El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Akkâ Olayı

Bu senenin receb ayında Sur şehrindeki Haçlılar toplanıp Akkâ şehrine doğru yürüdüler. Orayı kuşatma altına aldılar. Ama orada bulunan Müslümanlar kaleyi tahkim ettiler. Kuşatma için lazım olan şeyleri hazırladılar. …

Bu senenin receb ayında Sur şehrindeki Haçlılar toplanıp Akkâ şehrine doğru yürüdüler. Orayı kuşatma altına aldılar. Ama orada bulunan Müslümanlar kaleyi tahkim ettiler. Kuşatma için lazım olan şeyleri hazırladılar. Sultan Selahaddin, durumlarından haberdar olunca Dı-nıaşk'tan süratle oraya hareket etti. Haçlıların, -yüzüğün parmağı kuşatışı gibi- kaleyi ve Müslümanları kuşatmış olduklarını gördü. Kaleyi ve Müslümanları koruyup savunmaya başladı. Nihayet kale kapısına doğru yol açtı. Oraya gitmek isteyen herkes artık gidebilecekti. Asker olsun sivil olsun kadın olsun çocuk olsun herkes kaleye gidebilecekti. Sonra istediği alet ve emtiayı kaleye soktu. Kendisi de kaleye girdi. Surların üzerine çıktı. Haçlılara, askerlerine, teçhizatlarının ve sayılarının çokluğuna baktı. Onlara her zaman deniz yoluyla erzak geliyordu.

Eşyaları gittikçe artıyordu. Her an da onlara takviyeler ulaşıyordu. Sonra kendi otağına döndü. Askerler yanma geliyorlardı. Her cihetten ve mekandan takviye birlikleri Müslümanlara da geliyordu. Aralarında piyadeler ve süvariler vardı. Şaban ayının son on günü olduğunda Haçlılar gemilerinden çıkıp kaleye geldiler. 2.000 süvari ve 30.000 piyade idiler. Sultan, maiyetindeki bahadır askerlerle karşılarına çıktı. Merc-i Akka'da büyük bir savaş meydana geldi. Günün ilk vaktinde Müslümanlardan bir topluluk bozguna uğradı. Sonra Haçlılar bozulmaya yüz tuttular. 7.000'den fazla ölü verdiler. Bu çarpışma nihayetlenince sultan, ilk bulunduğu yerden ayrıldı. Uzak bir yere çekildi. Çünkü ölülerin kokusu onu rahatsız ediyordu. Bunun askerlere eza ve hastalık vermesinden çekiniyordu. Ayrıca süvarileri ve atları da dinlendirmek istiyordu.

Ancak bunun, bozguna yüz tutmuş düşmanın yararına olduğunu bilememişti. Çünkü düşmanlar bu durumu fırsat bilerek çadırlarının çevresine deniz tarafından bir hendek kazdılar. Askerlerini muhafaza altına aldılar. Kazdıkları hendeğin toprağıyla da yüksek bir sur meydana getirdiler. §ur da bazı kapılar yaptılar. Dilediklerinde bu kapılardan dışarı çıkıyorlardı. İstedikleri ve beğendikleri menzillerinde kendilerini sağlama aldılar. Durum, Müslümanların aleyhine dönmüş, bela büyümüş, hastalık müzminleşmiş, durumun vehameti artmıştı. Cenâb-ı Allah, Müslümanları imtihan etmek için böyle yapmıştı. Sultan Selahaddin, -denizin sakinleşmesine fırsat vermeden çünkü deniz sakinleştiği takdirde her taraftan Haçlılara yardım geliyordu- süratle hücuma geçerek düşmanın işini bitirmek görüşündeydi. Ancak askerler usandıkları ve sıkıldıkları için iş zorlaşmıştı.

Hepsi Haçlıların karşısında kendilerini küçük görmeğe başlamışlardı. Ama kaderde yazılandan haberleri yoktu. Bunun üzerine Sultan Selahaddin, bütün hükümdarlara ve meliklere haber salarak yardıma gelmelerini istedi. Halife'ye de olanca imkânlarım sarfetmesi için bir mektup yazdı. Halife de askerleri, sür'atle savaşa girmek üzere teşvik edici mektuplar gönderdi. Sultan Selahaddin'e ferdi veya toplu bir çok takviyeler geldi. Mısır'a da haber salarak kardeşi Âdil'i yanma çağırdı. Donanmayı çabucak getirmesini istedi. Kardeşi de yanına geldi. Donanmayı getirdi. Donanmada elli parça gemi vardı. Donanma komutanı da Emir Hüsameddin Lü'lü idi. Sultanın kardeşi Âdil, Mısır askerleriyle birlikte gelmişti. Donanma oraya vardığında Haçlılar İslâm donanması karşısında korkuya kapılarak gemileri sağa ve sola kaçmağa başladı.

Müslümanlara erzak, asker ve teçhizat ulaşmış, kalpler ferahlamıştı. Bu sene nihayete erdiğinde durum değişmemiş, eski vaziyetini devam ettirmişti. Yüce Allah'tan başka sığınılacak bir zat yoktur.

Hicretin Beşyüzseksenbeşînci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler