Abdülganî b. Abdülvâhid b. Ali b. Sürür Hafız Ebu Muhammed el-Makdisî. Meşhur tasnif eserlerin sahibidir. el-Kemâl fî Esmâi'r-Rical Ahkâmu'l-Kübrâ ve's-Suğrâ gibi eserleri vardır. Hicretin 541. senesinin rebiyülahir ayında Cemail'de doğdu. Amcaları İmam Muvaffaküddin Abdullah b. Ahmed b. Kudame el-Makdisî ile Şeyh Ebu Ömer'den dörder ay daha büyüktür. Amcaları aileleriyle birlikte Kudüs'ten Dımaşk'a gelmişlerdi. Önceleri şarkî kapısının dışında bulunan Mescid-i Ebu Salih'e yerleşmişler, sonra Kasyun dağı eteklerine taşınmışlardı. Salihiye mahallesi, onların oraya yerleşmesiyle tanınmıştır. Bu sebeple de o mahalleye Salihiye adı verilmiştir. Onlar Deyr'e yerleştiler. Hafız Abdülganî Kur'an okudu, hadis dinledi. Hicretin 560. senesinde Muvaffakla birlikte Bağdat'a taşındı. Şeyh Abdülkadir onları kendi medresesine yerleştirdi. Başkalarının o medresede kalmalarına müsâde etmezdi, ama onlarda hayır, asalet ve salihlik emarelerini gördüğü için onlara ikramda bulundu. Ders verdi. İkisinin oraya gelişinden elli gece sonra Şeyh Abdülkadir vefat etti. Allah rahmet etsin.
Abdülganî hadise meyilliydi. Hadis ricalinin adlarına merak salardı. Muvaffak ise fıkha meyilli idi. Her ikisi, de Şeyh Ebü'l-Ferec b. Cevzî'den ve Şeyh Ebü'1-Feth b. Mina'dan ders aldılar. Dört sene sonra Dımaşk'a gittiler. Bilâhere Abdülganî, Mısır ve İskenderiye'ye gitti. Sonra Dımaşk'a döndü. Daha sonra Cezîre'ye ve Bağdat'a gitti. Oradan da İsfahan'a göçtü. Orada çok hadis dinledi. Hafiz Ebu Nuaym'ın sahabî adlarıyla ilgili bir tasnif eseri üzerinde durdu.
Ebu Nuaym'ın kendi el yazısıyla yazmış olduğu o eser, benim yanımda mevcuttur. Ebu Nuaym'ın bu eserini kritiğe tâbi tuttu, 190 yerinde kusur tesbit etti. Benü'l-Hocendî buna çok kızdılar ve kendisine düşman oldular. Bu nedenle onu bir çarşafa bürüyerek gizlice şehirden çıkardılar. Musul'a uğradı. Orada Ukaylî'nin Cerh ve Ta'dil adlı kitabının varlığını duydu. Ebu Hanife'yi eleştirdiğinden ötürü Hanefi'ler ona cephe aldılar. Kendisine bir zarar gelmesinden korkarak Musul'dan ayrıldı. Dımaşk'a varınca orada Drnıaşk Camii'nde cuma namazından sonra Hanbelîler revakında hadis okumağa başladı. Halkın bir kısmı onun yanında, bir kısmı da karşısında yer aldı. Yufka yürekli, sulu gözlü bir kimseydi. Çok çabuk ağlardı. Halk onu hüsnü kabul ile karşıladı. Ancak Benû Zekî, Doleî ve Hanbelîler'in bir kısmıyla Şafiîler'in önde gelenleri ve Dımaşk'm büyük şahsiyetleri onu kıskandılar.
Nâsih el-Hanbelî'yi ona karşı çıkardılar. Nâsih de, Nesr kubbesinin altında konuşmağa başladı. Nâsih'e, onun verdiği dersler anlaşılmasın diye elinden geldiği kadar yüksek sesle konuşmasını emrettiler. Bu durum karşısında Hafiz Abduiganî Öğle namazından sonraki derslerini ikindiden sonraya aldı. Bir gün kürsüde akidesini anlatırken Kad İbn Zekî ve Ziyaeddin ed-Doleî ona hücum ettiler. Hicretin 595. senesinin zilkade ayının yirmi-dördünde pazartesi günü kalede onun için bir meclis düzenlediler. Yükselme ve inme (ulûv ve nûzül) meselesiyle, harf ve ses meseleleri üzerinde onunla konuştular. Konuşma uzadı. Ancak Hafız Abdülganî çeşitli delillerle onları mağlup edince kale naibi Bergûş ona; «Bütün bunlar sapıklıkta da sen mi haktasm?!» diye sordu. O da evet cevabını verince Bergûş öfkelendi ve şehri terketmesini emretti.
O da üç gün sonra şehri terkedip Baalbek'e, sonra da Kahire'ye gitti. Tomanîler onu barındırdılar. O da Kahire'de hadis okumağa başladı. Bu nedenle Mısır'daki fakih-ler de ona cephe aldılar. Vezir Safiyyüddin b. Şükr'e mektup yazdılar, şikâyetçi olduklarını bildirdiler. Vezir de onun Mağrib'e sürgün edilmesine karar verdi. Ancak bu kararnamenin ilgili mercilere ulaşmasından önce bu sene rebiyülevvel ayanın yirmiüçünde pazartesi günü Hafız Abdülganî elliyedi yaşında vefat etti. Kurâfe mezarlığında Şeyh Amr b. Merzûk'un mezarının yanına defnedildi. Allah ikisine de rahmet etsin. Sibt dediki: Hafız Abdülganî; takvalı, zahid ve abid bir kimseydi. Her gün İmam Ahmed'in virdi gibi 300 rekat namaz kılardı. Gecelerini namazla, gündüzlerini de yıl boyu oruçla geçirirdi. Cömert ve âlicenap bir kimseydi.
Kendi şahsı için mal biriktirmezdi. Kimsenin görmediği şekilde dullara ve öksüzlere sadaka dağıtırdı. Elbisesini yamar ve yenisini almazdı. Kitapları fazlaca mütalaa ettiğinden ve ağladığından gözleri zayıflamıştı. Hadis ve hanzlık alanında zamanının yegane âlimiydi. Şeyhimiz Hafiz Ebül-Haccac el-Mizzî, onun Kütüb-i Sitte'deki hadis ri-caliyle ilgili el-Kemal fî Esmâi'r-Rical adlı eserini tehzib etmiş, birçok yerini düzeltmiş, 1.000 kadar hatasını da tashih etmiştir. İmam Mizzî, tartışılmaz bir âlim ve otoriteydi. Onun Tehzib adlı eseri gibi önceleri bir eser yazılamadığı gibi sonraları da yazılamamıştır. Allah ona ve hafız Abdülganî'ye rahmet etsin. İkisi de kendi zamanlarında hadis ricali, hadis hıfzı, rivayeti ve anlatımı hususunda nadir insanlardandı. Onları çekemeyenler olmuştur. Çekemeyen kişi iflah olmaz ve amacına da asla ulaşamaz.

