El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebü'l-Mehâsin Muhammed B. Nasreddin B. Nasr

Ebü'l-Mehasin Muhammed b. Nasreddin b. Nasr b. Hüseyin b. Ali b. Muhammed Galib el-Ensarî. İbn Anîn adıyla meşhur olmuştur. Şairdi. İbn Saî dedi ki: «Aslen Kufelidir, ama Dımaşk'ta doğmuş ve orada büyümüştür. Orayı da …

Ebü'l-Mehasin Muhammed b. Nasreddin b. Nasr b. Hüseyin b. Ali b. Muhammed Galib el-Ensarî. İbn Anîn adıyla meşhur olmuştur. Şairdi.

İbn Saî dedi ki: «Aslen Kufelidir, ama Dımaşk'ta doğmuş ve orada büyümüştür. Orayı da bırakıp senelerce doğuda ve batıdaki beldeleri dolaştı. Cezîre'ye, Anadolu'ya, Irak'a, Horasan'a, Maveraünnehir'e Hindistan'a, Yemen'e, Hicaz'a ve Bağdat'a gitti. Bu beldelerin çoğunun ahalisini methetti. Böylece bol miktarda mal sahibi oldu. Zerafetli, şair ve şöhretli bir kimseydi. Huyu güzeldi. Geçimi hoştu. Dımaşk'a döndü ve bu sene orada vefat etti.»

Sibt'a ve diğerlerine gelince onlar, Ebü'l-Mehasin'in hicrî 633. senede vefat ettiğini söylemişlerdir. Hicri 631. senede vefat ettiğine dair zayıf bir rivayet de vardır. Doğrusunu Allah bilir. Meşhur görüşe göre aslen Havran'a bağlı Zer şehrindendir. Dımaşk'ta Emevî Camii'nin kıblesinde ikamet etmiştir. Hicivciydi. Hicve muktedirdi. Mikrâdü'l-A'râd adım verdiği bir kitap tasnif etmiştir ki, bu kitabında yaklaşık 500 beyit vardır. Dımaşklüar'dan onun şerrinden salim kalan kişi azdır. Sultan Selahaddin ve kardeşi Âdil dahi onun şerrinden kurtulamamıştır. Farz namazları terk etmekle itham edilirdi. Doğrusunu Allah bilir. Selahad-din-i Eyyubî onu Hindistan'a sürgün etmişti. Gidip Hindistan'ın hükümdarlarını methetmiş ve böylece bol miktarda mal sahibi olmuştu. Sonra Yemen'e gitmişti. Oradaki hükümdarlardan birinin aleyhinde konuşmuş ve iftira etmiş, sonra Melik Âdil'in zamanında Dımaşk'a dönmüştü. Muazzam tahta geçtiğinde onu vezirliğe tayin etmişti. Ancak o, halka kötü muamelede bulunmuştu. Sonra kendiliğinden istifa etmiş ve Melik Muazzam da istifasını kabul etmişti. Hindistan'da iken Dımaşklı-lara şöyle bir şiir yazmıştı:

«Güvenilir kardeşi (yani beni) ne diye uzaklaştırdınız?! Oysa kendisi ne bir günah işlemiş, ne de hırsızlık yapmıştır. Eğer doğru söyleyen herkes sürgün ediliyorsa, O zaman müezzini de şehrinizden sürgün edin.»

Selahaddin-i Eyyubî'yi de şöyle hicvetmişti:

«Sultanımız topaldır. Kâtibinin gözü çapaklıdır, veziri de kamburdur.

Hatip Doleî itikâfa girmiştir.

O, yumurta kabuğu üzerinde sıçramaktadır.

îbn Baka ise insanları vaazlarıyla aldatıyor.

Abdüllatif ise muhtesib olmuş.

Yönetimin başmdakinin huyu bozuktur.

Askerleri resmi geçitten geçirenin hastalığı ise tuhaftır.»

Melik Âdil Seyfeddin hakkında da şöyle bir hiciv yazmıştı: «Kendisinden ümitvar olduğumuz sultanımızın, Malı boldur ama harcaması kıttır. Denildiği gibi o kılıçtır, ama, Harçları ve rızıkları kesiyor.»

Bir defasında Ebü'l-Mehasin, Horasan'da minber üzerinde cemaata vaaz vermekte olan Fahr-i Râzî'yi dinlemekteydi. O esnada yaralı bir kuş arkadan gelip sığınmak istercesine Fahr-i Râzî'nin üzerine düştü. Orada hazır bulunan Ebü'l-Mehasin İbn Anin şu şiiri okumağa başladı:

«Bir güvercin, zamanın Süleyman'ına geldi. Kanatlarının arasında ölüm ışıkları parlıyordu, canını alacaktı. Açlık onu sürükledi, nihayet titreyen bir kalb ile onun hizasına geldi.

Verkaya kim demiş ki, sizin mahalliniz haremdir, Ve sen de korkulu kimseler için bir sığmaksın!»