El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Cengizhan

Tatarlar nezdinde büyük sultandı. Tatarların bugünkü krallarının babasıdır. Ona mensupturlar. Kaan'ı tazim edenler, Cengizhan'a saygıyı amaçlarlar. Cengizhan, Tatarlar için bir yasa (kanunlar külliyatı) koymuştu. Bununla …

Tatarlar nezdinde büyük sultandı. Tatarların bugünkü krallarının babasıdır. Ona mensupturlar. Kaan'ı tazim edenler, Cengizhan'a saygıyı amaçlarlar. Cengizhan, Tatarlar için bir yasa (kanunlar külliyatı) koymuştu. Bununla hüküm verilir ve bu hükümlere uyulurdu. Ama bu kanunların hükümlerinin çoğu Allah'ın şeriatine ve kitaplarına aykırıydı. Bu kanunları kendi kafasından uydurmuştu. Tatarlar da bu kanunlara uymuşlardı. Cengizhan, annesinin güneş ışınlarına bakarak kendisine hamile kalmış olduğunu iddia ederdi. Bu nedenle onun babası bilinmemektedir. Açıkça bilinen husus şudur ki, onun nesebi meçhuldür. Bağdat'ta Vezir Alaaddin el-Cüveynî'nin, Cengizhan'm biyografisini bir kitapta anlatmış olduğunu gördüm, bu kitapta Vezir Alaaddin onun yaşantısını, siyasî aklım, cömertliğini, cesaretini, iyi bir idareci olduğunu, halkı ve memleketi iyi yönettiğini, savaşçı bir kimse olduğunu anlatmıştır.

Önceleri Özbekhan'm yanında has adam olarak bulunuyordu. Gençliğinde adı Timuçin'di. Büyüdüğünde kendine Cengizhan adını verdi. Özbekhan da onu yakınına almış, ona kıymet vermişti. Hükümdarın büyük emirleri onu kıskanmışlar, ona iftiralar atmışlar, nihayet Özbekhan'ı ona karşı gazaplandırmışlardı. Ancak cezalandırmağa değer bir suçunu tesbit edemediği için Özbekhan onu öldürmemişti. O esnada Özbekhan iki küçük köleye kızmıştı. Köleler de korkularından ötürü Özbekhan'm yanından kaçıp Cengizhan'a sığınmışlardı. Cengizhan onlara ikram ve ihsanda bulundu. Onlar da Özbekhan'm onu öldürme niyetini taşıdığını kendisine bildirdiler. Bunun üzerine Cengizhan tedbir aldı. Kendi başına bir devlet kurmağa başladı. Tatarlar'dan bir grup kendisine tâbi oldu. Özbekhan'm adamlarının çoğu da kaçıp yanına geldiler.

O da onlara ikramda bulundu. Mal ve para verdi. Nihayet böylece kuvvetlendi. Askerleri çoğaldı. Bundan sonra Özbekhan'la savaştı. Ona karşı galip geldi. Onu öldürdü. Mülküne ve memleketine sahip oldu. Askerleri çoğaldı. Teçhizatı fazlalaştı. İşi büyüdü, ünü her tarafa yayıldı. Tamgaç diyarındaki Türk kabileleri ona itaatlerini arzet-tiler. Öyle ki, 800.000 kadar savaşçıya sahip oldu. Kabileler arasında en fazla savaşçıya kendi kabilesi olan Kiyan kabilesi sahipti. Bundan sonra kendisine Ozan ve Konkoran adında iki büyük kabile de iltihak etti. Cengizhan senenin üç ayında avlanır, geri kalan kısmında ise savaşır, hüküm verir ve memleketi idare ederdi.

Cüveynî onun için dedi ki: Üç ay boyunca av turu atar, sürek avına çıkardı. Sonra çok miktarda hayvan avlayarak geri dönerdi. Daha sonraları kendisiyle Horasan, Irak, Azerbaycan ve diğer memleketlerin hükümdarı Aîaaddin Harezmşah arasında savaş meydana geldi. Cengizhan, Alaaddin'i mağlup etti. Malını, mülkünü yağmaladı. Ülkesinin her tarafını istila etti. Çocuklarım esir aldı. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi bütün bunları çok kısa bir zamanda başardı.

Cengizhan, hükümdar olarak hicretin 599. senesinde ortaya çıktı. Hicretin 616. senesinde Harezmşah'la savaştı. Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi Harezmşah da hicretin 617. senesinde vefat etti. O zaman Cengizhan, karşısında engel çıkaracak bir kimseyle karşılaşmaksızm

Harezmşah'm ülkesini istila etti. Cengizhan ise hicretin 624. senesinde vefat etti. Onu demir bir tabuta koyup zincirle bağladılar ve iki dağın arasına astılar.

Onun yasa kitabına gelince, bu, kalın bir yazıyla iki cilde yazılmıştı. Çok hacimli olan bu iki ciltlik eser, yanlarındaki bir deve üzerinde taşınırdı. Bazılarının anlattıklarına göre Cengizhan dağa çıkar, sonra iner, tekrar çıkar, sonra iner, bu iniş çıkışı defalarca tekrarlar, nihayet yorulup bayılır ve yere düşerdi. O esnada da yanındaki katibe, soyliye-ceklerini yazmasını emreder ve söylediklerini kanun olarak yazdırırdı. Eğer durum böyleyse demek ki içindeki şeytan konuşur ve konuştuklarını kanun haline getirirmiş.

Cüveynî'nin anlattıklarına göre Tatarlar'dan bir kişi çok şiddetli soğuklarda ibadet için dağa çıkarmış. Bir defasında yine dağa çıkmış iken görünmezlerden bir sesin kendisine, «Biz Cengizhan'ı ve çocuklarını yeryüzüne hakim kıldık» dediğini işitmişti. Moğol ihtiyarları ve âlimler^ bu sözü tasdik ederler ve doğru kabul ederlerdi.

Bundan sonraki kısımda Cüveynî, Cengizhan'm yasasından bazı maddeler aktarmıştır. Şöyle ki:

«Zina eden kişi, evli olsa da olmasa da öldürülür. Aynı şekilde homoseksüellik yapan da Öldürülür. Kasten yalan söyleyen öldürülür. Büyü yapan öldürülür. Casusluk yapan öldürülür. Çekişmekte olan iki kişinin arasına giren ve bu iki kişiden birisine yardım eden öldürülür. Durgun suya işeyen öldürülür. Durgun suya dalan öldürülür. Sahibinin izni olmaksızın bir esire yemek yediren veya su içiren veya birşey giydiren öldürülür. Kaçak birini görüp de sahiplerine veya hükümete teslim etmeyen öldürülür. Bir esire yemek yediren veya yiyecek birşeyi bir kimsenin önüne atan öldürülür. Çünkü yiyeceği Önüne atılmamalı, aksine bizzat eliyle ona vermelidir. Bir kimse bir başkasına yemek yedire-cekse önce kendisi o yemekten tadmalıdır. Misafir emir olsa bile, böyle yapmalıdır. Ama esire yedirmemelidir. Bir kimse yemek yer de yanında-kine yedirmezse öldürülür. Bir hayvanı boğazlayan kimse o hayvan gibi boğazlanır. Hayvanı boğazlamamah, aksine karnım varmalı ve içinden önce eliyle kalbini tutup çıkarmalıdır...» Bütün bu hükümler Allah'ın, kullan olan peygamberlere indirmiş olduğu şeriatlerine muhaliftir. Son peygamber Muhanımed b. Abdullah'a (s.a.v.) indirilen muhkem şeriatı terk edip neshedilmiş, başka şeriatlerin hükmünce amel eden kimse kafir olduğuna göre Cengizhan'm yasalarına göre hareket eden kimse nasıl kâfir olmasın?! Bu hükümlere uyan kimse Müslümanların icmaıyla kâfir olur. Zira yüce Allah buyurmuş ki:

«Cahiliye devri hükmünü mü istiyorlar? Yakînen bilen bir millet için Allah'tan daha iyi hüküm veren kim vardır?» (ei-Mâide, 50).

«Hayır; Rabbine and olsun ki, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem tayin edip, sonra senin verdiğin hükmü içlerinde bir sıkıntı duymadan tamamen kabul etmedikçe inanmış olmazlar.» (enNisâ; 65).

Ulu Allah doğru söylemiştir.

Tatarların adabına gelince bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:

Sultana son derece itaatkâr olunmalıdır.

Dilediğini seçmesi için güzel bakire kızlar sultana sunulmalıdır. Bunlardan dilediğini sarayına alır ve dilediği zaman yanma alır.

Hükümdarlara kendi adıyla hitap edilmelidir,

Bir kimse yemek yemekte olan bir topluluğun yanma giderse izin almaksızın onlarla yemek yiyebilir.

Ateş ocağının ve yemek tabağının yanından direk olarak geçilnıemelidir.

Tuvaletin taşının üzerinde fazla beklenilmemelidir.

Kirleri açıkça görülmediği sürece elbiseler yıkanılmamalıdır.

Anlattığı şeylerden ötürü alimlere suç isnad edilmemelidir.

Ölünün malına ilişilmemelidir.

Alaaddin el-Cüveynî, Cengizhan'm iyiliklerinin ve haberlerinin büyük bir kısmını nakletmiştir. Bu iyilikleri, kendi karakteri ve aklının icabı olarak yapmaktaydı. Her ne kadar Allah'a ortak koşuyor ve Allah'tan başkasına ibadet ediyorsa da iyi tarafları da vardı. Sayılarını ancak yaratanın bildiği miktarda çok insanı öldürmüştü. Ama savaşı ilk Önce Harezmşah başlatmıştı. Çünkü Cengizhan, kendi ülkesinden bir ticaret kervanını Harezmşah'm ülkesine alış veriş için göndermişti. Bu kervanın çok miktarda malı ve eşyası vardı. Kervan İran'a vardığında Harezmşah'm oradaki naibi onları öldürdü. Naib, Güçlükhan'm kayınpederiydi ve Tatar kervanının ellerindeki bütün mallara el koydu. Cengizhan, Harezmşah'a haber göndererek bu olayın onun bilgisi dahilinde ve rızasına uygun olarak meydana gelip gelmediğini sordu. Harezmşah böyle bir şeyden haberi olmadığını bildirince Cengizhan ona şu mesajı gönderdi: «Hükümdarların tüccarları öldürdükleri görülmemiştir. Çünkü tüccarlar ve kervanlar ülkeleri şenlendirirler. Mamur hale getirirler. Kervanlar ve tüccarlar hükümdarlara kıymetli ve nefis hediyelerle, armağanlar ulaştırırlar. Sonra kaldı ki bu ticaret kervanında bulunan insanlar senin dinindendiler. Senin naibin onları öldürdü. Eğer bunu naibine sen emretmiş isen biz bunların kan bedellerini talep ederiz, yahut sen bundan haberin olmadığını söylersen o zaman naibini cezalandır. Naibine kısas tatbik et!»

Harezmşah bu mesajı Cengizhan'm elçisinin ağzından duyar duymaz ona verdiği cevap sadece adamlarına, «Şunun boynunu vurun!» demek oldu. Harezmşah işi bozmuş, tedbiri elden bırakmıştı. O esnada yaşı da ilerlemiş, aklı zayıflamıştı. Oysa bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

«Sizi terk ettikleri sürece Türkleri terk edin.» Cengizhan, Harezm-şah'ın bu yaptığını haber alınca onunla savaşmak üzere hazırlığa girişti, ülkesini zaptetmeğe karar verdi. Cenâb-ı Allah'ın takdiri gereği yapılan savaşlar neticesinde öyle durumlar meydana geldi ki, bunlardan daha garip, daha çirkin durumlar duyulmuş değildir.

Cüveynî'nin anlattığına göre Cengizhan avda iken çiftçinin biri kendisine üç karpuz getirmişti. O esnada Cengizhan'm yanında hazinedarlardan kimse yoktu. Karısına, «Kulaklarmdaki küpeleri şu adama ver» dedi. Karısının kulağında çok kıymetli nefis iki cevher vardı. Kadın cimrilik yaptı, vermek istemedi ve «Adamı yarına kadar beklet» dedi. Cengizhan da karısına, «Adam bu geceyi tedirgin olarak geçirir. Acaba elime bir şey geçer mi, geçmez mi diye düşünür, belki de bundan sonra eline hiç birşey geçmeyecektir. Oysa senin bu küpelerini her kim satın alacak olursa mutlaka sana getirecektir» dedi. Karısı küpeleri çıkarıp çiftçiye verdi. Çiftçinin aklı başından gitti. Oradan ayrıldı. Küpeleri tüccarın birine 1.000 dinara sattı. Kıymetini bilememişti. Tüccar da küpeleri alıp Cengizhan'a getirdi. Cengizhan da küpeleri tekrar karısına iade etti.

Hikâyenin burasında Cüveynî şöyle bir şiir nakleder:

«Bir kimse deniz ve kırağının damlaları lezzetlidir derse, Denizi ve kırağıyı övmüş olur.»

Cengizhan, bir gün pazarda dolaşmakta iken bir bakkalda innap gördü. Rengini beğendi. Canı çekti. Hâcibine bir palislik innap satın almasını emretti. Hacibi ise çeyrek palislik innap satın aldı. Saraya döndüğünde önüne koydular. Görünce beğendi. Yedi ve, «Bütün bunlar bir palise mi satın alındı?» diye sordu. Hâcibi de artan parayı göstererek, «Şu kadar para da arttı» dedi. Cengizhan öfkelenerek şu cevabı verdi: «Benim gibi para bulup da kim o bakkaldan innap satın alacak?! Hadi gidin o bakkaldan tam on palislik innap satın alın.»

Bir kişi Cengizhan'a kıymeti olmayan cam bir bardak hediye etti. Cengizhan da adamlarına dönüp «Madem ki bunu uzak bir diyardan bize sağlam olarak getirmiştir. Öyleyse kendisine 200 palis verin» dedi.

Cengizhan'a, «Burada büyük bir hazine vardır. Eğer burayı kazacak olursan çok miktarda mal elde edersin» denildiğinde Cengizhan bu sözü söyleyen adama, «Elimizde bize yetecek kadar para vardır. Bırakın bunu başkaları açıp yesinler. Onlar buna bizden daha muhtaçtırlar» demiş ve hazineye ilişmemişti.

Adamın biri Cengizhan'm ülkesinde şöyle diyordu: «Ben bir hazinenin yerini biliyorum ancak yerini sadece kaana bildiririm.» Emirler ısrarla hazinenin yerini kendilerine bildirmesini istemişler ancak o, hazinenin yerini onlara bildirmemişti. Bu durumu kaana anlattıklarında kaan (Cengizhan), o adamı posta atıyla hemen huzuruna getirmişti. Adam huzura girdiğinde Cengizhan ona hazinenin yerini sormuş, adam da şöyle demişti: «Ben sadece senin yüzünü görebilmek için bunu bir hile olarak uydurmuştum.» Adamın sözünü değiştirdiğini gören Cengizhan öfkelenmiş ve adama, «İşte maksadım elde ettin» demiş ve onu salimen kendi mekânına göndermişti. Fakat ona bir şey de vermemişti.

İnsanlardan biri Cengizhan'a bir nar hediye etmiş Cengizhan narı parçalayıp tanelerini meclisinde bulunan adamlara dağıtmış ve o nardaki taneler sayısınca da adama palis verilmesini emretmiş, sonra da şu şiiri okumuştu:

«İşte şu nardaki tanelerin çokluğu ve sıkışıklığı kadar, Ziyaretçiler, Cengizhan'm kapısında çoğalıp sıMaşırlar.»

Kâfirin biri Cengizhan'a gelip şöyle demişti: «Ey Cengizhan! Rüyamda babanı gördüm. Bana dedi ki, «Oğluma söyle de Müslümanları öldürsün.» Cengizhan, Müslümanlara biraz meyilliydi. Bu nedenle de ailesinin bu yoldaki davranışına muhalifti. Yanına gelen kâfire, «Sen Moğolca biliyor musun?» diye sordu. Kâfir, «Hayır bilmiyorum» deyince Cengizhan, ona şu cevabı verdi: «Sen yalan söylüyorsun. Çünkü babam Moğolca'dan başka bir dil bilmiyordu.» Kâfirin boynunun vurulmasını emretti. Böylece Müslümanları o kâfirin şerrinden kurtarmış oldu.

Cengizhan, yasa gereğince öldürülmelerine hükmettiği üç kişiyi yakalamıştı. O esnada kadının birinin ağlayıp yüzünü tokatlayarak oralarda dolaşmakta olduğunu gördü, «Bu da kim? Yanıma getirin hele!» dedi, kadını huzuruna getirdiler. Konuşmağa başladı:

- Bu üç adamdan biri oğlum, biri kardeşim, biri de koçanıdır.

- Ey kadın, bunlardan sadece birini seç ki onu senin için serbest bırakayım.

- Kocamın yerine başka bir koca gelebilir. Oğlumun yerine başka bir oğul doğurabilirim. Ama kardeşimin yerine başka bir kardeş bulamam!

Cengizhan, onun bu sözünü beğendi ve her üçünü de onun hatırı

için serbest bıraktı.

Cengizhan, güreşçileri ve koşucuları çok severdi. Yanında bunlardan çok sayıda insan vardı. Horasan'da bir güreşçinin bulunduğunu kendisine söylediler. Onu Horasan'dan yanma getirtti, yanındaki güreşçilerin hepsini mağlup etti. Cengizhan ona ikramda bulundu, armağanlar verdi. Emirlerden birinin güzel bir kızını da ona verdi. Bu kız bir süre onun yanında kaldı. Ama güreşçi o kızla münasebete girmedi. Bir

zaman sonra bu kız Cengizhan'm bulunduğu Ordu şehrine geldi. Cengizhan o kızla konuşup şakalaştı ve, «Arab'ı nasıl buldun?» diye sordu. Kız da kocasının kendisiyle münasebete girmediğim söyledi. Cengizhan buna şaştı. Kızın kocasını yanına getirtti ve durumu ona sordu. O da şöyle dedi: «Ey Kaan! Ben güreşçilikle senin yanında itibar sahibi olup yükseldim. Bu kadınla cinsî münasebete girseydim yanındaki itibarım ve mertebem düşerdi.»

Cengizhan ona, «Bunun bir zararı yok» dedi ve kızın amcasının oğlunu yanma çağırdı. O da Horasanlı gibi meşhur bir güreşçiydi. Bunları güreştirmek istedi. Sonra, «Siz akrabasınız, birbirinizle güreşmeniz doğru olmaz» dedi ve Horasanlı güreşçiye bol miktarda para verilmesini emretti.

Cengizhan, hastalanıp can çekiştiği esnada çocuklarına birbirlerinden ayrılmamalarını, ittifak içinde yaşamalarını vasiyet etti. Buna örnekler verdi. Önce bir ok alıp oğullarından birine verdi ve kırmasını söyledi. Oğlu bunu rahatlıkla kırdı. Sonra hepsine birden birer demet ok verdi. Uğraştılar, fakat kıramadılar. Onlara, «İşte sizin durumunuz da böyledir. Birleşirseniz güçlenirsiniz. Ayrılıp ihtilafa düşerseniz böyle güçsüz olursunuz» dedi.

Bir kaç erkek çocuğu ve kızı vardı. Bunlardan meşhur olanları şunlardır. En büyükleri Yusa, Heryol, Batu, Berke ve Türkcar. Bunlardan her birinin Cengizhan yanında bir görevi vardı. Bunların hakimiyetleri Hülagu zamanına kadar sürdü.»

Bundan sonra Cüveynî, Cengizhan'in zamanındaki savaşları, belâ, musibet ve olayları önceki kısımlarda da, detaylı olarak anlattığımız gibi nakletmiştir. Doğrusunu Allah bilir.