El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ayn-I Calut Savaşı

Bütün bunlar bu sene ramazan ayının son on gününde cereyan etmişti. Aradan üç gün geçmeden Müslümanların Ayn-ı Calut savaşında Tatarlara karşı muzaffer oldukları müjdesi geldi. Şöyle ki: Mısır sahibi Melik Muzaffer …

Bütün bunlar bu sene ramazan ayının son on gününde cereyan etmişti. Aradan üç gün geçmeden Müslümanların Ayn-ı Calut savaşında Tatarlara karşı muzaffer oldukları müjdesi geldi. Şöyle ki: Mısır sahibi Melik Muzaffer Kutuz, Tatarların Şam'da -anlattığımız şeyleri- yaptıklarını, ülkenin tümünü yağmaladıklarını, Gazze'ye ulaştıklarım, Mısır'a girmeye azmettiklerini ve Dımaşk sahibi Melik Nasır'ın Mısır'a göçe niyetlendiğini - Keşke oraya gitmiş olsaydı- beraberinde de Hama sahibi Melik Mansur ile amirlerden ve melik çocuklarından bir grubun bulunduğunu ve Katiyye'ye ulaştığını haber aldı. Melik Muzaffer Kutuz, Hama sahibine ikramda bulundu. Şehrini ona vereceğim vaad etti ve ona iyilik yaptı. Melik Nasır, Mısır'a girmedi. Aksine İsrail çölüne doğru çekildi. Beraberindekilerin çoğu Mısır'a girdiler.

Onun Mısır'a girmesi, çöle çekilmesinden daha iyi olacaktı. Ancak aradaki düşmanlık nedeniyle onlardan korktu. Kerek taraflarına yöneldi. Orada istihkâm tedbirleri aldı. Keşke orada kalmaya devam etseydi. Ama tedirginliği vardı. Çöle doğru harekete geçti. Ama gitmedi. Keşke gitmiş olsaydı. Bedevî emirlerinin birinden eman diledi. Tatarlar oraya hücum ettiler. Oradaki malları yağmaladılar, evleri yıktılar, büyük, küçük herkesi öldürdüler. Kadınları ve çocukları esir aldılar. Bundan sonra Araplar, Tatarlardan öç aldılar. Bu sene şaban ayının ortasında meralarmdaki atlara hücum ettiler. Onları tümüyle ele geçirip önlerine katarak götürdüler. Tatarlar peşlerine düştüler. Ama onlara ulaşamadılar. Onlardan geri ne bir at, ne bir merkep alabildiler. Tatarlar, Nasır'ın peşine düştüler. Onu kovalamağa devam ettiler.

Nihayet onu Zizi sarnıcının yanında yakaladılar. Onu, küçük yaştaki oğlu Aziz'i ve kardeşini Hülaguhan'a gönderdiler. O zaman Hülaguhan Halep'te konaklamış bulunuyordu. Hülaguhan bunları yanında esir tuttu. Nihayet müteakip sene üçünü de öldürdü. Bu hususu ileride de anlatacağız.

Kısaca diyeceğimiz şudur ki: Muzaffer Kutuz, Tatarların Şam'da yaptıklarını, onların Şam'da hakimiyet kurduktan sonra Mısır diyarına girmeye azmettiklerini duyunca, onlar kendisine baskın yapmadan önce kendisi onlara karşı harekete geçti. Askerleriyle birlikte yola koyuldu. Askerleri hep birlikte ona itaat etmekteydiler. Nihayet Şam'a vardı. Kutboğa Noyan komutasındaki Moğol askerleri ona karşı alarma geçtiler. O zaman Kutboğa Noyan, Bika'da bulunuyordu. Humus sahibi Eşref ve Mucir İbn ez-Zekî ile istişare yaptı. Bunlar ona, Muzaffer Kutuz'a karşı koyamayacağını, Hülaguhan'dan gelecek takviye kuvvetleri beklemesini önerdiler. O da acele edip hemen Muzaffer Kutuz'un karşısına çıkmaya karar verdi. Hep birlikte Muzaffer'e karşı harekete geçtiler. Muzaffer de onların üzerlerine yürüdü. Bu sene ramazan ayının yirmi-beşinde cuma günü Ayn-ı Calut'ta karşı karşıya geldiler.

Şiddetli bir savaşa tutuştular. Muzaffer Kutuz onlara karşı muzaffer oldu. Allah'a hamd olsun. Bu zafer, Müslümanlara ve İslâm'a kutlu olsun. Müslümanlar onları korkunç bir hezimete uğrattılar. Moğol komutanı Kutboğa Noyan ve ailesinden bir topluluğu öldürdüler. Anlatıldığına göre Kutboğa Noyan'ı öldüren kişi, Emir Cemaleddin Akkuş eş-Şemsî'dir. İslâm askerleri onları kovaladılar. Her tarafta onları öldürmeğe başladılar. Hama sahibi Melik Mansur ve Emir Farisüddin Aktay el-Müsta-rab (askerlerin atabeği idi) Melik Muzaffer Kutuz'un yanında yer alarak Tatarlarla savaşmışlardı. Kutboğa Noyan'ın etrafındaki adamlardan

bir grubu, Melik Said b. Aziz b. Âdil esir almıştı. Melik Muzaffer Kutuz ona, bu esirlerin boyunlarını vurmasını emretmişti. Humus sahibi Eşref, bu savaşta Tatarların yanında yer almıştı. Sonra Muzaffer Ku-tuz'dan eman diledi. Hülaguhan onu bütün Şam mıntıkasına naib olarak atamıştı. Melik Muzaffer Kutuz ona eman verdi ve Humus şehrini tekrar kendisine iade etti. Aynı şekilde Hama şehrini de Melik Man-sur'a geri verdi. Ek olarak Maarra'yı ve diğer beldeleri de ona verdi. Sil-miye şehrini ise Şerefüddin İsa b. Mühenna b. Manî'ye verdi. O, Arapların emiri idi. Emir Baybars el-Bendakdarî ve bir grup bahadır, Tatarları kovalamaya devam ettiler. Onları buldukları her mekânda öldürdüler. Nihayet Tatarlar kaçarak Halep'e geldiler. Tatarların Dımaşk'ta bulunan askerleri, ramazan ayının yirmiyedisinde pazar günü şehri terk edip kaçtılar.

Dımaşklı Müslümanlar onları kovaladılar. Bir kısmını öldürdüler. Ellerinde bulunan Müslüman esirleri kurtardılar. Bu müjde Muzaffer Kutuz'a geldi. Önceki musibetleri telafi ettiği için Allah'a hamd olsun. Müjde davulları kalenin her tarafında çalınmağa başladı. Mü'minler Allah'ın müyesser kıldığı bu zaferden ötürü çok sevindiler. Cenâb-ı Allah İslâmiyet'i ve Müslümanları çok güçlendirdi. Hristiyan, Yahudi ve münafıkları perişan etti. Allah'ın dini onların hoşuna gitmese de açığa çıkıp yükseldi. O esnada Müslümanlar daha önce büyük haçın çıkarıldığı Hristiyan kilisesine hücum ettiler. Oradaki eşyaları yağmaladılar. Kiliseyi ateşe verdiler. Çevresini de yaktılar. Çevrede Hristi-yanlara ait bir çok ev yandı. Allah evlerini ve mezarlarını ateşle doldurdu. Yakubi kilisesinin de bir kısmı yandı. Bir grup İslâm askeri Yahudilerin mallarını yağmalamağa yöneldiler.

Anlatıldığına göre Yahudiler Hristiyanlar kadar taşkınlık yapmamışlardı. Halk, Dımaşk Camii'nin ortasında, Müslümanların mallarını yağmalamaları için Tatarlara yol gösteren, onlara dalkavukluk yapan Rafızî bir şeyhi öldürdü. Bu şeyhin adı Fahr Muhammed b. Yusuf b. Muhammed el-Gencî idi. İçi bozuk olup Tatarlarla iş birliği içindeydi. Allah kahretsin. Müslümanlar bu arada münafıklardan da bir topluluğu öldürdüler. «Alemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun, zulmeden milletin kökü böylece kesildi.» (el-En'âm, 45).

Hülaguhan; Şâm, Cezire, Musul, Mardin, Hısnü'l-Ekrad ve diğer mıntıkaların kadılığına Kemaleddin Ömer b. Bidar et-Tiflisî'yi atadığına dair bir ferman yazıp gönderdi. Kemaledin Ömer, onbir seneden beri Dımaşk'ta Kadı Sadreddin Ahmed b. Yahya b. Hibetüllah b. Sünniy-yü'dDevle'ye vekillik yapmaktaydı. Ferman, bu senenin rebiyülevvel ayının yirmialtısında Dımaşk'a ulaştığında Meydan-ı Ahdar'da okundu. Böylece Kemaleddin Ömer Dımaşk'a bağımsız, asil kadı oldu. Faziletli bir kimseydi. Azledilen Kadı Sadreddin b. Sünniyyü'd-Devle ile Kadı Muhyiddin b. Zeki, Haleb'e Hülaguhan'ın hizmetinde bulunmağa gittiler. İbn Zeki, İbn Sünniyü'd-Devle'ye hile yaptı. Bunun için bol miktarda para sarfetti. Kendisi Dımaşk kadılığına atandı. İbn Sünniyyü'dDevle, Baalbek'te vefat etti. İbn ez-Zekî kadı olarak Dımaşk'a geldi. Beraberinde fermanı ve mezhebinin hü'atı da vardı. Hü'atini giydi ve Ba-bü'1-Kebir'deki Nesr kubbesinin altında Abalsiyan'm hizmetinde bulunmak üzere oturdu. Aralarında, Abalsiyan'ın karısı Hatun da yüzünü açmış halde oturuyordu. Ferman orada bu vaziyette okundu. Hüla-gu'nun adı anıldığında altın ve gümüşler halkın başı üzerine savruldu. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Allah bu kadıyı, Abalsiyan'ı, karısını ve Hülaguhan'ı kahretsin.

Ebu Şâme'nin anlattığına göre İbn ez-Zekî bu kısa süreli görevinde

birçok medreseyi eline geçirmiş, sene başından önce de azledilmişti. Bu süre zarfında Azraviye, Sultaniye, Felekiye, Rükniye, Kaymaziye ve Aziziye medreseleri İbn ez-Zekî'nin eline geçmişti. Takaviye ve Aziziye medreseleri ise zaten elinde bulunmaktaydı. Oğlu İsa'yı Emmiye medresesinin müderrisliğine ve şeyhüşüyuhluğa tayin ettirdi. Ümmü Salih medresesini arkadaşlarından İmad elMısrî'ye verdirdi. Şâmiyetü'l-Barraniye medresesini de yine bir arkadaşına verdirdi. Ana bir kardeşi Şihabeddin İsmail b. Esad b. Hubeyşî'yi kadılığa atadı ve Revaniye ile Şamiyetü'l-Berraniye medresesinin idaresini de ona verdirdi. Ebu Şâme dedi ki: «Oysa Şamiyetü'l-Berraniye vakfiyesinde bu medresenin başka bir medrese ile birleştirilemeyeceğine dair bir hüküm vardı.»

Dımaşk ve diğer beldeler, Tatarlardan alınıp Müslümanların eline geçince İbn ez-Zekî, kadılıkta kalmak için çok çaba sarfetti. Bu görevden atılmaması ve medrese yönetiminin elinde kalması için çok para harcadı. Ancak bu görevler uzun süre elinde kalmadı. Aksine azledildi. Yerine Kadı Necmeddin Ebu Bekir b. Sadreddin b. Sünniyyü'd-Devle atandı. Atanma fermanı zilkade ayının yirmibirinde cuma günü namazdan sonra Dımaşk Camii'nin Osman mesnedinin yanındaki Kemalî penceresinin önünde okundu.

Melik Muzaffer Kutuz, Ayn-ı Calut'ta Tatarları kırıp geçirdikten sonra peşlerine düştü. Onları kovalamağa devam etti. Büyük bir debdebeyle Dımaşk'a geldi. Halk onun gelişine çok sevindi. Ona çokça dualar edildi. Melik Muzaffer, Humus valisi Melik Eşrefi, Hama valisi Man-sur'u görevlerinde bıraktı. Halep şehrini Hülagu'nun elinden aldı. Hak yerini buldu. Kurallar yerlerine oturdu. Melik Muzaffer daha önce Emir Rükneddin Baybars el-Bendakdarî'yi, Tatarları kovması ve teslim alması için Haleb'e göndermiş, Baybars'ı da Halep valiliğine atayacağına dair söz vermişti. Baybars Tatarları Halep'ten kovup çıkararak şehri teslim aldığında Melik Muzaffer oraya Baybars'ı değil de Musul sahibinin oğlu Alaaddin'i atadı. Bu sebeple Muzaffer Kutuz'la Baybars arasında düşmanlık meydana geldi ve bu, kısa sürede Melik Muzaffer Kutuz'un öldürülmesiyle sonuçlandı. Hüküm bundan öncesinde de bundan sonrasında da elbetteki yüce Allah'ın elindeydi.

Muzaffer Kutuz Şam'daki işlerini tamamladıktan sonra Mısır'a dönmeğe niyetlendi. Dımaşk'ta Emir Alemüddin Sencer el-Halebî el-Kebîr ile Emir Mücireddin b. Hüseyin b. Aksa Timur'u naib olarak bıraktı. Kadı İbn ez-Zekî'yi Dımaşk kadılığından azletti, yerine İbn Sün-niyyü'd-Devle'yi atadı. Sonra askerleriyle beraber Mısır diyarına döndü. Halkın önde gelenleri, ayan ve eşraf onun şiddetli heybetinden ötürü yüzüne rahatça bakamıyorlardı.