El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzellibirinci Senesi

Bu sene halifenin elçisi Şeyh Necmeddin el-Baderaî, Mısır hükümdarı ile Şam hükümdarının arasına girerek onları barıştırdı. O zamana kadar iki taraf arasında harp ateşi alevlenmişti. Mısır ordusu, Haçlılarla ittifak …

Bu sene halifenin elçisi Şeyh Necmeddin el-Baderaî, Mısır hükümdarı ile Şam hükümdarının arasına girerek onları barıştırdı. O zamana kadar iki taraf arasında harp ateşi alevlenmişti. Mısır ordusu, Haçlılarla ittifak yapmış ve Şamlılara karşı kendilerine yardım etmeleri durumunda Kudüs'ü Haçlılara vermeyi vadetmişlerdi. Çok olaylar cereyan etti. Nihayet Şeyh Necmeddin, Mısırlılarla Şamlıları barıştırdı. Mısır'da bulunan bazı şahıslar kurtuldular. Aralarında Salih ismail'in oğullan, Eşrefin kızı, Humus ve sair beldelerin emirlerinin çocukları da vardı. Allah, Şeyh Necmeddin'e hayır mükâfat versin.

îbn Sâî'nin anlattığına göre bu sene Bağdat'ta başının üzerinde sır-çalı bir küp olan bir adam vardı, ayağı kayıp küp de yere düşüp kırılınca durup ağlamağa başladı. Görenler yoksulluk ve muhtaçlığından ötürü ona acıdılar. Çünkü başkaca bir malı yoktu. Orada bulunanlardan biri ona bir dinar verince adam dinarı eline alıp uzun uzadıya baktı. Sonra da şöyle dedi: «Vallahi ben bu dinarı tanıdım. Bu dinar geçen sene cebimdeki birkaç dinarla birlikte kaybolmuştu!» Biri ona sövdü ve, «Bu dediklerinin doğruluğunun alameti nedir?» diye sordu. Adam, «Bu dinarın ağırlığı şu kadar gramdır ve bununla birlikte yirmiüç dinarım daha kaybolmuştu» dedi. Böyle demesi üzerine dinarı elinden alıp tarttılar ve ağırlığı onun dediği kadar çıktı. Kendisine bu dinan vermiş olan adam cebinden yirmiüç dinar daha çıkardı ve o yoksula verdi. Bu adam o di-narlan bu yoksulun kaybettiği zaman yerde bulup almıştı. Seyredenler de bu duruma hayret etmişlerdi.»

İbn Saî sözüne devamla şöyle diyor:

«Buna yakın başka bir olay da şuydu: Mekke'de bir adam Zemzem suyuyla yıkanmak için elbiselerini çıkanp soyunmuş, pazusundaki elli miskal ağırlığındaki pazubendini de çıkanp elbiselerinin yanına koymuştu. Yıkandıktan sonra elbiselerini giyinmiş, ancak o pazubendini almayı unutmuş ve yoluna devanı edip gitmişti. Bağdat'a varmış, orada iki sene kalmış ve pazubendinden ümidini kesmişti. Yanında çok az miktarda para kalmıştı. O parayla alış veriş yapıp para kazanmak için bir miktar şişe ve bardak satın almıştı. Bir ara Bağdat'ta alış veriş için dolaşmaktayken ayağı kaydı. Yere düştü. Elindeki şişe ve bardaklar da düşüp kırıldı. Oturup ağlamağa başladı. İnsanlar etrafında toplandılar. Durumuna acıdılar. Adam ağlarken şöyle demişti: «Vallahi ey cemaat! îki sene önce elli miskal ağırlığında altın bir pazubendimi kaybettiğimde şu camlann ve şişelerin kınlısına üzüldüğüm kadar üzülmemiştim. Çünkü bunlar benim sahip olduğum bütün servetimdi.» Orada bulunanlardan biri, «Vallahi senin o pazubendini ben buldum» dedi ve omu-zundan çıkanp adama teslim etti. Orada bulunanlar da bu duruma şaştılar. Doğrusunu Allah bilir.»