El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Alî Abdurrahim B. Kâdi'l-Eşref

Allâme bir kişi olup fasih ve beliğ kimselerin üstadı idi. Asıl adı Abdurrahim b. Kâdi'l-Eşref Ebü'1Mecd Ali b. Hasan b. Beysanî el-Mevl el-Ecel Kadı Fadıl'dır. Babası Askalan'da kadıydı. Fatımiler'in iktidarı zamanında …

Allâme bir kişi olup fasih ve beliğ kimselerin üstadı idi. Asıl adı Abdurrahim b. Kâdi'l-Eşref Ebü'1Mecd Ali b. Hasan b. Beysanî el-Mevl el-Ecel Kadı Fadıl'dır. Babası Askalan'da kadıydı. Fatımiler'in iktidarı zamanında oğlunu Mısır'a gönderdi. Orada Ebül-Feth Kadus'tan ve diğerlerinden inşâ yazısını öğrendi. Bütün belde halklarının, hatta Bağdat halkının da fevkine çıkıp yükseldi. Zamanında eşi ve benzeri olmadığı gibi zamanımıza kadar da bir benzerine rastlanmamıştır. Sultan Selahaddin, Mısır'a hâkim olunca onu kâtibi, arkadaşı, veziri ve hemde-mi kıldı. Onu aile efradından ve çocuklarından daha çok seviyordu. İkisi el ele verdiler. Nihayet Sultan Selahaddin çeşitli iklimleri ve beldeleri fethetti. Sultan bu fetihleri kılıcı ve süngüsüyle gerçekleştiriyordu. Ebu Ali Abdurrahim ise kalemi, dili ve fesahatıyla gerçekleştiriyordu.

Kadı Fadıl yani Ebu Ah Abdurrahim, çokça mala sahip olduğu için bol miktarda sadaka verir, namaz kılar, oruç tutar ve çeşitli iyiliklerde bulunurdu. Hergün ve gecede mutlaka Kur'an'ı hatmederdi. Buna ek olarak nafile ibadetlerde de bulunurdu. Merhametli, yaşantısı mazbut, içi temiz, niyeti halis bir kimseydi. Mısır diyarında onun Şafiîler ve Malikîler için medresesi vardı. Müslüman esirleri, Hıristiyanların elinden kurtarmak için vakıflar kurmuştu. 100.000'den fazla kitabı vardı. Hiçbir vezirin, alimin ve hükümdarın bu kadar kitabı olmamıştı. Ebu Ali Abdurrahim yani Kadı Fadıl, hicretin 502. senesinde doğdu. Melik Âdil'in rebiyülahir ayının altısında sah günü Mısır'ın Kasr mıntıkasına girişi esnasında kendi medresesinde aniden vefat etti. Cenazesine büyük bir kalabalık iştirak etti. Melik Âdil de vefatının ikinci gününde mezarını ziyaret etti ve ölümüne çok üzüldü.

Sonra Melik Âdil, Safîyyüddin b. Şükr'ü vezir tayin etti. Vezir Safiyyüddin, Kadı Fadıl'ın vefatını duyunca bu devlet var olduğu müddetçe Cenâb-ı Allah'tan onu tekrar diriltmemesi için dua ve niyazda bulundu. Çünkü onunla Kadı Fadıl arasında rekabet vardı. Kadı Fadıl vefat etti. Hiç kimseye kötülüğü ve zulmü dokunmadı. Devlet kademesinde kendisinden daha büyük biri görülmedi. Vefatı nedeniyle şairler onun için güzel mersiyeler yazdılar. Onun için mersiye yazanlardan biri de Kadı Hibetullah b. Senaülmülk'tür ki mersiyesi şöyledir:

«Abdurrahim (Kadı Fadıl) halk için bir rahmetli, onunla arkadaş olan, azaba uğramaktan emin oldu. Ey onu ve sebeplerini benden soran kişi!

O göklere yükseldi. Sen şimdi onu göklerin kenarlarından sor.

Vezirlik rütbesi, isteyerek kendisine geldi.

O uzun süre bu görevle kendini yordu.

Mutluluğu kendisinin kapılarına geldi.

Kendisi mutluluk kapılarına giden biri olmadı.

Hükümdarlar bizzat onun yanına gelirlerdi.

Kendisi boyun eğip hükümdarların kapısına giden değildi.

Hükümdarları zail olucu şeylerle meşgul etti. Ama kendisi mabedinde zikirle uğraştı. Namaz kıldı, oruç tuttu, kendini böylece yordu. Rahatlığının garantisi, nefsini yormaktaydı. Çabucak dünya lezzetlerinden koptu. Çünkü âhiretteki güzelliklere güveniyordu ve inanıyordu. Dünya kendi nıülküyle iftihar etsin bakalım. Oysa kendisi ilmi ve kitaplarıyla övünüyor. Oruç tutanlar, namaz kılanlar, allâmeler, İlmiyle amel edenler, mal bahşedenler ve hibe edenler, İftihar edin.»

Yüksek derecede edebî bir şahsiyet olmasına rağmen Kadı Fadıl'ın uzun bir kasidesinin bulunmayışı hayret vericidir. Onun mektupları arasında tek tük, bir veya iki beyitlik şiirleri vardır. Şiirlerinden biri şudur:

«Cömertlik yaparak bağışları bizden önce dağıttınız. Sizler kadar kendilerinden bahsedilen ve anlatılan kimse yoktur. Sizi bu hususta geride bırakacağımı sanıyordum önceleri, Ama kalbim hastalandı. Hıçkırık bastırdı.»

Şu şiir de ona aittir:

«Benim sahibim vardır. Hiçbir vakit zamanın zulmünden korkmuyorum. Hiçbir vakit

Çünkü o sahibim, her zaman belâlara karşı bana destektir.

Zamanın musibetleri beni ısırırsa,

Ben de onun bayrağı altında o musibetlere hücum ederim.»

Kadı Fadıl, ilk zamanlarıyla ilgili şöyle bir şiir yazmıştır:

«Bütün yazarları görüyorum ki,

Senelerce yetecek rızıkları vardır.

Onlar arasında benim rızkım yoktur.

Sanki ben Kirâmen Kâtibin melekleri gibi yaratılmışım.»

Bal arısı ile sarı arı hakkında şöyle bir şiiri vardır:

«İkisi karşılıklı vızıldadılar.

Ve haksızlık verdiklerinden Ötürü millet onları kovdu.

Bal ansı sarı arının aksine cömertlik yapar,

Ama tam tersine sarı arı övülür, bal arısı kınanır.»

Şu şiir de ona aittir:

«Öyle bir halde geceledik ki aşk gizlenir,

Ama aşkı açıklamak mümkün değildir.

Kapıcımız gecedir, ona dedik ki:

Eğer yanımızdan uzaklaşacak olursan sabah hücum eder.»

Melik Aziz'in cariyelerinden biri Melik Aziz'e siyah anberle örtülü altın bir düğme göndermişti. Melik Aziz, cariyenin bununla neyi amaçladığını sorunca Kadı Fadıl ona şu şiiri okumuştu:

«Sana içinde ince bir sanatla işlenmiş altından bir düğmenin bulunduğu anberi hediye etmiştir.

Anberin içinde altın düğmenin bulunmasıyla şu mana kastedilmiştir:

İşte böyle karanlıkta gizlice beni ziyaret et.»

İbn Halikan dediki: Kadı Fadıl'ın lâkabı hususunda çeşitli şeyler söylenmiştir. Kimi onun lakabının Muhiddin, kimi de Mücireddin olduğunu söylemiştir. Ammare el-Yemenî'nin ifadesine göre onun lakabı Cemil'dir. Onu İskenderiye'den getiren kişi Adil veya Salih'tir. Onun iyilikleri çoktur.»

îbn Halikan onun biyografisini bizim anlattığımız şekilde detaylı olarak nakletmiştir. Bunda çok fazlalık vardır. Doğrusunu Allah bilir.