El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fethedilişinden Sonra Kudüs'te Kılınan İlk Cuma Namazı

Mescid-i Aksa, içindeki haçlardan, çanlardan, rahiplerden ve keşişlerden arındırılıp içine iman ehli kimseler girdiğinde, orada ezan daveti yapılıp Kur'an okunduğunda ve Rahman olan Allah birlendiğinde ilk olarak şaban …

Mescid-i Aksa, içindeki haçlardan, çanlardan, rahiplerden ve keşişlerden arındırılıp içine iman ehli kimseler girdiğinde, orada ezan daveti yapılıp Kur'an okunduğunda ve Rahman olan Allah birlendiğinde ilk olarak şaban ayının dördünde, yani fethin sekizinci gününde cuma günü cuma namazı kılındı. Minber, mihrabın bitişiğine kuruldu. Halılar serildi. Kandiller asıldı. Kur'ân-ı Kerim okundu. Hak geldi, batıl gitti. Seccadeler dizildi. Çokça secde edildi. Türlü ibadetler yapıldı. Dualar ve yakarışlar göğe yükseldi. Bereketler indi. Sıkıntılar gitti. Namazlar kılındı. Müezzinler ezan okudu. Keşişler sustu. Perişanlık gitti. Gönüller hoş oldu. Mutluluk geldi. Uğursuzluk gitti. Doğmayan, doğrulmayan, bir, tek, dengi bulunmayan, her şeyin kendisine muhtaç olduğu, ama kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığı bir Allah'a ibadet edildi.

Rükû ve secdeye gidenler, kıyamda duranlar, oturanlar, tekbir getirdiler. Cami doldu. Gönüller, rikkatleştiğinden göz yaşları akıttı. Zevaldan önce namaz için müezzinler ezan okuduklarında sevinçten neredeyse kalpler uçup gideceklerdi. Cuma günü hutbe okuyacak bir hatip tayin edilmiş değildi. O esnada Sultan Selahaddin, Kubbetü's-Sahra'da bulunmaktayken o gün Kadı Muhiddin b. Zeki'nin hutbe irad etmesi için ferman buyurdu. Kadı Muhyiddin de siyah hil'at giydi. İnsanlara kıymetli, fasih ve beliğ bir hutbe irad etti. Hutbesinde Kudüs'ün ve Mescid-i Aksa'nın şerefini anlattı. O mekan için nakledilen faziletleri ve imrendirici ayetlerle hadisleri okudu. Bu husustaki delil ve emareleri anlattı. erRavzateyn adlı eserinde Şeyh Ebu Şâme, bunları uzun uzadıya nak-letmiştir. Hatip hutbesine başlarken şu ayet-i kerimeyi okumuştu: «Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun ki, zulmeden milletin kökü böylece kesildi.»

(el-En'âm, 45).

Bundan sonra hatip Kur'an'daki bütün hamd ifadelerini kullanıp şöyle dedi:

«İslâm'ı kendi yardımıyla aziz kılan, şirki de kendi kahrıyla zelil kılan, işleri kendi emriyle yürüten, nimetleri kendisine yapılan şükür sebebiyle artıran, kâfirleri zorlu yollara sürükleyen Allah'a hamd olsun. O Allah ki, günleri kendi adaletiyle döndürmekte ve takdir etmektedir. İyi sonu da kendi lütfuyla takva sahiplerine bahsetmiştir. Kullarına rahmet çiğlerim ve kırağlarım saçar, dinini bütün dinlerin üzerine çıkarır, kullarının üzerinde kahredici bir güce sahiptir. O'na karşı konulamaz. Yaratıklarının fevkindedir. Kendisiyle çekişilemez. Dilediği emri verendir. Kendisiyle tartışılmaz. Dilediğini hükmeder, hükmüne karşı savunma yoktur. Zafer bahşedilişinden ve İslâm'ı yüceltişinden, dostlarını aziz kılıp dinine yardım edenlere destek verişinden, Mescid-i Aksa'yı şirkin pisliklerinden ve kirlerinden arındırdığından dolayı kendisine hamd ediyorum.

Bunu kalbinin derinliklerinde organlarının zahirinde hissederek hamdeden kimse gibi hamd ediyorum. Kendisinden başka ilah bulunmayan, sadece kendisi mevcud olan ortaksız bir ve hiçbir şeye muhtaç olmadığı halde herşeyin kendisine muhtaç olduğu, doğmayan doğrulmayan bir tek, dengi dahi bulunmayan Allah'ın varlığına şehadet ediyorum. Kalbini tevhidle arındıran kimsenin şehadetiyle, Rabbini memnun kılan kimsenin tanıklığıyla O'nun varlığına şehadet ediyorum. Şükrünü arz eden, şirki yok eden, iftirayı ortadan kaldıran, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şehadet ediyorum. O Muhammed ki, Rabbi, onu Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya geceleyin getirtti. Buradan da yüksek semalara, Sidretülmünteha'ya yükseltti «Orada me'va cenneti vardır. Sidreyi bürüyen buruyordu. Mu-hammed'in gözü oradan ne kaydı ve ne de onu aştı.»

(en-Necm, 15-17).

Muhammed'e -Allah'ın salat ve selamı üzerine olsun- doğru sözlü ve özlü, aynı zamanda ilk iman eden halifesine, bu makamdan Haçlı sembollerini ilk olarak kaldırıp yok eden mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer'e, Kur'an'ı toplayan iki nur sahibi ve müminlerin emiri Affan oğlu Osman'a; şirki sarsan ve putları kıran müminlerin emiri Ebu Talib oğlu Ali'ye, Rasûlullah'ın aline, ashabına ve güzel yolda onlara tabi olalara da Allah'ın rahmeti olsun.»

Bundan sonra hatip, dinleyicileri Cenâb-ı Allah'ın kendilerine müyesser kıldığı şu, şu ve şu özelliklere sahip Mescid-i Aksa'ya imrendirdi. Öğütlerini verdi. Mescid-i Aksa'nm faziletleri ve üstünlükleri hakkında bilgi verdi. Burasının iki kıblenin ilki olduğunu, iki mescidin ikincisi, üç haremin de üçüncüsü olduğunu ifade etti. Mescid-i Haram'dan ve Mescid-i Nebevi'den sonra insanların gitmesi gereken tek mescid olduğunu, yine Mescid-i Haram'dan ve Mescid-i Nebevi'den sonra parmakla gösterilebilecek tek mescidin burası olduğunu, Rasûlullah (s.a.v.)'ın, Mescid-i Haram'dan geceleyin buraya getirildiğini, onun burada yüce nebi ve resullere namaz kıldırdığım, buradan göklere yükselip miraca gittiğini, göklerden dönüşünde yine buraya uğradığını, sonra yine buradan Mescid-i Haram'a Burak'a binerek gittiğini, burasının mahşer gününde haşir yeri olacağını, peygamberlerin makamının, velilerin de yöneldikleri yerin burası olduğunu, bu mescidin ta ilk gününden beri takva üzere inşa edilmiş olan bir makam olduğunu anlattı.

Ben derim ki: Anlatıldığına göre Mescid-i Aksâ'yı, İbrahim peygamberin Kabe'yi inşa etmesinden kırk yıl sonra ilk olarak, Hz. Yakub inşa etmiştir. Nitekim Buharı ve Müslim'in Sahih'lerinde de böyle denmektedir. Sonra orayı Süleyman peygamber onarmıştır. Müsned ve Sü-nenlerde, İbn Huzeyme ile İbn Hibban ve Hakim'in Sahih'lerinde buna dair rivayetler mevcuttur. Süleyman peygamber onarımı tamamladıktan sonra yüce Allah'tan, sırf kendisine mahsus olmak üzere şu üç dilekte bulunmuştu:

1- Kendi hükmüne uygun bir hüküm,

2- Kendisinden sonra başka hiç kimseye verilmeyecek olan bir mülk (hükümranlık).

3- Bu mescide gelip de burada namaz kılan kimse dışarı çıkarken anasından doğduğu günkü gibi günahsız olarak çıkmalı.

Bundan sonra hatip iki hutbenin tamamını okudu. Sonra da Abbasi halifesi Nasır'a, onun arkasından Sultan Selahaddin'e dua etti. Namazdan sonra Şeyh Zeyneddin Kbü'l-Hasan b. Ali Neca el-Mısrî, Sultan Se-lahaddin'in izniyle kürsüye çıkıp cemaata vaaz verdi.

Kadı İbn Zeki dört hafta cuma günleri hutbe irâd etti. Sonra Sultan Selahaddin, Kudüs'e muvazzaf bir hatip tayin etti. Haleb'e de haber göndererek Melik Âdil Nureddin eş-Şehid'in Kudüs için yaptırmış olduğu minberi getirtti. Melik Âdil Nureddin, Kudüs'ü kendisinin fethedeceğini umuyordu, ama bu fetih onun vefatından sonra kendi tabilerinden Sultan Selahaddin'in eliyle gerçekleşmişti.