Teysir adlı eserin ve bazı musannafatın sahibidir. Rey hatibinin oğlu diye bilinir. Asıl adı Muhanımed b. Ömer b. Hüseyin b. Ali el-Kureşî et-Teymî el-Bekrî'dir. Ebü'l-Meâlî ve Ebu Abdillah gibi künyeleri taşırdı. Fahr-i Razî diye meşhur olmuştur. Kendisine Rey hatibinin oğlu da denilirdi. Şafiî nkıhçılarından olup irili ufaklı tasnif eserleriyle meşhur olmuştur. 200 kadar tasnif eseri vardır. Büyük tefsiri, Metâlibü'l-Âliye, Mebâhisü'ş-Şarkiyye, Erbain, Usûlü'1-Fıkh, Mahsûl ve benzeri kitaplar yazmıştır. İmam Şafiî'nin biyografisini faydalı bilgilerle dolu bir ciltte tasnif etmiştir. Bu eserde şahsen katılamayacağım bazı garip bilgiler vardır. Kendisine tuhaf şeyler nisbet edilir. Biyografisini Tabakatü'ş-Şafiî'ye adlı eserde anlatmışımdır. Harezm'in ülkesinin ve diğer ülkelerinin hükümdarları tarafından saygı görürdü.
Çeşitli beldelerde onun için bir çok medrese yaptırılmıştır. 80.000 altın dinara ve diğer emtia, binek eşya ve giysilere sahipti. Elli Türk kölesi vardı. Vaaz meclisinde hükümdarlar, vezirler, alimler, emirler, yoksullar ve halk tabakasından insanlar hazır bulunurlardı. İbadet ve virdleri vardı. Bazı zamanlar Kerramîlerle kendisi arasında ihtilaf, hatta düşmanlıklar meydana gelmişti. Kerramilere kızar, Kerramîler de kendisine kızar, onu aşırı derece kötülerlerdi. Kendisi de onları yermekte aşırı giderdi. Önceki sayfalarda bu husustan bir nebze bahsetmiştik. Kelam ilminde derin bilgiye sahip olmakla birlikte kendisi «Acuzelerin yolunu tutan kurtuluşa erer» derdi. Acuzelerin dininden kasıt, itikadı konularda delile pek gerek duymadan inanca teslim olmaktır. Ben onun vefat ettiği esnadaki vasiyetini ve onun kelamcılıktan vaz geçip selef metoduna sarıldığını, yüce Allah'ın varlığıyla ilgili nakledilen delilleri olduğu gibi kabul edip teslim olduğunu anlatmıştım.
Zeyl adlı eserde Fahr-i Razî'nin biyofrafisinden bahsederken Şeyh Şihabüddin Ebu Şâme şöyle demiştir: «Fahr-i Razî vaaz verirken Kerramilere hakaret eder, onlar da ona söverler ve büyük günahlar işlediğini ileri sürerek kâfir olduğunu iddia ederlerdi. Bir rivayetle anlatıldığına göre Kerramiler ona zehir içirecek birini görevlendirmişler bu görevli ona zehir içirmiş ve bu nedenle Fahr-i Razı vefat edince de Kerramiler onun vefatına çok sevinmişlerdi. Onun kölelerle ve başkalarıyla masi-yet işlediğini söylerlerdi.
Fahr-i Razî Bu sene zilhicce ayında vefat etti. Üstünlükleri olduğu tartışılmaz. İlgilendiği ilim dalları da elbetteki üstün ilimlerdi. Ancak sultanlarla arkadaşlık eder, dünyayı sever ve fazlaca dünyalık elde etmeğe çalışırdı ki bu, alimlerin vasıflarından değildir. Bu nedenle ve yaptığı diğer işlerden ötürü çok kimseler onun aleyhinde bulunmuşlardır. Örneğin Peygamber (s.a.v.) Efendimizin çölde büyümüş olmasını kastederek ona Bedevi Muhammed, kendi kendini kastederek de Muham-med er-Razî dediğinden ve buna benzer sözler sarfettiğinden Ötürü kendi aleyhinde çok şiddetli ithamlar yapılmıştır. Kusurlarından biri de şuydu: Hasımlar tarafından ileri sürülen birçok ibarelerdeki şüpheleri kabul eder ve buna daha kısa ifadelerle cevap verirdi. Duyduğuma göre o öldükten sonra geride 200.000 altın dinar, binek, elbise, akar ve aletler bırakmıştır. Yine kendisinden sonra hayatta kalan iki oğlundan herbiri de onun mirasından 40.000 dinar elde etmişlerdir- Büyük oğlu orduya katılıp Sultan Ahmed b. Tekiş'in hizmetinde çalışmıştır.»
el-Kamil Fi't-Tarih adlı eserinde İbnü'1-Esîr demiş ki: «Bu sene, yani hicretin 606. senesinde Fahreddin Razî Muhammed b. Ömer vefat etti. O Rey hatibinin oğluydu. Şafiî fıkıhçısıydı. Meşhur tasnif eserlerin, fıkıh ve usul gibi kitaplann sahibidir. Kendi çağında dünyanın en büyük alimi idi. Duyduğuma göre o hicretin 543. senesinde doğmuştur. Şiirlerinden biri şudur:
«Ey mahlukatm ilâhı; yüzüm sanadır, yönelişim sanadır. Gizli aşikâr kendisine yalvarıp yakardığım da sensin. Bütün musibetler karşısında yardımını istediğim, sensin. Hayatımda da, mezarımda da sığınağım yine sensin.»
İbn Saî, Yakut Hamevî tarikiyle Fahr-i Razî'nin oğlundan, babasına ait şu şiiri nakletmiş tir:
«Mutluluk kapılarının bütün mahlukat için tam olarak açılması,
Ancak bir, tek ve hak olan yüce Allah'ı anmakla mümkün olur.
O bütün münıkinatm idarecisidir.
Varlıkların tümünü adalet, doğruluk ve sadakatle yoktan var etmiştir. Allah'ın yüce varlığı kendi yaratıklarına benzemekten münezzeh ve üstündür.
O doğuda da, batıda da bu dine yardım etmiştir.
Öyle bir ilah ki, lütfü bol, adaleti çok ve kendisi de yücedir.
O hem doğru yolu, hem de eğri yolu gösterendir. O hem mutluluğa erdiren, hem mutsuzlukta bırakandır.»
Fahr-i Razî'nin şiirlerinden biri de şudur:
«Ruhlarımız bedenlerimizden ayrı ve uzaktır. Dünyamızın mahsulü, eza ve günahtır. Uzun ömür arayışımızdan elde ettiğimiz yarar, Sadece dedikoduları toplamak olmuştur.»
Sonra Fahr-i Razî şöyle demiştir: «Kelam yollarını felsefe metodla-nnı denedim. Bunların, susamışı suya kandırdığını, sadra şifa verdiğini, hastayı iyileştirdiğini göremedim. En yakın yolun Kur'an yolu olduğunu gördüm. İspat için şu âyeti okurum:
«Rahman arşa hükmetmektedir.» «Güzel sözler O'na yükselir» (ei-Fâtır, 10).
Nefy hususunda da şu âyetleri okurum:
«O'nun benzeri hiçbir şey yoktur» (eş-Şûra, ıi). «O'na benzeyen bir şey bilir misin?» (Meryem, 65).

