Bu sene safer ayında Sultan Melik Zahir, kendisinden sonraki dönem için oğlu Melikü's-Said Muhammed Berekethan'm veliahdlığı be/atını aldı. Bunun için de emirlerin tümünü, kadı ve ayanı huzurunda topladı. Bey'at tamamlandıktan sonra Melikü's-Said Muhammed Berekethan'ı bineğine bindirdi. Kendisi de önü sıra yürüdü. İbn Lokman bunun için bir ferman yazdı. Fermanda Muhammed Berekethan'm babasından sonra hükümdar olacağı, babasının sağlığında da ona vekaleten kararlar verebileceği yazılıydı. Sonra Sultan Melik Zahir, cemazi-yelahir ayında Şam'a gitmek üzere askerleriyle birlikte yola çıktı. Di* maşk'a girdiğinde Tatar hanı Abaka'nın elçileri yanma geldiler. Beraberlerinde mektuplar ve şifahî mesajlar vardı. Şifahî mesajlardan biri şuydu: «Sen Sivas'ta satılmış bir kölesin. Nasıl olur da yeryüzü hükümdarına muhalefet edersin? Şunu bilesin ki, göğe çıksan veya yerin dibine insen yine de benden kurtulamıyacaksm. Benimle barış yapmak için çaba sarfet!»
Sultan Melik Zahir bu tehdide aldırmadı, önemsemedi. Aksine buna karşı güzel bir cevap verdi. Abakahan'm elçilerine şöyle dedi:
«Ona bildirin ki; halifeden aldığı arazileri ve diğer İslâm topraklarını elinden alıncaya kadar hep peşinde olacak ve onu takip edeceğim!»
Bu sene cemaziyelahir ayında Sultan Melikü'z-Zahir, ülkenin her tarafında içkilerin dökülmesini, mefsedet işlerinin iptal edilmesini, fu-huşun önlenmesini kararlaştırdı. Buna dair bir ferman çıkardı. Fahişelerin sahip oldukları bütün mallar, meşru bir şekilde evleninceye kadar ellerinden alındı. Bu ferman ülkenin her tarafına ulaştırıldı. Buna dayalı harçlar kaldırıldı. Geçimini bu yoldan sağlayanlara başka iş imkânları verildi. Hamd ve minnet Allah'adır. Sonra sultan, askerleriyle birlikte Mısır'a döndü. Yoldayken Hırbetüllüsûs mevkiine vardığında bir kadın karşısına çıktı. Oğlunun Sur şehrine .girdiğini, şehirdeki Haçlı kontunun oğlunu yakalayıp öldürttüğünü mallarına da el koyduğunu söyledi. Bunun üzerine sultan Sur şehrine baskın yaptı. Bir kısım insanları Öldürdü, birçok malları ganimet olarak ele geçirdi. Sur şehrinin kontu «Bunun sebebi nedir?» diye sordu. Sultan da onun, mezkur kadının oğluna ihanet ettiğini, tüccarlara tuzak kurduğunu söyledi ve bundan sonra da askerlerinin öncü birliğinin komutanına şu buyruğu verdi:
«İnsanlara benim rahatsız olduğumu ve mahfe içinde bulunduğumu duyur. Tabipleri çağır. Onlara hasta olduğumu söyle ve falan hastalık için nasıl bir reçete yazılacağını sor. Sana tavsiye edecekleri ilaç ve şuruplan hazırlayıp mahfeye, yanıma getir ve bütün bunlar olurken de kargaşaya mahal vermeyin, insanlar yollarından olmasınlar. Seyirlerine devam etsinler.»
Bu buyruğu verdikten sonra Sultan Melikü'z-Zahir, posta arabasıyla hızla Mısır'a gitti. Orada oğlunun durumunu araştırdı. Kendisinden sonra Mısır'da yönetiminin nasıl işlediğini kontrol etti ve sonra da hemen geri dönüp askerlerine ulaştı. Mahfede oturdu. İyileştiğini açıkladı. Askerler de buna çok sevindiler. Bu, gerçekten l?üyük bir cesaret işi, muazzam bir atılganlık örneği idi.
Bu sene Sultan Melikü'z-Zahir, maiyetinde Emir Bedreddin Haznedar, Kadilkudat Sadreddin Süleyman el-Hanefî, Fahreddin b. Lokman, Taceddin b. Esir, 300 kadar köle ve askerlerden bir grup olmak üzere hacca gitti. Yolda Kerek'e uğradı, şehrin durumunu inceledi, oradan Medine-i Münevvere'ye geçti, ahaliye ihsanda bulundu, şehrin durumunu inceledi. Sonra Mekke'ye gitti, orada mücavir olarak yaşayanlara sadaka dağıttı, Arefe'de vakfe yaptı, Kabe'yi ziyaret etti. Veda tava-finı yaptı. Ka'be'nin kapısı kendisine açıldığında içini gül suyuyla yıkadı ve eliyle esans sürdü. Ka'be'nin kapısında durup içeri girmelerine imkan sağlamak için insanların ellerinden tuttu. Daha sonra Şeytan taşlama yerine gitti, kurban bayramının dördüncü gününü beklemeden Medine-i Münevvere'ye döndü, Kabr-i Şerifi ikinci kez ziyaret etti.
Salât-u selâmların en faziletlisi ve güzeli orada sakin bulunan sevgili Peygamberimize olsun. Âline, temiz ve hoş aile efradına, kıymetli sahabilerinin tümüne de kıyamet gününe dek selam olsun. Bundan sonra Melikü'z-Zahir Kerek'e yöneldi. Zilhicce ayının yirmidokuzuncu gününde şehre girdi. Müjdeciyi de salimen geldiğini bildirmesi için Dımaşk'a gönderdi. Dımaşk naibi Emir Cemaleddin Akkuş en-Necibî, muharrem ayının ikisinde müjdeciyi karşılamak için şehir dışına çıktığında Sultan Melikü'z-Zahir'in bizzat topluluğu geride bırakarak Meydan-ı Ahdar'da yürümekte olduğunu gördü. İnsanlar onun süratli yürüyüşüne, sabır ve metanetine hayran kalmışlardı. Dımaşk'a gelişinin ardı sıra hemen yola koyuldu. Muharrem ayının altısında Haleb'e gitti. Şehrin durumunu inceledi. Daha sonra Hama'ya döndü. Oradan da Dımaşk'a gitti.
Dı-maşk'tan sonra Mısır yoluna koyuldu ve mütakip senenin safer ayının üçünde sah günü Mısır'a girdi. Allah rahmet etsin. Bu sene zilhicce ayının sonlarında şiddetli bir fırtına koptu. Nih'de bulunan 200 gemiyi batırdı. Bu yüzden birçok insan Öldü. O mıntakalarda şiddetli sağanak yağmurlar da yağdı. Şam'a da bir yıldırım düşdü ve bu yüzden ürünler telef oldu. înna lillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve
O'na dönücüleriz.)
Bu sene Cenâb-ı Allah, Tatarların arasına ihtilaf soktu, Abakahan'm adamlarıyla amcasının oğlu İbn Mengütenıir'in adamları birbirlerine düştüler ve bu ihtilaftan dolayı da dağıldılar. Allah'a hamd olsun.
Bu sene Harranlılar şehri bırakıp Şam'a geldiler.
Gelenler arasında şeyhimiz Allame Ebu Abbas Ahmed b. Teymiye de vardı. Babasıyla gelmişti. O zaman altı yaşındaydı. Beraberlerinde kardeşi Zeyneddin Abdurrahman ile Şerefüddin Abdullah da vardı. Bunlar ondan daha küçük yaşta idiler.

