El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Sultan Selahaddin tarafından tayin edilmiş olan Akkâ mütevellisi Emir Behaeddin Karakuş, şaban ayının ilk on gününde Sultan Selahad-din'e mektup yazarak şehirde kendilerini ancak şaban ayının ortasına kadar geçindirecek …

Sultan Selahaddin tarafından tayin edilmiş olan Akkâ mütevellisi Emir Behaeddin Karakuş, şaban ayının ilk on gününde Sultan Selahad-din'e mektup yazarak şehirde kendilerini ancak şaban ayının ortasına kadar geçindirecek erzaktan başka bir şeyleri kalmadığım bildirdi. Bu mektup Sultan'a ulaşınca «Yusuf {yani Sultan Selahaddin) bunu içinde sakladı onlara açmadı.» (Yusuf, 77). Çünkü haberin yayılması durumunda düşmanın da bundan haberdar olacağını ve dolayısıyla güç ve moral bulup Müslümanlara hücum edeceklerini, bu yüzden de Müslümanların kalplerine zafiyet geleceğini düşünüp korktu. Mısır diyarında bulunan donanma komutanına bir mektup yazarak Akkâ'ya erzak getirmesini emretti. Ancak bu iş gecikti. Sonra gece yarısında üç gemi, kış boyunca Akkâlılara yetecek miktarda erzakı Hacip Lü'lü' komutasında getirdi.

Şehire yaklaştığında Haçlı donanması şehre girmesine engel olmak ve içindeki erzakı telef etmek istedi. Bu üç gemi ile Haçlı donanması denizde şiddetlice savaştılar. Karadaki Müslümanlar da Aziz ve Celil olan Allah'a yalvararak bu erzak gemisinin kurtulmasını dilediler. Haçlılar karada ve denizde çığlık atıp bağrışıyorlardı. Gürültü sesleri semaya kadar yükseldi. Neticede Cenâb-ı Allah bu üç gemiyi korudu. Müslümanlara yardım etti. Rüzgâr, Müslümanlara ait gemilerin gideceği yöne doğru güzelce esti. Onlar da yollarına devam ettiler. Limanı kuşatmış olan Haçh gemileri ise yakıldı. Müslümanların gemileri salimen şehre girdi-ter. Şehir halkı bu duruma çok sevindi. Sultan Selahaddin bu üç gemiyi sevk etmeden önce Beyrut'tan büyük bir gemiyi de harekete hazır hale sokmuştu. O gemide 400 çuval erzak vardı.

Peynir, yağ, kavurma, ok, neft ve daha birçok şeyler bu gemide bulunmaktaydı. Sultan Selahad-din, bunu Haçlılardan ganimet olarak elde etmişti. Gemideki tüccarlara Haçlı kıyafetlerini giymelerini, hatta sakallarım traş edip bellerine zünnar bağlamalarını, gemide beraberlerinde bir miktar domuz götürmelerini emretti. Kılık değiştiren Müslüman tüccarlar gemiye binip hareket ettiler. Haçlı gemilerinin yanından geçerlerken Haçlılar bunların da kendilerinden olduğunu zannettiler, ama gemi okun yaydan fırlayıp uçması gibi süratli gidiyordu. Haçlılar onları şehir tarafında limanda meydana gelen felakete karşı uyardılar. Ancak bunlar gemiye hakim olamadıklarını, rüzgarın kuvvetle estiğini söyleyerek mazeret beyan ettiler. Böylece yollarına devam ettiler. Nihayet limana girdiler. Gemideki erzakı boşalttılar.

Savaş, bir hiledir. Limanda her taraf erzakla doldu. Erzaklar diğer üç Mısır gemisinin gelişine kadar şehir halkına yetti. Bu şehrin iki tarafında iki burç vardı ki, bunlardan birine Deyyan burcu denilmekteydi. Haçlılar, içinde motorları ve hortumu bulunan büyük bir gemi edindiler. Bu hortumu surlardan ve burçlardan birinin üzerine indirmek istedikleri zaman hortumu diledikleri yöne çevirebiliyorlardı. Bu gemilerin, Müslümanlara büyük zararları dokunuyordu. Müslümanlar bunu etkisiz hale getirmek için bütün yollara başvurdular. Ama çaresiz kaldılar. Nihayet Cenâb-ı Allah, bu gemiye bir alev musallat etti. Gemi yandı ve suların altına gömüldü. Şöyle ki: Haçlılar bu gemide çok miktarda neft ve odun taşımaktaydılar. Bunun arkasından gelmekte olan başka bir gemide ise sadece odun vardı. Müslümanlar limanı muhafaza etmek istedikleri esnada odun taşımakta olan gemiye ateş attılar.

Böylece o gemi İslâm donanmasındaki gemilerin arasında dolaşmaktayken yandı. Peşinden gelmekte olan diğer gemi de yandı. Diğer gemide savaşçılar vardı. Savaşçılar geminin alt katında akd denilen kemerli kapıya benzer bir kamarada bulunmaktaydılar. Deyyan burcuna neft fırlattıkları zaman Allah'ın kudretiyle iş tersine döndü. Aleyhlerine cereyan etti. Çünkü o gecede hava şiddetliydi. Karşı tarafa attıkları ateş, gemilerini geçmedi. Aksine gemilerinde kaldı ve gemiyi yaktı. Yangın diğer gemiye de sirayet edince o da yanıp sulara gömüldü. Şövalyeleri ve savaşçıları taşımakta olan gemiye de sirayet eden yangın, oradakileri ve o gemiyi de yok etti. Bunlar, kâfirlerden olan geçmiş zamandaki ehli kitaba benzediler. Şöyle ki:

«Evlerini kendi elleriyle ve inananların elleriyle yıkıyorlardı.» (ei-Haşr, 2).