El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Düşmanın Akkâ Şehrini Sultan Selahaddîn'în Elinden Alması

Cemaziyelevvel ayı başlayınca mel'un Haçlıların Akkâ şehrini kuşatmaları şiddetlendi. Hep uzak yoldan gelerek orada şehri ele geçirmek için el birliği etmişlerdi. İngiliz kralı da büyük bir kalabalıkla yirmibeş parça …

Cemaziyelevvel ayı başlayınca mel'un Haçlıların Akkâ şehrini kuşatmaları şiddetlendi. Hep uzak yoldan gelerek orada şehri ele geçirmek için el birliği etmişlerdi. İngiliz kralı da büyük bir kalabalıkla yirmibeş parça şövalye dolu gemiyle oraya gelmişti. Akkâlılar öncekilere benzemeyen büyük bir bela ile karşılaştılar. O esnada şehirdeki davullar çalınmaya başladı. Bu, onlarla Sultan Selahaddin arasındaki bir işaretti. Sultan Selahaddin de davullarını çalmaya başladı. Şehre yaklaştı ki, düşmanları şehirden uzaklaştırıp başka tarafa yöneltsin. Çünkü onlar şehri her taraftan kuşatma altına almışlar, yedi mancınığı şehre yöneltmişlerdi. Bu mancınıklar gece gündüz şehri dövmeye devam ediyorlardı. Özellikle Aynü'l-Bakar burcunu dövüyorlardı. Orada apaçık izler ve gedikler meydana getirmişlerdi. Hendeği mümkün olduğu kadar ellerine geçirebildikleri ölü hayvanlar ve askerlerle doldurmağa başladılar. Şehir halkı ise hendeğe doldurulan şeyleri alıp denize atıyordu.

İngiliz kralı, Beyrut'tan gelen eşya ve silahlarla dolu Müslümanlara aid büyük bir gemiyi ele geçirdi. Kırk parça gemiyle denizde beklemekte olup şenire hiç bir şeyin gelmesine izin vermiyordu, Beyrut'tan gelen ve Müslümanlara ait olan bu gemide 600 bahadır savaşçı vardı ki, hepsi baştan sona şehid oldular. Allah rahmet etsin. Bahadır ve kahramanlar düşman tarafından kuşatılıp ya boğulacaklarını ya da Öldürüleceklerini anladıklarında geminin etrafını delmişlerdi. Böylece gemi sulara gömülmüş ve Haçlılar gemideki erzak ve silaha kavuşamamışlardı. Müslümanlar bu musibetten ötürü çok üzülmüşlerdi. înna lillah ve inna ileyhi raciuntdoğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz). Ama Cenâb-ı Allah bu musibete karşı Müslümanlara, telafi edici bir teselli verdi. Şöyle ki: Aynı günde Müslümanlar birinci katı tahtadan, İkinci-katı kurşundan, üçüncü katı demirden, dördüncü katı da bakırdan yapılmış düşmana ait dört katlı büyük bir debbabeyi yaktılar.

Bu debbabe surlara ve oradaki savaşçılara yönelikti. Şehir halkı bu debbabe karşısında tedirgin olmuşlar ve bunun şerrinden korkarak kendilerine gizlice «Haçlılardan eman dileyelim. Şehri onlara teslim edelim» demişlerdi. Nihayet Cenâb-ı Allah, Müslümanları genişliğe kavuşturdu ve o debbabeyi yakmalarını mümkün kıldı. Bu hadise mezkur büyük geminin batırıldığı günde cereyan etmişti. Şehir halkı, Sultan Selahaddin'e haber salarak özellikle mel'un İngiliz kralının gelişinden itibaren kuşatmanın şiddetlendiğini ve sıkıntılarının arttığını söyleyip şikâyetçi oldular. Oysa İngiliz kralı da hastalanmış, Fransız kralı yaralanmıştı. Bu, onların şiddetini, sertliklerini, taşkınlıklarını ve azgınlıklarını daha da arttırı-yordu. Sur kontu Merkis onlardan ayrılıp kendi şehrine dönmüştü. Ülkesinin elinden alınmasından korkuyordu.

İngiliz kralı Sultan Selahaddin'e haber göndererek denizden getirdiği bir yırtıcı hayvanının yanında bulunduğunu onu kendisine göndermek niyetinde olduğunu, ancak zayıfladığını, kuvvetlenmesi için ona tavuk ve kuş gerektiğini söyledi. Sultan Selahaddin, kralın yırtıcı hayvanı bahane ederek aslında Tavuk ve kuşları kendi şahsı için istediğini anladı. Ona cömertlik yaparak çok miktarda tavuk ve kuş gönderdi. Sonra kral ondan meyve ve kar istedi. Sultan bunları da ona gönderdi. Fakat bu iyiliğinin faydası olmadı. Aksine kral iyileşince eski şirretliğine ve kötülüğüne döndü. Kuşatma gece gündüz şiddetlendi. Şehir halkı Sultan Selahaddin'e haber salarak «Ya yarın bizimle barebar birşey yaparsın ya da Haçlılardan barış ve eman talep ederiz» dediler. Bu, sultanın çok ağrına gitti. Çünkü o, Akkâ'ya; Şam'ın, Mısır diyarının ve diğer sahil beldelerinin silahlarını sevk etmişti. Hittin ve Kudüs'te elde ettiği ganimetleri de Akkanlara vermişti. Şehir bu gibi şeylerle dopdoluydu. O esnada Sultan Selahaddin düşmana hücum etmeğe niyetlendi. Sabah olunca askerlerini harekete geçirdi. Haçlıların hendeklerinin arkasından harekete geçtiklerini piyadelerinin süvariler çevresindeki surları dövdüklerini, adeta demirden bir parça haline geldiklerini, onlara hiÇbir şeyin tesir edemeyeceğini görünce askerlerinin de ric'ate yönelik olduklarını, kendi şecaat ve hamiyetini askerlerinde göremediğini fark edince geri çekildi.

Kuşatma şiddetlenince piyadeler hendeğe girdiler ve surlara bir deve asıp içini saman doldurarak yaktılar. Haçlılar şehre girdiler. Müslümanlar onlara karşı koydular. Onlarla şiddetlice savaştılar. Liderlerinden altı kişiyi öldürmeleri üzerine Haçlıların Müslümanlara karşı öfkeleri dahada şiddetlendi. Ancak gece olunca iki taraf çarpışmağa ara verdi. Sabah olunca Müslümanların emiri Ahmed b. Meştup gidip Haçlılarla görüştü ve kendisine eman vermelerini talep etti. Şehri teslim edeceğini söyledi. Bu isteği kabul edilmedi. Haçlıların hükümdarı ona: «Surlar düştükten sonra mı gelip eman diliyorsun?» dedi. Ahmed b. Meştub'a ağır sözler sarfetti. O da ancak yüce Allah'ın bileceği bir halde şehire geri döndü. Olup bitenleri şehir halkına anlattığında halk şiddetli bir korkuya kapıldı. Sultana haber göndererek durumu ona bildirdiler.

Sultan da onlara haber salarak deniz youyla şehri hemen terk etmelerini, geceye kalmamalarını, şehirde bir tek Müslümanm dahi kalmamasını istedi. Ancak şehirdekilerin büyük bir çoğunluğu eşya ve silah toplamakla meşgul oldular. O gece şehri terk etmediler. Haçlılar, Sultan Selahaddin'in bu kararım iki küçük köleden duydu. Bu köleler kavimleri olan Haçlıların yanına kaçmışlar ve durumu onlara haber vermişlerdi. Bunun üzerine Haçlılar deniz yolunda büyük bir tertibat aldılar. Şehir halkından hiçbiri deniz yoluyla hareket etme imkânını ve şehirden ayrılma fırsatını bulamadı. Bu iki haberci köle, Sultan Selahaddin'in yanında esir olarak bulunan Hristiyan çocuklarıydılar. Sultan Selahad-din o gecede düşmana baskın yapmağa niyetlenmişti. Ancak askerler buna muvafakat etmeyip «îslâm askerlerini tehlikeye düşüremeyiz»

dediler. Sabah olunca Sultan Selahaddin Haçlı hükümdarına haber göndererek elinde bulunan Haçlı esirleri salıvermesi ve Salbut haçını kendilerine iade etmesi karşılığında Akkâ şehrinde bulunan Müslümanlara eman vermesi talebinde bulundu. Haçlılar da elindeki tüm esirleri serbest bırakması, kendilerinden almış olduğu sahil beldelerinin tümünü ve Kudüs'ü iade etmesi şartıyla Akkâlılara eman verebileceklerini söylediler. Sultan bunu kabul etmedi. Bu konudaki haberleşmeler ve yazışmalar devam etti. Şehrin surları üzerindeki kuşatma daha da artıyordu. Surların büyük bir kısmı yıkılmıştı. Müslümanlar o yıkık yerleri onarıp eski haline getiriyorlardı. Bir kısmını da kendi göğüslerini siper ederek düşmana karşı koruyorlardı. Allah onlara rahmet etsin. Büyük bir sabır gösterdiler. Düşmana karşı direndiler.

Sonra hepsi de şehidlik derecesine ulaştılar. Son durumda Sultan Selahaddin'e şöyle bir mektup yazmıştı Akkâlılar: «Ey efendimiz şu mel'unlara boyun eğme. Hakkımızda kendilerine yapmış olduğun önerilerini kabul etmediler. Biz de baştan sona öldürü-lünceye kadar Allah yolunda cihad etmek üzere yüce Rabbimize bey*at ettik. Yardımına başvurulacak zât yüce Allah'tır.»

Bu senenin cemaziyelahir ayının yedinci gününde öğle vakti olunca insanlar aniden kâfir bayraklarının yükseldiğini, Haçlılarının ve ateşlerinin şehir surları üzerinde görüldüğünü müşahede ettiler. Haçlılar tek bir nara attılar. O esnada Müslümanların musibeti büyüdü. Tevhid ehli kimselerin üzüntüsü şiddetlendi. Müslümanlar inna lülah ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz) sözünden başka birşey söylemediler. İnsanlar büyük bir şaşkınlık ve şiddetli bir ftayret içinde kaldılar. Sultan Selahaddin'in askerleri feryadü figan etmeğe başladılar. Mel'un Merkis, Sur şehrinden bir miktar hediyelerle dönüp gelmiş ve bu hediyeleri Haçlı kontlarına, hükümdarına hediye etmişti. O günde Akkâ'ya Haçlı hükümdarlarının dört bayrağı dikildi. Biri cuma günü minarenin üzerine, biri kaleye, biri Templier tarikatına mensup kimselerin burcuna, biri de şövalyelerin burcuna dikilmişti. Daha önce orada Sultan Selahaddin'in bayrakları vardı. Oradaki Müslümanlar zincirlere vurulup tutuklanarak şehrin bir köşesine götürüldüler. Etrafları çembere alındı. Kendilerine eziyet edildi. Baskı yapıldı. Kadınlar ve çocuklar esir alındılar. Malları ganimet edinildi. Bahadırlar ve yiğitler zincire vuruldular. Erkekler tahkir edildiler. Savaş, dönen bir dolap gibidir. Ama her halükarda Allah'a hamd olsun.

O esnada sultan, bulunduğu yerden geriye doğru çekilmeleri için askerlerine emir verdi. Kendisi de onların ne yaptıklarını ve neye niyetlendiklerini görmek için yerinde sebat edip kaldı. Franklar şehrin içine girmiş, dolaşıyorlardı. Dehşet içindeydiler. Sonra sultan ordugahına gitti. O kadar kederliydi ki kederinin derecesini ancak yüce Allah bilir. İslâm hükümdarları, emirler, devlet büyükleri gelip bu olaydan ötürü onu teselli etmeğe başladılar. Sonra Haçlı hükümdarları, ellerinde bulunan esirleri salıvereceklerini Sultan Selahaddin'e bildirdiler. Ancak buna karşılık Müslümanların yanında esir bulunan Haçlıların serbest bırakılmasını ve de 100.000 dinar para ödenmesini, şayet ellerinde dur-maktaysa Salbut haçının da iade edilmesini talep ettiler. Sultan Selahaddin parayı ve haçı hazırladı.

Gayrimüslim esirlerden de sadece 600 tanesini bulabildi. Haçlılar, uzaktan kendilerine haçı göstermesini sultandan talep ettiler. O da haçı yükseltince haça karşı secdeye kapandılar. Kendilerini yere attılar. Hazırlamış olduğu para ve esirleri göndermesini istediler. O da yanlarındaki Müslüman esirleri, ya da bunu garantileyecek rehineleri göndermedikleri takdirde parayı, haçı ve gayrimüslim esirleri vermeyeceğini söyledi. Haçlılar «Hayır önce sen bize gönder ve bize güven» dediler. Sultan, onlann hainlik yapmak ve tuzak kurmak niyetinde olduklarını anladı. Bu yüzden onlara para, esir ve haçı göndermedi. Haçlı esirlerinin Dımaşk'a ailelerinin yanma gönderilmesini, haçın da tahkir edilerek Dımaşk'a götürülmesini emretti. Haçlılar çadırlarını şehir dışına götürdüler. Orada kurdular. 3.000 Müslüman esiri meydanlıkta ikindiden sonra bir araya getirip sıraya dizdiler.

Üzerlerine aniden hamle yapıp baştan sona hepsini o meydanlıkta öldürdüler. Allah o Müslümanlara rahmet etsin. Makamlarını âli kılsın. Haçlılar komutan veya çocuk veya işlerine yarayacak güçlü bir kimse veya kadından başka hiçbir Müslümam sağ bırakmadılar. Olanlar oldu. Yorumu sorulan iş, hükme bağlanıp tamamlandı. Sultan Selahaddin'in direniş ve sabır göstererek Akkâ'daki ikameti otuzyedi ay sürmüştü. Haçlılardan da öldürülenlerin toplamı 50.000 kişiydi.

2.Bölüm