El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Cengiz Han'ın Ortaya Çıkışı Ve Tatarların Ceyhun Nehri'ni Geçmesi

Bu sene Tatarlar, kralları Cengizhan'm komutasında ülkelerinden çıkıp Ceyhun nehrini geçtiler. Bunlar Çin'in Tamgaç dağlarında yaşamaktaydılar. Dilleri diğer Tatarlarınkinden farklıydı. Ancak diğer Tatarlara nisbetle …

Bu sene Tatarlar, kralları Cengizhan'm komutasında ülkelerinden çıkıp Ceyhun nehrini geçtiler. Bunlar Çin'in Tamgaç dağlarında yaşamaktaydılar. Dilleri diğer Tatarlarınkinden farklıydı. Ancak diğer Tatarlara nisbetle bunlar daha cesaretli ve savaşta daha sabırlıydılar. Ceyhun nehrini geçmelerinin sebebi şuydu: Cengizhan, elbise ve kumaş getirmek üzere bir kervanı Harezmşah'ın ülkesine göndermişti. Bu kervanın çok miktarda mal ve parası vardı. Ceyhun nehrini geçtikten sonra Harezmşah'ın naibi bir mektup yazarak bu kervanın yanında çok miktarda mal ve para bulunduğunu Harezmşah'a bildirdi. Harezmşah da kervandaki adamları öldürmesini ve ellerindeki mal ve paraları almasını naibine bir mektupla emretti. Naib de bu emri yerine getirdi. Cengizhan, bu durumdan haberdar olunca Harezmşah'ı tehdit eden haberler gönderdi.

Çünkü Harezmşah'ın bu hareketi gerçekten iyi birşey değildi. Bu tehdit mektubunu gönderdiğinde adamlarından bazıları Harezmşah'a, Cengizhan'a karşı harekete geçmesini önerdiler. Harezmşah, Tatarlara karşı harekete geçti. Tatarlar o esnada Güçlükhan'la savaşmakla meşgul idiler, Harezmşah mallarım yağmaladı, kadınlarını ve çocuklarını esir aldı. Tatarlar hezimete uğramış halde yine seferlerine devam ettiler. Dört gün süreyle misli görülmemiş bir şekilde Harezmşah'la savaştılar. Tatarlar kendi ailelerini ve ırzlarını korumak uğruna, Müslümanlar da kendi canlarını kurtarmak uğruna savaşıyorlardı. Çünkü Müslümanlar ne zaman onlara arkalarını dönüp kaçacak olsalar, Tatarların onları kökten kesip biçeceklerini biliyorlardı. Bu savaşta iki taraftan da çok sayıda adam öldürüldü. Öyle ki atlar, kan göllerine batmaktaydılar.

Müslümanlardan 20.000 kadar kişi öldürüldü. Tatarlar-dansa kat kat fazla adam öldürüldü. Sonra iki taraf geri çekildi ve her biri kendi ülkesine doğru yola koyuldu. Harezmşah ve adamları Buhara ve Semerkand'a sığındılar. Orayı tahkim ettiler. Orada çok sayıda savaşçı bıraktıktan sonra Harezmşah daha çok asker toplamak için ülkesine döndü. Bu arada Tatarlar, içinde 20.000 savaşçının bulunduğu Bu-hara'ya baskın düzenlediler. Cengizhan, üç gün süreyle Buhara'yı kuşatma altında tuttu. Halk ondan aman diledi. O da halka aman verip şehre girdi. Bir hile ve tuzak gereği halka iyi davrandı. Ancak kale, ona karşı direndi. Kapılarını açmadı. Bunun üzerine Cengizhan orayı kuşattı. Kalenin hendeklerini doldurtmak için şehir halkını çalıştırdı. Tatarlar minberleri ve Kur'an cüzlerini getirip, doldurmak için hendeğe atıyorlardı.

On günlük kuşatma sonunda şiddet kullanarak kaleyi fethettiler. Oradaki Müslümanları öldürdüler. Bundan sonra Cengizhan şehre döndü. Kervandaki tüccarların mallarına el koydu ve şehri asker-

lerine teslim etti. Onlar da diledikleri gibi yağmaladılar. Şehir halkından, sayılarını ancak Aziz ve Celil olan Allah'ın bildiği kadarını öldürdüler. Kadınları ve çocukları esir aldılar. Sahiplerinin huzurunda kadınlara tecavüz ettiler. Halktan bazısı, namusu uğruna öldürülünceye dek onlarla savaştı. Kimisi esir alındı ve çeşitli işkencelere maruz bırakıldı. Şehirde kadınlar, çocuklar ve erkekler yüksek sesle ağlaşıp feryâd-ü figan ettiler. Sonra Tatarlar Buhara evlerini, medreselerini ve mescidlerini ateşe verdiler. Her tarafı yaktılar. Yanan binalar, yıkıldı. Geride sadece sütunları ve bazı duvarları kaldı. Bundan sonra Tatarlar, Semerkand'a hücum etmek üzere Buhara'dan ayrıldılar. Semerkand'ta yaptıklarını da müteakip sene olaylarından bahsederken anlatacağız. Bu sene başında Kudüs şehrinin surları yıkıldı.

Allah kendi adının orada zikredilmesiyle orayı şenlendirsin ve mamur hale getirsin. Bunu Haçlıların istilasından korkan Melik Muazzam, ümerasıyla istişare yaptıktan ve bu hususta kendisine öneride bulunanların önerisini kabul ettikten sonra emretmişti. Çünkü Haçlılar, Kudüs'ü ele geçirdikleri takdirde orayı bütün Şam mıntıkasını ele geçirmek için bir basamak olarak kullanacaklardı. Bu nedenle Kudüs şehrinin surlarının yıkımına muharremin ilk gününde başlandı. Kudüs halkı Haçlıların gece veya gündüz kendilerine baskın yapmalarından korktukları için kaçıp gittiler. Mallarını, mülklerini, eşyalarını geride bıraktılar. Her biri bir tarafa dağılıp gitti. Hatta denilir ki o zaman da bir kantar zeyt on dirheme, bir rıtıl bakır yarım dirheme satılmıştı. İnsanlar çağrışıp bağrıştılar. Feryâd-ü figan ettiler.

Sahra'da ve Mescid-i Aksa'da yüce Allah'a yalvarıp yakardılar. Bu da Muazzam'm çirkin işlerinden biriydi. Bununla birlikte geçen senenin olaylarından bahsederken de onun yaptığı kötü işleri ve çirkinlikleri anlatmıştık. Şairin biri, Muazzam'ı bu yaptıklarından ötürü hicvederek şöyle demişti:

«Receb ayında ırzları helal kıldın, Muharrem ayında da Kudüs'ü tahrip ettin!»

Bu sene Haçlılar Dimyat şehrini istila ettiler. Aman vererek şehre girdiler. Halka aman verdikleri halde sözlerinde durmayıp ihanet ettiler. Erkekleri öldürdüler. Kadınları ve çocukları esir aldılar. Kadınlarla fuhuş yaptılar. Caminin minberini, Kur'ân cüzlerini, ölülerin kesik başlarını Cezayir'e gönderdiler. Camiyi kiliseye çevirdiler.

Bu sene Muazzam, Kadı Zekiyyüddin b. Zekî'ye gazaplandı. Bunun sebebi de şuydu: Muazzam'm halası Sittüşşam binti Eyyûb, evinde hastalanmıştı. Bu ev daha sonraları medreseye dönüştürülmüştür. Yanma gelip vasiyetini yazması için kadıya haber salmıştı. Kadı, yanındaki şahitlerle birlikte Sittüşşam'm evine gitmiş ve Sittüşşam'm dediği şekilde vasiyetini yazmıştı. Bunu duyan Muazzam da, «Benim iznim olmadan nasıl halamın evine gidersin, şahitlerinle birlikte onun konuşmalarını dinlersin?!» demişti. O esnada kadı da Aziziye tahsildarından hesaplan istemiş, hesapların doğru olmadığını görünce Önünde onu tokmaklarla dövdürmüştü. Muazzam, babasının zamanından beri bu kadıdan hoşlanmıyordu. İşte o esnada Muazzam, kadıya içinde gömlek ve şalvar olan bir bohça gönderdi. Gömlek beyaz renkli, şalvar ise sarı renkliydi.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre bu ikisi, kirli kırmızı renkte idiler. Bohçayı getiren elçi Muazzam adına yemin vererek kadıdan bu gömlekle şalvarı giymesini ve o şekilde hasımlar arasında hüküm vermesini istemişti. Allah'ın lûtfuna bakın ki, elçi bu bohçayı getirdiğinde kadı, Bâbülberit'teki evinin holünde hüküm vermek için hazırlanmaktaydı. Çaresiz gömlekle şalvarı giydi ve bu kılıkla mahkemede oturup işleri görmeğe başladı. Sonra evine döndü. Hastalandı. Hastalığı ölümle sonuçlandı. Müteakip senenin safer ayında vefat etti. Şeref b. İnnin ez-Zurî adındaki şair, onun ibadet ve takva sahibi bir kimse olduğunu herkese göstermişti. Rivayete göre o da camide itikâfa girmişti. Muazzam ona camide meşgul olması için içki ve tavla göndermişti. Bunun üzerine Şeref b. İnnin şöyle bir şiir yazıp Sultan Muazzam'a göndermişti:

«Ey Melik Muazzam! Ebediyete kadar yeryüzünde baki kalacak bir bid'at icad ettin.

Senden sonraki hükümdarlar da bu yola başvuracaklardır. Kadılara hil'at, zahidlere de armağan mı gönderiyorsun?!»

Bu da Melik Muazzam'ın çok çirkin hareketlerinden biridir.

Kadı Zekiyüddin'in dört naibi vardı:

Şemseddin eş-Şirazî. Meşhed-i Ali'nin imamıydı. Bu meşhedin Şibâk tarafında mahkemesini kurardı. Bazan da siyah döşeme taşlarının karşısındaki revaka gider, orada davaları hallederdi.

Şemseddin b. Sünniyü'd-Devle. Külase'deki Şibâk'ta hüküm verirdi ki burası Selahaddin türbesinin karşısında, Gazaliye'deki bir yerdir.

Kemaleddin el-Mısrî. Beytü'1-mal vekili idi. Bu da Meşhed-i Osman'da Şibâk-ı Kemalî'de hüküm verirdi.

Şerefüddin el-Musulî el-Hanefî. Turhaniye medresesinde hüküm verirdi ki, burası Ciron mmtıkasındadır. Doğrusunu Allah bilir.

Hicretin Altıyüzonaltıncı Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler