El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzdördüncü Senesi

Bu sene hacılar Irak'a döndüler. Sadr Cihan el-Buharî el-Hanefî'den gördükleri eziyetten ötürü halifeye şikayette bulundular. Sadr Cihan, elçi olarak Bağdat'a gelmiş, halife onun için karşılama törenleri düzenlemişti. …

Bu sene hacılar Irak'a döndüler. Sadr Cihan el-Buharî el-Hanefî'den gördükleri eziyetten ötürü halifeye şikayette bulundular. Sadr Cihan, elçi olarak Bağdat'a gelmiş, halife onun için karşılama törenleri düzenlemişti. Sadr Cihan, bu sene Hacc'a gitti. Hacıların yolda azık ve erzaklarım kıstı. Bu nedenle Irak hacılarından 6.000 kişi öldü. Anlatıldığına göre Sadr Cihan, kölelerine emir veriyor, köleleri su kaynaklarına hacılardan önce gidip el koyuyorlar, suları alıp Sadr Cihan'm çadırının etrafına o Hicaz sıcakları esnasında serpiyorlar ve Sadr Ci-han'ın beraberinde getirip de toprağa gömdüğü sebzeleri suyla ıslatıyorlardı, halkı ve yolcuları sudan yoksun bırakıyorlardı. Beyt-i Haram'a ziyaret için giden, Rablerinden lütuf ve rıza talep eden hacı adayları, böylece susuz kalıyorlardı. Hacılar onunla birlikte döndüklerinde halk onu lanetledi. Havas takımı ona iltifat etmedi. Halife ona ikramda bulunmadı ve onu karşılamak için bir tek şahıs dahi göndermedi. Sadr Ci-had, Bağdat'tan çıkarken peşine düşen halk onu taşlayıp lanetledi. Ona Sadr Cehennem adını verdiler. Yardımsız ve yalnız kalmaktan Allah'a sığınırız. O'ndan bize daha fazla şefkat ve rahmet göstermesini, kullarını esirgeyip onlara acımasını dileriz. O, ancak merhametli kullarına

rahmet eder.

Bu sene halife, veziri İbn Mehdî el-Alevî'yi tutukladı. Çünkü vezirin hilafete karşı kötü niyet beslediği söylenmişti. Bunun başka bir sebebi olduğu da söylenir. Kasaca demek istediğimiz şudur ku: Vezir, Emir Taştekin'in evine hapsedildi ve ölünceye kadar orada mahpus kaldı. Vezir zorba ve inatçı bir kimseydi. Şairin biri onun hakkında şöyle demiştir:

«Dostlarım halifeye deyin ve öğüt verin ki;

Sakınsın ve yapacağı kötülükten uzak dursun.

Vezirin iki emir arasındadır. Onun hakkında ne söylersen o yapılır.

Ey yaratıkların en hayırlısı,

Ona zulmedersen iyiliklerin zayi olur.

Gerçekten halife, Hz. Ali'nin soyundansa,

Bu vezir de hilafete tamah eder.

Ama iddiası gerçek dışı ise,

Onun katında yaptığı şeyler boşa gider.»

Rivayet olunduğuna göre Vezir İbn Mehdî el-Alevî, iffetli bir kimse olup malda mülkte gözü yoktu. Yaşantısı güzel, alâkaları hoştu. Onun durumunu yüce Allah daha iyi bilir.

Bu sene ramazan ayında halife yirmi aş evi açtırdı. Bu aş evlerinde fakir oruçlular, iftar yemeği yiyorlardı. Hergün bu aş evlerinde çok miktarda yemek pişiyor, buraya saf ekmek ve çok miktarda helva getiriliyordu. Bu icraat, Kureyşliler'in hac mevsimindeki rifade görevlerine benzemektedir. Rifade görevini Rasûlullah (s.a.v.)'m amcası Ebu Talib yürütürdü. Nitekim Hz. Abbas da şikayet (hacılara su temin etme) görevini yürütürdü. Kureyşlilerde elçilik, sancak ve parlamentoyu idare görevi de vardı. Nitekim bu hususlar yerinde anlatılmıştır. Bütün bu görevler tam ve eksiksiz haliyle Abbasî halifelerine intikal etti.

Bu sene halife, Şeyh Şihabeddin eş-Şehrezorî'yi Silahtar Sungur'la birlikte Melik Âdil'e elçi olarak gönderdi. Bunlar, Melik Âdil'e kıymetli hil'atler, gerdanlık ve bilezikler, ayrıca onun bütün çocuklarına da hil'atler götürdüler.

Bu sene Melik Adil'in oğlu ve Meyyafarikin (Silvan) valisi Melik Ev-had, Ahlat valisi Şerefüddin Beg Timur'un öldürülmesinden sonra Ahlat'ı zaptetti. Şerefüddin Beg Timur yakışıklı, güzel suretli bir gençti. Kölelerinden Hezardinarî onu öldürmüştü. Sonra Hezardinarî'nin kendisi de öldürülmüş ve Ahlat sahipsiz kalmıştı. Ondan sonra Melik Adil'in oğlu Melik Evhad orayı zaptetti.

Bu sene Harezmşah Muhammed b. Tekiş, uzun süren savaşlardan sonra Maverâünnehir'i zaptetmişti. Bu savaşlardan birinde başından çok tuhaf şöyle bir olay geçmişti:

Müslümanlar, Harezmşah'ı bırakıp cepheden firar etmişler, Ha-rezmşah'm yanında az sayıda adamı kalmıştı. Hıtay kâfirleri onların bir kısmını öldürmüş, bir kısmını da esir almışlardı. Harezmşah da esir düşenler arasındaydı. Hıtaylı bir asker onu esir aldı, ama onun Harezmşah olduğunu bilmiyordu. Onunla birlikte Mes'ud adında bir emiri de esir almıştı. Bu olay vuku bulup da İslâm askerleri yerlerine döndüklerinde Harezmşah'ı kaybetmişler, birbirleriyle ihtilafa düşerek büyük bir kargaşa meydana getirmişlerdi. Horasan ülkesi tümüyle tedirgin olmuştu. Bazı kimseler Sultan Harezmşah'm öldürüldüğüne yemin etmişlerdi. Harezmşah ve beraberindeki emir, esir düştüklerinde emir, Harezmşah'a şöyle demişti: «Bundan sonra menfaatimizin gereği olarak sultan unvanını bir tarafa bırak ve etrafa benim kölem olduğun intibaını ver.»

Harezmşah da bu öğüdü kabul etmiş, gerekeni yapmıştı. Sonra o emire bizzat kendisi hizmet etmeğe başlamıştı. Elbiselerini giydiriyor, suyunu içiriyor, yemeğini pişirip önüne koyuyordu. Ona hizmet etmekten hiç bıkmıyordu. Harezmşah ile beraberindeki emiri esir alan Hıtaylı asker emire, «Görüyorum ki bu adam (yani Harezmşah) sana hizmet ediyor, sen kimsin?» diye sormuş, emir de,«Ben Emir Mes'ûd'um. Bu da benim kölemdir» diye cevap verince Hıtaylı asker, «Vallahi bizim komutanlar benim bir emiri esir aldığımı bilmeselerdi seni serbest bırakırdım» demişti. Emir Mes'ûd da «Ben ailemden korkuyorum. Onlar benim öldürüldüğümü sanarak matem tutuyorlar. Eğer bir miktar para karşılığında beni serbest bırakmayı düşünüyorsan, adamlarından birini aileme gönder ki, benim kurtuluş akçemi onlardan alıp sana getirsin»

dedi. Hıtaylı asker, «olur» diyerek kendi adamlarından birini görevlendirdi. Emir Mes'ûd ona şöyle dedi: «İyi ama benim ailem, senin göndereceğin görevliyi tanımaz. Ama eğer uygun görürsen kendi adamınla birlikte şu kölemi de aileme gönder ki onlara benim hayatta olduğumu müjdelesin. Onlar da kendisini tanısınlar ve kurtuluş akçesini temin etmeğe çalışsınlar.»

Hıtaylı asker «olur» dedi. Kendi görevlisini ve emir Mes'ûd'un kölesi olarak bildiği Harezmşah'ı muhafızlar refakatinde Harezmşah'm şehrine gönderdi. Bunlar Hareznı'in diyarına vardıklarında Harezmşah onlardan önce şehire ulaştı. İnsanlar onu görünce çok sevindiler. Ülkenin her tarafında sevinç davulları çalındı. İnsanlara müjde verildi. Harezmşah sarayına döndü. Tahtına oturdu. Dönüşünden Ötürü her tarafta sevinç ve mutluluk görüldü. Öldürüldüğü haberinin yayılması nedeniyle bozulan düzeni düzeltti. İşleri yoluna koydu. Herat'ı kuşattı ve orayı zor kullanarak ele geçirdi.

Harezmşah'ı esir alan Hıtaylı askere gelince o bir gün emir Mes'ûd'a şöyle demişti:

- Duyduğuma göre Harezmşah öldürülmüş.

- Hayır. O senin esirindi.

- Peki ne diye bana bildirmedin ki onu saygı ve ikram içinde memleketine geri göndereydim?

- Ona bir zarar vermenden korkmuştum.

- Haydi ona birlikte gidelim.

İkisi birlikte Harezmşah'm ziyaretine gittiler. Harezmşah onlara çok ikramda bulundu, iyilik yaptı. Semerkand valisine gelince, o hainlik yapmış, eline esir düşen Ha-rezmliler'in tümünü öldürmüştü. Öyle ki Harezm'li bir adamı yakalayıp ikiye bölüyor, köyün gövdesi gibi çarşıya pazara asıyordu. Hatta Harezmşah'm kızı olan karısını da öldürmeğe niyetlenmiş, sonra onu öldürmekten vaz geçmiş, bir kaleye hapsedip çok eziyetler yapmıştı. Harezmşah bu durumdan haberdar olunca askerleriyle birlikte üzerine yürümüş, Semerkand'ı kuşatma altına almış, şehri zorla ele geçirmiş ve 200.000 kadar Semerkandlıyı öldürmüştü. Semerkand valisi olan damadını da kaleden indirmiş ve huzurunda eli kolu bağlı vaziyette öldürmüş, geride bir tek çocuğunu dahi hayatta bırakmamıştı. Harezmşah, o mıntıkaların tümünü istila etmiş, Hıtaylarla ve Tatar kralı Güçlük-han'la savaşmıştı. Güçlükhan'm ülkesi Cinle sınırdaştı. Hıtay kralı Harezmşah'a mektup yazarak Tatarlar'a karşı yardım istemiş ve şöyle demişti: «Tatarlar bizi mağlup ettiklerinde senin ülkene de saldıracaklar, şöyle ve şöyle yapacaklardır.» Tatarlar da Harezmşah'a mektup yazarak Hıtaylara karşı ondan yardım istemiş, şöyle demişlerdi: «Bunlar hem bizim, hem senin düşmanlarındırlar. Bunlara karşı bizimle birlikte ol.»

Harezmşah da her iki tarafın gönlünü hoş edecek cevaplar yazmıştı. Savaş alanına gelmiş, ama hiç bir tarafa katılmamıştı.

Savaş, Hıtayiar'ın aleyhine sonuçlanmış, çok azı müstesna, askerlerinin çoğu ölmüştü. Tatarlar, Harezmşah'a verdikleri sözü bozmuşlar, muahedeye riayet etmemişler, bu nedenle iki taraf arasında şiddetli bir düşmanlık meydana gelmiş ve iki taraf ilan-ı harp etmişlerdi. Harezmşah, onlardan korkmuş, Güçlükhan'ın onlara komşu olan birçok beldelerini oraları ele geçiremesinler diye tahrip etmişti.

Sonra Cengizhan, Güçlükhan'a hücum etti. Onunla savaşan Güç-lükhan, Harezmşah'ı unuttu. Sonra -İnşaallah ileride de anlatacağımız- bazı garip olaylar meydana geldi.

Bu sene Trablus'tan Haçlılar çok defalar gelip Humus taraflarına baskın düzenlediler. Humus valisi Esedüddin Şirkuh onlara karşı direnemedi. Halep valisi Zahir ona takviye askerler gönderince Esedüddin, Haçlılar'a karşı kuvvetlendi. Melik Âdil de Müslüman askerleri yanma alarak Mısır'dan yola çıktı. Cezire ordularına haber saldı. Onlar da Akkâ'da onunla buluştular. Melik Âdil Akkâ'yı kuşatma altına aldı. Çünkü Kıbrıslılar, içinde Müslüman bir cemaatın bulunduğu bir kaç gemiyi İslâm donanmasından gasbetmişlerdi. Yapılan kuşatma neticesinde Akkâ valisi, esirleri geri vermek şartıyla Melik Âdil'den aman ve barış diledi. Melik Âdil onun bu isteğini kabul etti. Sonra yoluna devam etti ve Humus'a yakın Kades gölüne vardı. Oradan Trablus'a geçti. Trablus'ta oniki gün kaldı. Halkın bir kısmını öldürdü, bir kısmını esir aldı. Çok miktarda ganimet elde etti- Nihayet Haçlılar ateşkese meylettiler, ateşkes yapıldı. Sonra Melik Âdil Dımaşk'a döndü.

Bu sene Azerbeycan meliki Emir Nusayrüddin Ebu Bekir b. Behlül, Merağa şehrini ele geçirdi. Çünkü Merağa meliki Kahir ölmüş, yerine küçük oğlu geçmişti. Bu küçük çocuk adına bir hizmetçisi, devlet idaresini sürdürüyordu.

Bu sene zilkade ayı başında Muhiddin Ebu Muhammed Yusuf b. Abdurrahnıan b. Cevzî,Kadilkudat Ebü'l-Kasım b. Damiganî'nin yanında şehadette bulundu. Kadilkudat Ebü'l-Kasım, onun şehadetini kabul etti ve onu Bağdat'ın iki yakasının muhtesipliğine tayin etti, ona Kuhli-ye kumaşından yapılmış siyah bir hil'at giydirdi. On gün sonra da vaaz için babası Ebü'l-Ferec'in yerine Derbü'şŞerif kapısında kürsüye oturdu. Vaazını çok sayıda cemaat dinledi. Dört gün sonra da Ebu Hanife meşhedinde Ziyaeddin Ahmed b. Mes'ud er-Raksanî el-Hanefî ders verdi. Onun dersini ayan ve ekâbir herkes dinledi. Bu sene ramazan ayında halifenin elçileri Melik Âdü'e hil'atler götürdüler. Melik Âdil, oğulları Muazzam ile Eşref ve veziri Safîyyüddin İbn Şükür ile birçok ümera hil'at giydiler. Öğle vakti Babü'l-Hadid'den kaleye girdiler. Vezir ayakta durarak halifenin bu konudaki fermanını okudu. O gün görülmeğe değer muazzam bir gündü.

Bu sene Şerefüddin Abdullah b. Zeynü'l-Kudat Abdurrahman, Dı-maşk'taki Revaniye medresesinde ders verdi.

Bu sene Hanbeli mezhebine mensup Şeyh Hayr b. Bağdadî, Şafiî mezhebine geçti ve halifenin annesinin yaptırmış olduğu medresede ders verdi. Dersini diğer mezheplere mensup büyükler de dinlediler.

Hicretin Altıyüzdördüncü Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler