Abdurrahman b. Ali b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Hammadî b. Ahmed b. Muhammed b. Cafer el-Cevzî b. Abdullah b. Kasım b. Nadr b. Kasım b. Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahman b. Kasım b. Muhammed b. Abdullah b. Abdurrahman b. Kasım b. Muhammed b. Ebî Bekir esSıddîk. Âlim, hafız ve vaiz bir kimseydi. Lakabı Cemalüddin, künyesi ise Ebü'l-Ferec'di. îbn Cevzî diye meşhur olmuştur. Kureyş kabilesinin Teym korundandır. Bağdatlıdır. Hanbelî mezhebine mensuptur. Emsalsiz alimlerdendir, birçok ilimde kendini gösterdi ve başkalarını geride bıraktı. İrili ufaklı 300 kadar eser tasnif etti. Kendi eliyle de 200 cilt kadar kitap yazdı. Vaaz tekniğinde eşsiz bir insan olduğu, kendisinden önce böyle bir vaiz görülmediği gibi vaizlikte kendisinden sonra da ona ulaşan biri görülmedi. Fesahat, belagat, halavet, te'sir ve bedii manalara dalmakta eşi yoktu.
Görülen maddî şeyleri hayret verici bir şekilde veciz ibarelerle örnek gösterirdi. Çabuk anlar ve idrâk ederdi. Algılaması hızlıydı. Az kelimelerde çok manaları toplardı. Bütün ilimlerde söz sahibiydi. Tefsir, hadis, tarih hesap, astronomi, tıp, fikıh, lügat ve nahiv gibi çeşitli ilimlerde de sözü geçerdi. Burada saydığımız takdirde yeri daraltacak çok sayıda tasnif eseri vardı. Zâdü'l-Mesîr adıyla meşhur bir tefsiri vardır. Bundan daha kısa fakat onun kadar meşhur olmayan bir tefsiri daha vardır. Ahmed b. Hanbel'in Müsned'inde, Sahih-i Buharî ile Sahih-i Müslim ve Camiü't-Tirmizfde yer alan hadislerin çoğunu toplayan Camiü'l-Mesânid adlı eseri vardır. Araplarla Acemlerden bahseden el-Muntazam fi Tevarihi'1-Ümem adlı yirmi ciltlik bir tarihi vardır. Biz bu kitabımızda Abdurrahman b. Ali b. Cevzî'nin yaptığı işlerin çoğundan ve biyografisinden bahsetmisizdir.
Âlemin haberlerini tarihe kaydeder, yazardı. Nihayet kendisi tarih oldu. Şair onun hakkında tam kendisine uyacak şu şiiri inşâd etmiştir:
«Sürekli tarih üzerinde çalışırdın.
Nihayet seni tarihe yazılmış olarak gördüm.»
Makâmât ve Hutep, el-Ehadisü'1-Mevzua, el-İlelü'1-Mütenâhiye fi'1-Ehâdisil-Vâhiye gibi eserleri de vardır.
Hicret'in 510. senesinde doğdu. Üç yaşındayken babasını kaybetti Ailesi bakır tüccarlığı yapardı. Yetişkinlik çağma vardığında halası onu Muhammed b. Nasır ei-Hafiz'm mescidine götürdü. Kendisi şeyhin yanından ayrılmadı. Ondan kıraat ve hadis ilimlerini tahsil etti. Hadis dinledi. îbn Zagonî'den fıkıh dersleri aldı. Vaazları ezberledi. Vaaz vermeğe başladığında yirmi yaşını bulmuş, ya da bulmamıştı. Ebu Mansur el-Cevalikî'den Arap dili ve edebiyatını öğrendi. Çocuk yaştayken de dindardı. Kendini muhafaza ederdi. Başkalarıyla fazla oturup kalkmaz, şüpheli şeyleri yemez, cuma namazı kılmak için hariç, evinden hiç çıkmazdı. Çocuklarla oynamazdı. Vaaz vermeğe başladıktan sonra vaaz meclisine halifeler, vezirler, emirler, hükümdarlar, alimler, yoksullar ve her sınıftan insanlar gelirlerdi. Vaaz meclisinde en azından 10.000 kişi toplanırdı. Bazan 100.000 veya daha fazla kişinin geldiği de olurdu. Bazan hatırından geçenleri hemen manzum veya mensur olarak ifade ederdi. Kısaca o, eşsiz bir vaaz üstadı, emsalsiz bir alimdi. Âlicenab, tenezzülsüz, yüksek şahsiyetli bir kimseydi. Şahsiyeti, makamından daha üstündü. Bu da onun mensur ve manzum konuşmalarında açıkça görülürdü. Şiirlerinden biri şöyledir:
«Kıymetli, hatta üstün olan şeyleri ele geçirdim hep,
Uzun ve zorlu yollara koyuldum ben,
Emeller beni yarış yollarına sürüklüyorlar,
Mutlu kişinin ümitleri doğrultusunda koşusu gibi.
Başarı beni, başkalarını ulaşmakta yoracak ve bitkin düşürecek hedeflere ulaştırdı.
İlim eğer konuşan bir şahıs olsaydı,
Ben de ona benim gibi birini ziyaret edip etmediğini sorsaydım; hayır, diye cevap verecekti.»
Başkalarına ait olduğu da söylenen şu şiir de kendisine aittir:
«Az bir azıkla kanaat edersen,
Halk arasında kendisine kızılmayan hür bir kimse olarak kalırsın.
Ey bu günlük azığım, eğer bugün bana akacak olursan,
Ben inci ve yakutlara sahip olmadığıma üzülmem.»
Ebü'l-Ferec İbn Cevzî'nin cidden çok manzum ve mensur eserleri vardır. Lafzü'l-Cuman fî Kâne ve Kâne adını verdiği bir kitabı vardır. Onun «Ümmetimin ömrü altmış ile yetmiş sene arasındadır» hadisiyle ilgili şöyle güzel bir sözü vardır:
«Bizden öncekilerin ömürleri, uzun süre çölde yaşadıklarından ötürü uzun olmuştur. Ama kervanlar ikamet için şehirlere geldiklerinde onlara haydi bineklere, denildi.»
Adamın biri ona «Oturup teşbih mi çekeyim yoksa istiğfarda mı
bulunayım?» diye sorunca o şu cevabı vermişti:
«Kirli elbisenin buhura daha çok ihtiyacı vardır.»
Can çekiştiği esnada kendisine «Vasiyetim kime yapıyorsun?» diye
sormuşlar, o da şu cevabı vermişti:
«Bu, tavanı ocakta olan bir çamurdur.»
Vaaz esnasında halife Müstadî'nin bulunduğu tarafa dönüp şöyle
demişti:
Ey mü'minlerin emiri! Eğer konuşacak olursam senden, eğer susacak olursam da sana zarar gelmesinden korkuyorum. Adamın birini sana, "Allah'tan kork" demesi, senin için başkalarının, «Siz Allah tarann-dan bağışlanmış bir ailedensiniz» demelerinden daha hayırlıdır. Hz. Ömer b. Hattap şöyle derdi: «Bir valimin veya tayin ettiğim yöneticimin zulmettiğini duyar da onu azarlamazsam, demekki ben de zalimim!» Ey müminlerin emiri! Hz. Yusuf, kıtlık zamanında açları unutmamak için karnım doyurmazdı. Hz. Ömer de kıtlık zamanında karnına taş bağlar ve karnı açlıktan guruldadığı halde karnına, «Guruldama! Allah'a yemin ederim ki insanlar bolluğa kavuşmadığı sürece, Ömer ne yağ, ne de şişmanlatıcı başka bir şey yemeyecektir!» derdi.
Onun bu uyarısı.üzerine halife Müstadî ağladı ve çok miktarda sadaka dağıttı. Mahpusları serbest bıraktı. Bir grup yoksula giyecek verdi.
Önceki kısımlarda da anlatıldığı gibi Ebü'l-Ferec b. Cevzî hicretin 510. senesinde doğmuştu. Bu sene ramazan ayının onikisinde cuma gecesi akşamla yatsı arasında seksenyedi yaşındayken vefat etti. Cenazesini insanlar başlarında taşıdılar. Cenazesine çok büyük bir kalabalık iştirak etmişti. Bâb-ı Harp mezarlığında babasının mezarının bitişiğine, iman Ahmed b. Hanbei'in de mezarının yakınına defnedildi. O gün cidden görülmeğe değer muazzam bir gündü. Hatta o gün için denilmişki: «İzdihamın fazlalığından, sıcaklığın da şiddetinden ötürü bir grup insan orucunu bozdu.»
Ebü'l-Ferec îbn Cevzî mezarının üzerine şu beyitlerin yazılmasını vasiyet etmişti:
«Ey affı çok olan!
Ey yanında kayıtlı günahımın çok bulunduğu yüce nıevlâ! Günahkar, elleriyle işlediği günahların bağışlanmasını, Ümid ederek sana geldi. Ben bir misafirim. Misafirin göreceği şey, Kendisine yapılacak iyilik ve ihsandır.»
Ebü'l-Ferec İbn Cevzî'nin üç erkek evladı vardı. Abdülaziz, onun en büyük oğluydu. Babasının sağlığında hicretin 554. senesinde genç yaşta vefat etti.
Ebü'l-Kasım Ali, babasına isyan eden ve ona karşı gelen biriydi. Mihnet zamanında ve diğer zamanlarda babasını çok rahatsız etmişti. Babasının yokluğunu fırsat bilerek Vasıt şehrinde kitaplarım çok ucuza satmıştı.
Muhiddin Yusuf ise Ebü'l-Ferec İbn Cevzî'nin en necip ve asil oğludur. Yaşça diğerlerinin küçüğüdür. Hicretin 580. senesinde doğdu ve babasından sonra vaaz vermeğe başladı. İlim tahsil etti. Araştırmalarda bulundu. Akranlarım geride bırakıp yükseldi. Sonra Bağdat muhte-sipliği yaptı. Daha sonra halifeler tarafından çevre ülkelerin hükümdarlarına özellikle Şam'daki Eyyübîler'e elçi olarak gönderildi. Bu elçiliği nedeniyle hükümdarlardan elde ettiği servet ve itibar sayesinde Dımaşk'ın Neşşabîn semtinde Medresetül-Cevzîye'yi inşâ ettirdi ve oraya vakıflar bağladı. Sonra diğer hükümdarlardan da bol miktarda mal ve para elde etti. Daha sonra hicretin 640. senesinde halife Müstasım'ın sarayında üstad oldu. Bu görevi, Cengizhan'm oğlu Harun Türkî hadisesinde halifeyle birlikte öldürülünceye kadar devam ettirdi.
Ebü'l-Ferec İbn Cevzî'nin kızları da vardı. Bunlardan biri Ra-bia'ydı. Rabia, Mir'atü'z-Zaman adlı eserin sahibi Septe Ebü'l-Muzaffer b. Müzaiî'nin annesidir. Bu tarih derli toplu çok faydalar içeren bir kitaptır.
" İbn Hallikan, el-Vefeyât adlı eserinde Ebül-Ferec b. Cevzî'den bahsetmiş, onu övmüş, âlimliğinden ve tasnifatından ötürü onu şükranla anmış tır.

