El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzellibeşînci Senesi

Bu sene Mısır sahibi Melik Muazzam İzzeddin Aybek evinde ölü olarak bulundu. Üstadı Melik Muazzam'dan sonra tahta Salih Necmed-din Eyyub geçti ve birkaç ay müddetle hüküm sürdü. Yönetimde Melik Turanşah Muazzam b. Salih …

Bu sene Mısır sahibi Melik Muazzam İzzeddin Aybek evinde ölü olarak bulundu. Üstadı Melik Muazzam'dan sonra tahta Salih Necmed-din Eyyub geçti ve birkaç ay müddetle hüküm sürdü. Yönetimde Melik Turanşah Muazzam b. Salih de bulunuyordu. Onun ardı sıra Şeceretü'd-Dür Ümmü Halil de üç ay süreyle hüküm sürdü. Sonra Turanşah, Melik Eşref Musa b. Nasır b. Atsız b. Kamil ile bir süre müşterek hükümdarlık yaptı. Daha sonra hükümdarlığı müstakil olarak ele aldı. Kendisile çekişen bir kimse kalmadı. Mısır diyarını ele geçirmeye çalıştığı zaman Nasır'ı bozguna uğrattı. Hicretin 652. senesinde Faris Akta'yı öldürdü. Kendisinden sonra Erefi hal' etti ve tahta yalnız başına oturdu. Sonra da Şeceretü'd-Dür Ümmü Halil ile evlendi. Kerem sahibi, cömert, utangaç, dindar bir kimseydi. Bu sene rebiyülevvel ayının yirmi üçünde salı günü vefat etti.

Mısır'daki Muizziye medresesini vakfeden zattır. Öldürüldüğünde -Allah ona rahmet etsin- köleleri, zevcesi Ümmü Halil Şeceretü'd-Dür'rü katil olarak suçladılar. Çünkü İzzeddin Aybek sağlığında Musul sahibi Bedreddin Lü'lü'nün kızıyla evlenmeğe niyetlenmişti. Bunu duyan Şeceretü'd-Dür, cariyelerine onu tutmalarını emretmiş, kendisi de takunyalarıyla ona vurmaya başlamıştı. Cariyeleri onu sıkıştırıyorlar, testislerini buruyorlardı. Nihayet bu halde vefat etti. Köleleri onun öldürüldüğünü duyunca büyük köle Seyfeddin Kutuz ile birlikte oraya geldiler. Şeceretü'd-Dür'ü yakalayıp öldürdüler, avret mahalli açık bir halde çöplüğe attılar. Şeceretü'd-Dür, daha önce mesture bir kadın iken bu halde avret mahalli açıldı. Yüksek makamda iken öldürülüp çöplüğe atıldı. Fermanları o imzalıyor, adına hutbeler okunuyor, paralara resmi nakşediliyordu.

Sonu kötü bitti. Adı, resmi, şekli kalmadı; tanınmaz oldu.

«Ey Muhammed de ki: «Mülkün sahibi olan Allah'ını! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden çekip alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. İyilik Senin elindedir. Doğrusu sen herşeye kaadirsin.»(Al-i îmrân, 26).

Türkler, üstadları İzzeddin Aybek et-Türkmanî'den sonra büyük kölesi Seyfeddin Kutuz'un tavsiyesi üzerine oğlu Nureddin Ali'yi tahta geçirdiler ve ona Melikü'l-Mansur lakabını taktılar. Minberlerde onun adına hutbe okundu. Paralara adı basıldı. İşler onun görüşüne ve fermanına uygun olarak yürütüldü.

Bu sene Bağdat'ta Rafizîler ile Sünnîler arasında büyük bir çatışma meydana geldi. Fitne koptu, Kerh mahallesi yağmalandı. Rafizîlerin, hatta Vezir tbn Alkamî'nin yakınlarının evleri de talan edildi. Bu, onun Tatarlara meyletmesinin, onlarla işbirliğine girmesinin neticesi olarak yapılmıştı.

Bu sene Hayderî fakirleri Şam'a girdiler. Bunların alametleri, ince ve uzun külahlar ile değirmencileri andıran elbiseler giymeleriydi. Sünnete ters olarak sakallarını kesiyorlar, bıyıklarını serbest bırakıyorlardı. Böyle yapmalarının sebebi, şeyhleri Haydar'ın mülhidler tarafından esir alınıp sakalının kesilmesine ve bıyığının bırakılmasına mutabaat etmeleriydi. Bu hususta ona uymuşlardı. Oysa o böyle yapmakta mazurdu. Hatta sevap kazanmıştı. Fakat Rasûlullah (s.a.v.) bunun key-

fi olarak yapılmasını yasaklamıştır. Onların esir düşen şeyhlerine uymaya hakları yoktur. Dımâşk'm haricinde Avniye mıntıkasında onlar için bir zaviye yaptırıldı.

Bu sene zilhicce ayının onsekizinde çarşamba günü Baderaiye medresesinin vakfedicisi Şeyh Necmeddin Abdullah b. Muhammed el-Baderaî'nin vefatı nedeniyle taziyet meclisi kuruldu. Bu zat Bağdatlı olup Nizamiye medresesinin müderrisi ve Önemli işlerde halifenin çeşitli ülkelere gönderdiği elçisi idi. Büyük belaları gideren, karışık halleri düzelten bir kimseydi. Faziletli, reis, vakur, mütevazi ve yüksek şahsiyet sahibi bir kimseydi. Dımaşk'ta Emir Üsame'nin evinin yerine güzel bir medrese yaptırmıştı. Burada ikamet edecek kimsenin bekar, olmasını ve başka medreselerde fakih barındırılmamasını şart koşmuştu. Bu şartı koşmasının sebebi, fakihin gönlünü almak, moralini yükseltmek ve ilim talep etme hususunda azmini bilmekti. Ancak bu sebeple büyük bir boşluk ve bazıları için de büyük bir şer meydana geldi. Şam'da ve diğer yerlerde Şafiîlerin şeyhi olan şeyhimiz İmam, Allame Burhaneddin Ebu İshak İbrahim b. Şeyh Taceddin el-Fezarî (bu medresenin ilk müderrisi olup oğlu da burada müderrislik yapmıştı) der ki: Bu medreseyi vakfeden zat, dersin verildiği ilk günde merasimde hazır bulundu. Sultan Nasır da onun yanında bu merasime katılmıştı. Vakfiye okunurken «Bu medreseye kadın girmeyecek» denildi. Sultan bunu duyunca, «Çocuk da mı girmeyecek?» diye sordu. Sultan'm bu sorunu üzerine vaknn sahibi, «Ey efendimiz, ey sultanımız! Rabbimiz dahi insana iki değnekle vurmaz» diye cevap verdi. Bu hikâyeyi anlatan şeyhimiz tebessüm etti. Yüce Allah kendisine rahmet etsin.

O, bu medresede ders veren ilk zat olup kendisinden sonra oğlu Ke-maleddin bu görevi devir almış ve günümüze kadar devam ettirmiştir. Bir müddet Kadı Şemseddin b. Saiğ, bu medresenin nazırlığını üstlendi. Bazılarının onun bu görevi ihmal ettiğini ispatlamaları üzerine bu görev

elinden alındı.

Baderaî, bu medrese için geliri çok yüksek vakıflar tahsis etmişti. Medresede faydalı ve güzel kitaplar bulunan bir kütüphane de kurmuştu. Bu sene Bağdat'a dönmüş ve rızası olmaksızın Bağdat kadilkudatlı-ğına atanmıştı. Bu görevde onyedi gün kaldıktan sonra zilhicce ayı başında rahmet-i Rahmana kavuşmuş ve Şoniziye mezarlığına defnedil-mişti. Yüce Allah kendisine rahmet etsin.

Bu sene zilhicce ayında Baderaî'nin vefatından birkaç gün sonra Tatarlar, hanları Hülagu b. Töli b. Cengizhan'm öncü kuvvetleri olarak Bağdat'a girdiler. Rahman'm lanetleri üzerlerine olsun. Müteakip senenin başında Bağdat'ı ele geçirdiler. Orada cinayetler işlediler. Nitekim bununla ilgili açıklama ileride detaylı olarak verilecektir. Yardımına başvurulacak olan zât, yüce Allah'tır.