Bu sene Mısır hükümdarı Salih Eyyub ile amcası Dımaşk hükümdarı Salih İsmail arasında elçiler gidip geldiler. Salih Eyyub, amcasından Dımaşk kalesinde tutuklu bulunan oğlu Muğis Ömer b. Salih'i kendisine iade etmesini istiyor, buna karşılık Dımaşk hakimiyetinin amcası Salih İsmail'in elinde kalmasını onaylıyordu. Bu şartlar üzerine aralarında barış antlaşması yapıldı. Dımaşk'ta Salih Eyyub adına hutbe okundu. Salih İsmail'in veziri Eminü'd-Devle Ebü'l-Hasan Gazzal el-Müselmanî bu işin sonucundan korktu ve efendisi Salih İsmail'e; «Sakın şu çocuğu babasına geri verme. Aksi takdirde ülken elinden çıkıp gider. Bu çocuk senin elinde bir nevi Süleyman mührü gibidir» dedi. Onun bu uyarısı üzerine Salih İsmail, Salih Eyyub'la yaptığı antlaşmayı bozdu ve Salih Eyyub'un oğlunu tekrar kale zindanına gönderdi. Dımaşk'ta Salih Eyyub adına hutbe okutulmasına son verdi. Böylece iki hükümdar arasında düşmanlık yeniden alevlendi. Bunun üzerine Mısır hükümdarı Salih Eyyub, Harezmlilere haber göndererek Dımaşk'ı kuşatmağa gelmelerini istedi. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Harezmliler bu sene Anadolu'yu Alâeddin'in oğlunun elinden almışlardı. Alaeddin'in oğlu kıt akıllı biri olup köpekler ve yırtıcı hayvanlarla oynar ve bunları insanlara musallat kılardı. Bir defasında yırtıcı bir hayvan onu ısırmış ve bu yüzden ölmüştü. Bunun üzerine Harezmliler o esnada Anadolu'yu istilâ etmişlerdi.
Bu sene Kadı Refî el-Cilî'nin yardımcıları tutuklandılar. Bazıları tokmaklarla dövüldü. Mallarına el konuldu. Babülferadis dahilindeki Medresetü'1-Mukaddimîye'de Kadı Refî'in aleyhine hüküm verildi. Geceleyin çıkarılıp Bika taraflarındaki Efkah mağarasına götürüldü ve orada hapsedildi. Hakkında hiçbir haber elde edilemedi. Ebu Şâme'nin anlattığına göre, orada ölmüştür. Bazıları, onun yüksek bir dağın tepesinden aşağıya atılarak öldürüldüğünü, bazıları da boğularak öldürüldüğünü söylemişlerdir. Her ne şekilde olursa olsun ölümü bu sene zilhicce ayında olmuştu. Yine bu sene zilhicce ayının yirmibeşinde cuma günü Dımaşk kadılığına Muhyiddin b. Muhammed b. Ali b. Muhammed b. Yahya el-Kureşî'nin atandığına dair ferman Dımaşk Camii'nin Kemali penceresinin yanında okundu. Şeyh Şihabüddin Ebu Şâme böyle demiştir. Sibt'in iddiasına göre Kadı Muhyiddin, müteakip senede bu görevden azledilmiştir. Sibt'in anlatımına göre onun helak sebebi, Melik Salih İsmail'e yazmış olduğu şu mektuptur:
«Senin hazinene halkın malından 1.000.000 dinar para irâd olarak gelmiştir...»
Ancak Melik Salih İsmail bu iddiayı reddetmiş ve hazinesine sadece 1.000.000 dirhem paranın irad olarak geldiğini söylemişti. Bunun üzerine Kadı Muhyiddin «Ben bu durumu vezirden sorarak tahkik edeceğim!» demişti. Melik Salih, vezirine muhalefet eden biri değildi. O esnada vezir de Melik Salih'e Kadı Muhyiddin'i azletmesini önerdi ki sultan, insanların çirkin dedikodularına karşı korunmuş olsun. Sultan Melik Salih İsmail, vezirinin bu önerisini uygun görüp Kadı Muhyiddin'i görevden azletti ve olanlar oldu. Medreselerinin idaresini Şeyh Ta-kiyyüddin b. Salah'a bıraktı. O da Adiliye medresesine Kemal et-Tifli-sî'yi, Azraviye medresesine Muhyiddin b. Zekî'yi -ki bu zat ondan sonra kadılığa atanmıştır-, Eminiye medresesine İbn Abdülkâfî'yi, Şâmiye-tülberraniye medresesine de Takı el-Hamevî'yi atadı. Kadı Refî kayboldu. Ortalarda görünmez oldu. Şahitlerinin adalet vasıfları düşürüldü.
Sibt dedi ki: «Vezir Emin onu Hristiyanlara ait semerli bir katıra bindirerek bir cemaatın refakatinde sahil taraflarındaki Lübnan dağlarından birinde bulunan Efkah mağarasına gönderdi. Orada birkaç gün kaldıktan sonra Vezir Emin, ona Baalbek'ten emlâkini Enıinü'd-Dev-le'ye sattığına dair ifadesini alsınlar ve ona şahitlik yapsınlar diye iki adil şahit gönderdi. Şahitlerin ifadelerine göre üzerinde eski püskü elbiseler varmış. Kendilerinden bir miktar yiyecek istemiş, üç günden beri yemek yemediğini söylemişti. Şahitler de ona dağarcıklarında bulunan erzaktan biraz yedirmişler, emlâkim Eminü'd-Devle'ye sattığına dair yazılı ifadesini alıp geri dönmüşlerdi. Daha sonra Hristiyan Davud yanına gitmiş ve ona, «Hadi kalk, seni Baalbek'e götürmekle emrolunduk»
demişti.
O zaman öldürüleceğini kesin olarak anlamış olduğu için, «Bırakın
da iki rek'at namaz kılayım demişti. Davud ona, «Hadi kalk kıl» deyince kalkıp namaza durmuştu. Namazı uzatınca Davud onu tekmelemiş ve dağın tepesinden vadinin aşağısına fırlatmıştı. Aşağıya varmadan kayalara çarpa çarpa parçalanmıştı.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre eteği kayalara takılmıştı. Davud da onu taşîaya taşlaya vadinin dibine düşürmüştü. Bu olay, İbrahim nehri üzerindeki Şakifü'l-Metal mıntıkasında cereyan etmişti.» Yine Sibt dedi ki: «Kadı Refî'in akidesi bozuktu. Materyalistti. Şer'î emirlerle alay ederdi. Mahkeme meclisine sarhoş olarak gelirdi. Cumaya da aynı halde giderdi. Evi meyhane gibiydi. La havle ve la kuvvete illa billahil aliyyil azîm. Muvaffak el-Vasıtî, onun güvenilir adamlarından biri idi ve en büyük belalardandı. Halkın malından kendi şahsı için 600.000 dirhem parayı usulsüz olarak zimmetine geçirmişti. Bu nedenle büyük cezaya çarptırılmış, işkence edilmiş, nihayet bu para kendisinden geri alınmıştı. Dövülürken bacakları kırılmış ve dayak altında can vermişti. Yahudi ve Hristiyanlarm mezarlığına atılmış, leşini köpekler yemişlerdi.»

