El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzbeşinci Senesi

Bu sene muharrem ayında, halife Nasır Lidinillah'ın Bağdat'ın batı yakasında yolcular ve hacılar için yaptırdığı aş evinin inşaatı tamamlandı. Buraya uğrayan hacılar ve yolcular, kaldıkları sürece konuk edilecekler, yola …

Bu sene muharrem ayında, halife Nasır Lidinillah'ın Bağdat'ın batı yakasında yolcular ve hacılar için yaptırdığı aş evinin inşaatı tamamlandı. Buraya uğrayan hacılar ve yolcular, kaldıkları sürece konuk edilecekler, yola çıkmak istedikleri zaman da kendilerine azık, giysi ve bir de dinar verilecekti. Allah, Nasır Lidinillah'ın hayrını kabul etsin. Ona hayır mükâfat versin.

Bu sene Ebü'l-Hattab b. Dihye el-Kelbî, Irak seferinden döndü. Dönüşünde Şam'a uğradı. Vezir Safî'nin meclisinde lügat ve hadis alimi Şeyh Taceddin Ebü'1-Yümn el-Kindî ile buluştu. Ebü'lHattab İbn Dihye, söz arasında şefaat hadisini okudu. Nihayet İbrahim Peygamberin şu sözüne gelip durdu:

«Ben gerilerden gerilerden bir halil (dost) idim.»

Burada iki kez tekrarlanan verâ' kelimesinin sonunu fetha ile telaffuz edince, Kindî bu kelimenin ötre ile telaffuz edilmesi gerektiğini söyledi. Ebü'l-Hattab İbn Dihye, Vezir İbn Şükr'e «Bu kim oluyor?» diye sorunca vezir de, «Bu, Ebü'1-Yümn el-Kindî'dir» diye cevap verdi. Ebü'l-Hattab İbn Dihye, ağzı bozuk ve cüretli bir kimse olduğu için Ebü'l-Yümn'e kötü sözler sarfedince Kindî ona hitaben, «Bu uluyan bir köpektir! Diğer köpekler gibi uluyor» diye karşılık verdi.

Ebu Şâme dedi ki: «Yukarıdaki hadiste geçen verâ' kelimesinin sonu hem ötreli, hem de fethalı şekilde rivayet edilmiştir. Bu kelimenin kesreli okunduğu da gelen rivayetler arasındadır.»

Bu sene Harran hatibi Fahreddin b. Teymiye hac dönüşünde Bağdat'a uğradı. Bab-ı Bedir'de Muhiddin Yusuf b. Cevzî'nin mekânında vaaz verdi. Konuşması arasında şöyle dedi:

«Üç yaşına girmiş deve yavrusu gücünü toparlamış olsa bile,

Yaşlı ve güçlü develere saldıramaz.»

Böyle demekle İbnü'l-Cevzî'ye sataşmak istemişti. Çünkü İbnü'l-Cevzî yirmibeş yaşında vaizlik yapan bir gençti. Doğrusunu Allah bilir.

Bu sene muharrem ayının dokuzunda cuma günü Haçlı bir köle, Maksure kapısından Dımaşk Camii'ne sarhoş vaziyette girdi. Elinde yalın kılıcı vardı. Cemaat de oturmuş, sabah namazının kılınmasını bekliyorlardı. Cemaate saldırdı. İki ya da üç kişiyi öldürdü. Minberi kılıcıyla kırıp parçaladı. Yakalanıp akıl hastahanesine götürüldü. Sonra aynı günde Lebbadin köprüsünde idam edildi.

Bu sene Şeyh Şihabüddin es-Sühreverdî Dınıaşk'tan Melik Âdü'in hediyeleriyle Bağdat'a döndü. Askerler onu karşıladılar. Yanında kendi şahsı için getirdiği çok miktarda mal ve para vardı. Daha önce yoksul ve zahid bir kimseydi. Döndükten sonra vaizlikten men edildi. İdaresini yürüttüğü hankâh elinden alındı. Kendi mal ve parasıyla uğraştı. Paralarını ve mallarını yoksullara ve düşkünlere dağıtmağa başladı. Böylece bir çok insanın malî durumu düzeldi. Muhyiddin İbn Cevzî vaaz verirken onun hakkında şöyle demişti:

«Adamın ihtiyacı yok. Haksız yere mal elde ediyor. Ama bu malları hak edenlere dağıtıyor. Eğer o malları almasaydı, olmasından daha iyi olurdu. Ancak o böyle yapmakla kendi mertebesini yüceltmek istiyor. Oysa bu malları almayıp dağıtmasaydı ve eski haline dönseydi, daha iyi olurdu. Kul, dünyadan sakınmalıdır. Çünkü dünya aldatıcıdır. İnsanı köleleştiren birşeydir. Büyük alimleri ve abidleri dahi esaret pençesine düşürür.»

Böyle diyen Muhyiddin İbn Cevzî daha sonra Şeyh Şihabüddin es-Sühreverdî1 nin durumuna göre daha şiddetli bir duruma düşmüştü.

Bu sene Haçlılar, Humus'a hücum ettiler. Asi nehrinin üzerindeki Adve köprüsünden geçtiler. Askerler onların geldiklerini görünce peşlerine düştüler. Onları kovaladılar. Haçlılar da korkularından kaçtılar. Müslümanlar onlardan çoğunu öldürdüler. Bol miktarda mallarını da ganimet olarak ele geçirdiler. Allah'a hamd olsun.

Bu sene Cezîre valisi Melik Sencerşah b. Gazı b. Mevdûd b. Zengî b. Aksungur el-Atabeg'i öldürüldü. Mısır valisi Nureddin'in amcasının oğluydu. İnsanların en kötü kalplisi ve yaşantısı en bozuk olanıydı. Onu, oğlu Gazi öldürmüştü. Sarhoş vaziyette helaya girmiş, oğlu da gidip onu ondört bıçak darbesiyle öldürmüş, sonra da boğazlamıştı. Bunu, ondan sonra tahtını ele geçirmek amacıyla yapmıştı, ama Cenâb-ı Allah Gazi'yi de tahttan yoksun bırakmıştı. Sencerşah'ın Gazi tarafından öldürülmesinden sonra diğer oğlu Mahmud'a hükümdarlık beyatı yapıldı. Katil Gazi yakalanıp aynı günde öldürüldü. Allah onu hem hayattan, hem de tahttan yoksun bıraktı, ama Cenâb-ı Allah böylece Müslümanları onun babasının zalimliğinden, zorbalığından ve fasıkhğından kurtarıp rahata kavuşturmuş oldu.

Hicretin Altıyüzbeşinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler