Bu sene başında Müslümanların halifesi yoktu. Dımaşk'm ve Haleb'in sultanı, Melik Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz Muhammed b. Ebî Zahir Gazî b. Nasır Selahaddin'di. Onunla Mısırlılar arasında anlaşmazlık vardı. Mısırlılar, Nureddin Ali b. Muin Aybek et-Türkmanî'yi başlarına hükümdar olarak geçirdiler ve ona Mansur lakabını verdiler.
Zorba hükümdar Hülaguhan, Dımaşk sahibi Melikü'n-Nasır1 a haber göndererek onu yanma çağırdı. O da küçük yaştaki oğlu Aziz'i birçok hediye ve armağanlarla ona gönderdi. Ancak Hülaguhan onun küçük oğluna iltifat etmedi, aksine Melikü'n-Nasır'a kızdı, yanına gelmeyisin-den ötürü öfkelendi. Oğlunu yanında alıkoyup, «Bizzat ben onun ülkesine gideceğim!» dedi. Melikü'n-Nasır bundan tedirgin oldu. Ailesini ve çoluk çocuğunu koruma altına almak amacıyla Kerek'e gönderdi. Dimaşklılar da bundan ötürü şiddetli bir korkuya kapıldılar. Özellikle Tatarların Fırat'ı geçtiğini duyunca daha da korktular. Dımaşkhların çoğu kışın Mısır'a gittiler. Çokları öldü. Malları yağmalandı. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Hülaguhan gelip askerleri ve ordusuyla Şam'a yöneldi. Meyyafari-kin (Silvan) ona karşı bir buçuk sene direndi. O da oğlu Eşmot'u oraya gönderdi. Eşmot, Silvan'ı güç kullanarak fethetti. Silvan hükümdarı Kâmil b. Şihab Gazi b. Adü'i kaleden indirip Halep'te kuşatma altına alınmış olan babasının yanma gönderdi ve orada babasının gözü önünde Öldürttü. Haleb'e de Eşrefin komutanlarından birini naib tayin etti. KâmiVin kesik başını ülkede dolaştırdı. Kesik başı Dımaşk'a da götürdüler. Daha sonra bu kesik baş, Babü'l-Feradisi'l-Berranî'ye dikildi. Sonra Babül-Feradisi'lCevvanî dahilindeki Mescidü'r-Re's'e defnedildi. Ebu Şâme bu konuda bir kaside nazmetti. Bu kasidede Kâmil'in faziletini, cihad eden bir kimse olduğunu, mazlumen öldürülüşü nedeniyle Hz. Hüseyin'e benzediğini anlattı ve Kâmil'in kesik başı, Hz. Hüseyin'in kesik başının yanına defnedildi. Bu sene Hâce Nasirüddin et-Tusî Merağa şehrinde rasathane kurdu ve orada çalıştı. Bağdat'ta bulunan birçok vakıf kitabını oraya nakletti. Dârülhikme'yi kurdu, felsefecileri oraya tayin etti. Her felsefeciye günlük üç dirhem maaş bağladı. Orada ayrıca bir de tıp evi kurdu. Buraya atadığı tabiblere günlük iki dirhem maaş bağladı. Medrese kurdu. Orada her fakihe günlük bir dirhem maaş bağladı. Orada kurduğu dârülhadise de tayin ettiği her muhaddis için günlük yarım dirhem maaş bağladı.
Bu sene Kadı Vezir Kemaleddin Ömer b. Ebî Cerad (İbn Adim adıyla meşhur olmuştur), Dımaşk valisi Nasır b. Aziz'in elçisi olarak Mısır'a gönderildi. Tatarlarla savaşmak için Mısırlılardan yardım istiyordu. Tatarların, Dımaşk'a yaklaştıklarını, Cezire ülkesini ve diğer yerleri istila ettiklerini, Hülaguhan'm oğlu Eşnıot'un Fırat'ı aşıp Haleb'e gelmekte olduğunu bildirdi. O zaman Mansur b. Muiz et-Türkmanî'nin huzurunda bir meclis kuruldu. Bu mecliste Mısır kadısı Bedreddin es-Sincarî, Şeyh İzzeddin b. Abdüsselam da hazır bulundu. Bunlar orduya yardım için halkın malından bir miktarını alma konusunu görüştüler. Neticede İbn Abdüsselam'ın görüşü esas alındı. İbn Abdüsselam özetle şunları söyledi:
«Beytü'l-mal'de para kalmadığında kadınlarımızın ziynetlerini ve gümüşlerini harcarsınız, böylece savaş aletleri dışında giyecek hususunda halkla aynı seviyeye gelirsiniz; öyle ki askerin binek atı dışında başka hiçbir şeyi kalmazsa, o zaman Hakim'in, düşmanları geri püskürtmek için halkın malından bir şeyler alması caiz olur. Çünkü düşman ülkeye hücum ettiğinde halkın tümünün canları ve mallarıyla ona karşı koyması üzerlerine vacip olur.»

