El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Sultan Selahaddin, Kudüs'ün fethini tamamladıktan sonra şaban ayının yirmibeşinde sahildeki Sur şehrine gitmek üzere Kudüs'ten ayrıldı. Çünkü Sur şehrinin fethi gecikmişti. Hittin savaşından sonra Frank tüccarlarından …

Sultan Selahaddin, Kudüs'ün fethini tamamladıktan sonra şaban ayının yirmibeşinde sahildeki Sur şehrine gitmek üzere Kudüs'ten ayrıldı. Çünkü Sur şehrinin fethi gecikmişti. Hittin savaşından sonra Frank tüccarlarından Merkis adında biri Sur'u istila etmiş. Orayı tahkim etmiş, sağlamlaştırmış, çevresine de denizden denize hendek kaz-dırmıştı. Sultan Selahaddin gelip orayı bir süre kuşatma altında tuttu. Mısır diyanndaki donanmanın deniz yoluyla oraya gelmesini istedi. Gelen donanmayı da devreye sokarak Sur şehrini karadan ve denizden çembere aldı. Gecelerden birinde Haçlılar saldırı yaparak İslâm donanmasından beş gemiyi ele geçirdiler. Müslümanlar buna çok üzülüp hüzünlendiler. Kış mevsimi de gelip çatmıştı. Azıklar azalmış, yaralılar çoğalmış, komutanlar muhasaradan bıkmışlardı. Sultan'dan dinlenmek üzere kendilerini Dımaşk'a götürmesini ve bundan bir süre sonra tekrar buraya gelmeyi istediler.

Sultan da karşı koymasına rağmen sonunda onların bu isteğini kabul etti. Hep birlikte Dımaşk'a yöneldiler. Yolda Akka'ya uğradılar. Askerler kendi beldelerine dağılıp gittiler. Sultan'a gelince o, Akka şehrine varınca kaleye uğradı. Oğlu Efdal'ı Templier tarikatının elinde bulunan burca yerleştirdi. Kale naibliğine İzzeddin Hardebil'i tayin etti. Bazıları Sultan Selahaddin'e, Haçlıların tekrar geri dönmelerinden korktukları için Akkâ şehrini tahrip etmesini tavsiye ettiler. O, bunu yapmadı. Keşke yapsaydı. Aksine kalenin onarılıp güzel yerlerinin yenilenmesi için Bahaeddin Karakuş et-Takavî'yi görevlendirdi. Sıffin'deki Hospitalier tarikatının yuvasını da fakih ve yoksullara vakfetti. Papazın evini de hastahane yaptı. Bütün bunlar için de gelir getirici vakıflar te'sis etti. Bu vakıfların nazırlığına Kadı Cemaled-din b.

Şeyh Ebu Necib'i tayin etti.

Bu işleri tamamladıktan sonra muzaffer ve güçlenmiş olarak Dı-maşk'a döndü. Çeşitli ülkelerdeki ve şehirlerdeki hükümdarlarla emirler kendisine hediye ve armağanlar gönderdiler. Halife de sultana bir mektup göndererek bazı hususlardan dolayı onu kınadı:

1- Hittîn savaşındaki fetih müjdesini kendileri nezdinde kadri kıymeti olmayan Bağdatlı bir gençle kendisine göndermişlerdi.

2- Kudüs fethinin müjdesini de adi postacılarla kendisine göndermişlerdi.

3- Sultan Selahaddin güya halifeye benzemek amacıyla kendisine

Nasır lakabını takmıştı

Sultan Selahaddin, bu ikazları güler yüz, letafet, yumuşak huylu-luk, itaat ve teslimiyet havası içinde aldı ve olup bitenlerden ötürü özür dilediğini halifeye bildirdi. Sonra da şöyle dedi: «Savaş, beni bu gibi işlerin bir çoğunun farkına varmaktan alıkoydu. Nasır lakabı almama gelince bunu halife Müstedî'nin zamanından beri almış bulunmaktayım. Bununla birlikte halife bana hangi lakabı takmayı uygun görürse itiraz etmem». Halifeye hiç ihtiyacı olmadığı halde ona karşı son derece saygılı ve edepli bir tavır takındı.

Bu senede Hindistan'da Gazne hükümdarı Şihabüddin el-Gurî ile Hindistan'ın büyük hükümdarı arasında büyük bir savaş meydana geldi. Hintliler büyük bir orduyla Müslümanların üzerine geldiler. Ordularında ondört fil vardı. İki taraf karşı karşıya geldiler. Şiddetlice savaşmaya başladılar. Müslümanların sağ ve sol cenahları bozguna uğradı. Gazne hükümdarı Şihabüddin'e «Kaç ve kendini kurtar» denildi. Ancak bu söz onu daha da atılgan bir hale getirdi. Bir file hücum etti. Filin bir tarafını yaraladı. Fil yarası asla iyileşmez. Öte yandan bazı fil süvarileri onun pazusuna bir mızrak fırlattılar. Mızrak diğer taraftan çıkınca Şihabüddin baygın vaziyette yere düştü. Hintliler onu alıp götürmek için üzerine hücum ettiler. Ancak etrafındaki adamları onu savundular. Yanında şiddetlice çarpıştılar. Hiçbir yerde misli duyulmamış büyük bir savaş cereyan etti. Neticede Müslümanlar Hintlileri mağlup ettiler. Hükümdarlarını kurtarıp yirmi fersahlık bir mesafeye kadar mahfeye koyup omuzlarında taşıdılar. O esnada yarasından kan sızmaktaydı. Ordusu etrafında toplanınca emirleri ve komutanları azarlamağa başladı ve «Her emir, kendi atımn yemini yiyecek» diye yemin etti ve onları

Gazne'ye yaya olarak götürdü.

Bu senede halife Nasır, sarayının üstadı Ebül-Fadl b. es-Sahib'i öldürdü. Ebul-Fadl, devlet işlerine karışmış, artık halifenin sözüne uyulmaz olmuştu. Bununla birlikte Ebu'1-Fadl malda mülkte gözü olmayan, yaşantısı güzel, iffetli bir kimseydi. Halife, onun çok miktarda malını ve eşyasını aldı.

Bu senede halife, Ebu Muzaffer Celalüddin'i vezirliğe tayin etti. Kadilkudat İbn ed-Damiganî de aralarında olmak üzere devlet ricali onun peşi sıra yaya yürüdüler. Ebu Yunus da kadının yanında bu durumu müşahede etmişti. Kadilkudat İbn ed-Damiganî yürümekteyken «Allah uzun ömre lanet etsin (keşke bu kadar uzun süre yaşamasaydım ve bu halleri görmeseydim)» demişti. Kadilkudat bu senenin sonunda vefat etti.

Hicretin Beşyüzseksşnüçüncü Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler