Kadı Fadıl, Sultan Selahaddin'in diliyle Müslümanların emiri ve muvahhid ordusunun sultanı Mağrib hükümdarı Yakub b. Yusuf b. Ab-dülmumin'e bir mektup yazarak Haçlı donanmasına karşı Müslümanlara takviye olacak gemileri göndermesini fasih, beliğ ve güzel ifadelerle talep etti. Bu mektubu Ebu Şâme uzun uzadıya nakletmiştir. Sultan Selahaddin mektupla birlikte Emirü'l-Kebir Şemseddin Ebü'1-Hazm Abdurrahman b. Munkiz refakatinde ona kıymetli armağanlar ve hediyeler gönderdi. Elçi, zilkade ayının sekizinde deniz yoluyla harekete geçti ve zilhicce ayının yirmisinde Mağrib hükümdarının yanına vardı. Hicretin 588. senesinin muharrem ayının onuna yani aşura gününe kadar yanında ikamet etti. Bu elçiliğin hiçbir faydası görülmedi. Çünkü Mağrib hükümdarı kendisine Emirü'l-Müminin lakabıyla hitap edilmediğinden Sultan Selahaddin'e kızmıştı. Zaten Kadı Fadıl da Sultan Selahaddin'e ona bu mektubu yazmamasını tavsiye etmişti. Ancak olup bitenler Allah'ın iradesiyle olmuştu.
Fasıl
Bu senede Sultan Selahaddin'in durumu bozuldu, yine hastalandı. Yenik düşmüş olan düşmanlar, tslâm havzasına saldırmaya tamahlan-dılar. Onlardan bir kısmı kendilerini savaşa adadı. Diğer kısmı ise kuşatmada sebat ettiler. Çok sayıda asker ve teçhizatla İslâm ordusunun üzerine hücum ettiler. Sultan Selahaddin de ordusunu sağa, sola, merkeze ve iki cenaha ayırdı. Düşmanlar, Sultan Selahaddin'in kesif ordusunu karşılarında görünce kaçtılar. Bu yüzden çok sayıda Haçlı askeri öldürüldü.
Fasıl
Kış mevsimi girince denizin dalgalarının şiddetlenmesi yüzünden helak olmaktan korkan Haçlı gemileri geri çekilmeğe başladılar. O zaman Akkâ da bulunan Müslümanlar, içinde bulundukları büyük kuşatma ve gece gündüz durmaksızın devam eden savaştan kendilerini kurtarıp rahata kavuşturmasını, yerlerine yeni askerler temin ederek yepyeni bir ordu teşkil etmesini Sultan Selahaddin'den istediler. Sultan da onlara acıdı ve bu yolda hazırlık yapmaya niyetlendi. Askerlerin emir, komutan ve nefer olmak üzere sayıları 20.000'e yakındı. Sultan Selahaddin, onlardan ayrı yepyeni bir ordu teşkil etti. Ancak bu doğru bir görüş değildi. Ama sultanın amacı hayır ve iyilikten başka bir şey değildi. Yeni teşkil edilen ordunun askerleri daha bir şevk ve gayretle kuvvetli bir azimle Akkâ'ya gireceklerdi. Böyle düşünülüyordu.
Güya onlar eskilerine nisbetle daha dinlenmiş haldeydiler. Ama öncekiler ve şehri terk edip gidenler, savaş hususunda daha tecrübeli ve daha sabırlıydılar. Orada kendilerine bir sene müddetle yetecek erzakı edinmişlerdi. Bütün bunlar yok olup gitti. Mısır'dan yeni ordu geldi. Bunların da tam bir sene yetecek kadar erzakı vardı. Öncekileri de sonraları da emir ve hüküm kendisine ait olan yüce Allah takdir buyurdu ki; eski ordu, denizin ortalanna gelip de limana yaklaştığı zaman şiddetli bir firtına esecek ve eski orduyu taşımakta olan büyük gemi tersyüz olacak, kırılıp parçalanacak. Hem kendisi hem içindeki erzak ve askerler boğulacaklardı. Nihayet bu takdir tahakkuk etti. Bu yüzden Müslümanlara büyük bir gev-Şeklik ve moral bozukluğu isabet etti. İş cidden şiddetlendi. Sultan hastalandı. Hastalığına hastalık eklendi.
İnna lillah ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz). Bu musibet, yenik düşmüş düşmana moral bakımından bir takviye oldu. Şehri ele geçirmeleri için onlara manevî bir destek oldu. Güç ve kuvvet ancak Allahındır. Bu musibet, bu senenin zilhicce ayında vuku bulmuştu. Akkâ'ya gelen yeni ordunun başında Emir Seyfeddin Ali b. Ahmed b. Meştup bulunmaktaydı.
Bu senenin zilhicce ayının yedisinde Akkâ surlarından büyük bir parça yere düştü ve surlarda bir gedik açıldı. Haçlılar oraya hemen yetiştiler. Müslümanlar da göğüslerini siper yaparak gediği onlara karşı tıkadılar. Bu uğurda canlarını feda edercesine savaştılar. Gediği öncekine nisbetle daha sağlam ve daha güzel bir şekilde onanncaya dek savundular.
Bu senede Müslümanlar ve kâfirler arasında büyük bir veba salgını görüldü. Sultan Selahaddin bu sebeple şöyle diyordu:
«Beni ve Malik'i öldürün.
Malik'i benimle beraber öldürün.»
Allah lanet etsin. Alman hükümdarının oğlu bu senenin zilhicce ayının ikisinde öldü. O esnada Kont Henri'nin önde gelen adamlarından ve Haçlıların liderlerinden bir grup da öldü. Allah hepsine lanet etsin. Franklar, Alman hükümdarının oğlunun ölümüne üzüldüler. Her çadırda bu sebeple büyük ateşler yaktılar. O esnada hergün Haçlılardan 100-200 kişi Ölüyordu. Çektikleri şiddetli açlık, sıkıntı ve kuşatma derdi sebebiyle sultan onlardan bir topluluğa eman verdi. Çokları da Müslüman oldular.
Bu senede Mısır'da bulunan Kadı Fadıl, Sultan Selahaddin'in yanına geldi. Çünkü ikisi de birbirini çok özlemişlerdi. Görüşme esnasında her biri Müslümanların yararına olacak gizli görüşlerini birbirlerine açıkladılar.

