El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Amâ Vecih

Ebu Bekir Mübarek Saîd b. Dehham. Nahivciydi. Vasıtlıdır. Vecih lakabını taşırdı. Vasıfta doğdu. Bağdat'a geldi. Arapça ilmiyle meşgul oldu. Bu alanda sağlam bilgiler elde etti. Çok sayıda Arap şiiri ezberledi. Hadis …

Ebu Bekir Mübarek Saîd b. Dehham. Nahivciydi. Vasıtlıdır. Vecih lakabını taşırdı. Vasıfta doğdu. Bağdat'a geldi. Arapça ilmiyle meşgul oldu. Bu alanda sağlam bilgiler elde etti. Çok sayıda Arap şiiri ezberledi. Hadis dinledi. Hanbelî mezhebine mensuptu. Sonra Hanefî mezhebine geçti. Daha sonra Şafiîliğe intikal etti. Bağdat Nizamiye medresesinde nahiv müderrisliği yaptı. Şairin biri onun hakkında şöyle demiştir:

«Her ne kadar mektuplar kendisine yarar sağlamasa da,

Benden Vecih'e şu mektubu ulaştır.

Ey Vecih! Sen İbn Hanbel'den sonra Numan'ın mezhebine tâbi ol-

dun.

Çünkü, dünya malı ve yiyecekler seni buna muhtaç kılmıştı. Sen dindarlığından ötürü Şafiî'nin görüşünü benimsemiş değilsin. Aksine, elde etmek istediğin bir şeye heveslenmişsin.

Şüphesiz kısa bir süre sonra sen Maliki mezhebine geçeceksin. Düşün bakalım hele o zaman ne diyeceksin?!»

Çok miktarda hikâyeler, darb-ı meseller, atasözleri ve güzel haberler ezberlemişti. Arapça, Türkçe, Acemce, Rumca, Habeşce ve Zencîce'yi bilirdi. Şiir nazmetmekte otoriteydi. Şiirlerinden biri şudur: «Şayet bir gün buluttan düşen bir damla, Denizin enginliği üzerinde durursa, Sonra da oradan ayrılıp gitmek istese de gidemez. Dünyaya sahip olsa, doğuda ve batıdaki dünya hükümdarları da ona köle olsalar,

Yine de ayrılıp gitmek istese, gidemez.»

Onun şöyle cinaslı bir şiiri de vardır:

«Âdi, alçak ve cömertlikleri umulmayan bir topluluktan uzak kalışımdan ötürü beni uzun uzadıya kınadın.

Onlar mallarını himaye ettiler, ama dinleri ve namusları korumasız kalmıştır.

Ayıplanmaktan veya hicvedilmekten hiç korkmuyorlar.

Cömertler, cömertlikte bir yola koyulsalar,

Onlar, cimrilikte yetmiş yola koyulurlar!»

Vecih'in güzel övgüleri, yüksek manalar içeren parlak şiirleri vardı. Bazan Buhterî'nin şiirlerine tarizde bulunur ve onun ölçüsüne yakın ölçüde şiirler yazardı.

Vecih asla öfkelenmezdi. Bir grup insan bir adamla karşılıklı bahis tutuşarak, «Eğer Vecih'i öfkelendirirsen, sana şunu şunu veririz» dediler. Adam gidip Vecih'e, Arapçayla ilgili bir soru sordu. Vecih ona cevap verdi. Adam, «Yanlış cevap verdin ey ihtiyar!» deyince Vecih ona başka bir ibareyle cevap verdi. Adamın, «Yalan söylüyorsun bence sen nahvi unutmuşsun!» demesi üzerine, Vecih ona şöyle dedi:

- Ey adam! Herhalde sen benim sana söylediklerimi anlamadın.

- Anladım, ama sen yanlış cevap veriyorsun.

- Öyleyse sen bildiğini söyle de biz senden yararlanalım. Adam ona ağır sözler sarfedince Vecih güldü ve ona şöyle dedi:

- Eğer sen beni öfkelendirmek için başkalarıyla karşılıklı bahse tutuşmuş isen, şunu bil ki, yenildin. Çünkü sen şu hikâyede anlatılan sivri sineğe benzemektesin. Şöyle ki: «Bir sivri sinek, filin sırtına düşmüş, kalkıp uçmak istediğinde file, «Ayaklarını yere iyi bas, çünkü ben uçacağım» demiş, fil de ona, «Sen sırtıma düştüğünde varlığını hissetmemiştim ki, şimdi uçmak istediğin zaman ben ne diye kendimi tutayım, ayaklarımı yere iyice basayım? Buna ihtiyacım yok!» diye cevap vermişti.»

Vecih, bu sene şaban ayında vefat etti ve Verdiye mezarlığına defnedildi. Allah rahmet etsin.