıp Şam'a çağırdı ki, kendisi askerleriyle birlikte Mısır yoluna koyulsun. Bu haberi duyan Melik Selahaddin şiddetli bir korkuya kapıldı. Bu senenin ramazan bayramı girdiğinde Melik Nureddin kıble tarafındaki Ahdar meydanına gitti.

Orada bayram namazını kıldırdı. O gün günlerden pazardı. Şimal tarafındaki Ahdar meydanında ordugah kurdu. O esnada kader ona «Bu senin son bayramındır» dedi. O gün mükellef bir sofra kurdurdu ve sofradaki her şeyin yenilmesini emretti. Aynı gün oğlu Melikü's-Salih İsmail'i sünnet ettirdi. Bu amaçla şehri süsletti. Hem bayram hem de sünnet düğünü için her tarafa müjdeler uçuruldu. Sonra kendisi pazartesi günü adet üzere küre oynamaya gitti. Huyu olmamasına rağmen o gün emirlerden birine çok öfkelendi. Öfkeli halde hemen kaleye döndü. Rahatsız oldu. Mizacı bozuldu. Kendi canı ve sancısıyla uğraştı. Vücudunun duyu organları bozuldu. Tabiatı değişti. Bir hafta halkın karşısına çıkmadı. Halksa onun oğlunun sünnet düğünü sebebiyle yapılan eğlenceler ve oyunlarla meşgul idi. Oysa diğer taraftan kendisi canının derdine düşmüştü.

Bu sevinç, yerini hüzne bıraktı. Mizah, yerini ciddiyete terk etti. Melik Nureddin nefes alamaz hale geldi. Konuşamıyordu. Boğaz ağrısının gereği budur. Vücudundan kan alınması önerildi. Ama o bu öneriyi kabul etmedi. Hemen tedaviye başlanılması istenildi. Fakat o tedavi kabul etmedi. Bu, Allah'ın yerine gelecek takdir edilmiş bir emridir. Bu senenin şevval ayının onbirinci günü olan çarşamba günü olduğunda ellisekiz yaşındayken ruhunu teslim etti. Ömrünün yirmisekiz senesini hükümdarlıkta geçirmişti. Allah rahmet etsin. Cenaze namazı Dımaşk'ın Kale Camii'n-de kılındı. Sonra Havvasîn kapısı ile Hiyemiyîn kapısı arasındaki yol üzerinde Hanefîler için yaptırmış olduğu medresenin avlusundaki türbeye nakledildi. Mezarı orada bulunup ziyaret edilmektedir. Türbesinin parmaklıklarına insanlar tutunmakta, oraya gelen herkes orada hoş bir hava teneffüs etmekte ve uğur beklemektedir.

Oraya boğaz hastalığı yüzünden vefat etmiş olduğundan Şehid Nureddin'in mezarı denilmektedir. Oğluna da şehid deniliyordu. Kendisine Kasim lakabı takılmıştı. Haçlılar ona Kasim b. Kasim derlerdi. Vefatı sebebiyle şairler birçok mersiyeler yazmışlardı. Ebu Şâme bu mersiyeleri nakletmiştir. İmad'm onun hakkında yazmış olduğu şu mersiye ne güzeldir:

«Melik Nureddin'e melek kılığında gelen ölüme şaştım. Yeryüzünde felekin ortasında yuvarlak felek nasıl durur?»

Arkale lakabıyla tanına şair Hassan, Nureddin'in defnedildiği medrese ile ilgili olarak şöyle demiştir:

«Bir medrese ki orada bütün dersler verilir.

Orası ilmin ve ibadetin himayesinde baki kalır.

Ünü Nureddin Mahmud b. Zengi sayesinde doğuya ve batıya yayıldı.

Söyler. Onun sözleri hak ve gerçektir. Sözlerinde kinaye ve şüphe yoktur. Dımaşk, şehirler arasında hükümdar hanesidir. Bu medresede hükümdar hanesidir.»