Bu sene, Harezmlilerin senesiydi. Şöyle ki: Mısır hükümdarı Salih Eyyub b. Kâmil, başlarında hükümdarları Berekâthan olmak üzere Harezmlileri Muîneddin b. Şeyh'le birlikte harekete geçirdi. Bunlar Dımaşk'a gittiler. Orada bulunan Salih Eyyub'un amcası Salih Ebu İsmail'i kuşatma altına aldılar. Kasr-ı Haccac'ı, Sumak tarlasını, Babü's-Sağîr haricindeki Cerrah Camii'ni ve birçok mescitleri yaktılar. Babü's-Sağîr ve Babü'l-Cabiye yanına mancınık yerleştirdiler. Şehir içinde de iki mancınık kurdular. İki ordu karşı karşıya geldi. Salih İsmail, Emir Muîneddin b. Şeyh'e 1.000 seccade, baston ve ibrik gönderdi ayrıca da şu haberi iletti: «Senin için eşyalarla meşgul olman, hükümdarları kuşatmakla meşgul olmandan daha uygundur.» Muîn de ona bir zurna, bir davul, sarı kırmızı ipekten yapılmış bir boyun atkısı gönderdi ve, «Seccade benim için uygundur, ama bunlar da senin için daha uygundur»
dedi. Sabah olunca îbn Şeyh Dımaşk kuşatmasını şiddetlendirdi Salih İsmail de askerlerini harekete geçirdi. Cavsak'ta bulunan babası Âdü'in sarayını yaktırdı ve bu yangının alevleri Rumnıan sokağından Akabiye'ye kadar uzandı. Buraları tümüyle yakıldı. Nehirler kesildi Sular azaldı, kıtlık baş gösterdi, fiyatlar yükseldi, yollar korkulu hale geldi, Dımaşk'ta cidden çirkin ve korkunç olaylar cereyan etti. Daha Önce böyle durumlar asla meydana gelmiş değildi. Bu kuşatma aylarca devam etti. Nihayet cemaziyelevvel ayına girildi. O zaman Vezir Emînü'd-Devle, İbn Şeyh'e haber göndererek giysilerinden bir kaçını istedi. İbn Şeyh de ona bir ferace, bir sarık, bir gömlek, bir de mendil gönderdi. Vezir Emînü'd-Devle bu giysileri giyip Muîneddin'in yanına gitti. Yatsıdan sonra onunla görüştü. Görüşme uzun sürdü.
Sonra şehire döndü. Tekrar gidip kendisiyle ikinci kez görüştü. Anlaşmaya varıldı. Anlaşma gereğince Salih İsmail Baalbek'e gidecek ve Dımaşk şehrini Salih Eyyub'a teslim edecekti. Bu anlaşmayı duyan insanlar sevindiler. Salih İsmail de anlaşma gereğince Dımaşk'tan çıkıp Baalbek'e gitti. Muîneddin b. Şeyh de Dımaşk'a girdi ve Üsame'nin evine konuk oldu. Yeni görevliler atadı, eskileri azletti. Kararlar verdi, kararlar iptal etti. Kadilkudatlığa Sadreddin b. Sünniyyü'd-Devle'yi atadı. Kadı Muhyiddin b. Zekî'yi azletti. İbn Sünniyü'd-Devle et-Tiflisî'yi naib olarak atadı. Bu, daha önce İbn Zekâ ile Ferez es-Sincarî'ye vekillik yapmıştı. Muîneddin b. Şeyh, Salih İsmail'in veziri Emînü'd-Devle Gazzal b. Müselmanî'yi koruma altında Mısır'a gönderdi.
Harezmlilere gelince onlar, bu barışın yapıldığı esnada hazır bulunmamışlardı. Barışın yapıldığını duyunca kızdılar ve Dariya taraflarına gidip oraları yağmaladılar. Şark beldelerine doğru ilerlediler. Salih İsmail'le nıektuplaşarak Salih Eyyub'a karşı onunla birlikte olacaklarına yemin ettiler. Salih İsmail de bu duruma sevindi ve Salih Eyyub'la yapmış olduğu antlaşmayı bozdu. Harezmliler dönüp Dımaşk'ı kuşatma altına aldılar. Baalbek'te bulunan Salih ismail'de yanlarına geldi. Dımaşkhlar gerçekten çok büyük sıkıntıya maruz kaldılar. Paralar tükendi, mallar yok oldu, fiyatlar çok yükseldi. Öyle ki bir torba unun fiyatı 1.600, bir kantar unun fiyatı 900 dirheme yükseldi. İki okkalık ekmek çeyrek dirheme, bir ntıl (460 gram) et yedi dirheme satılır oldu. Un elde etmek isteyen insanlar, mülklerini satmak mecburiyetinde kaldılar. Kedi, köpek ve hayvan etleri yenilir oldu. İnsanlar yollarda düşüp öldüler. Yıkanmaktan, kefenlenmekten ve mezara defnedilmekten aciz kalındı, insanlar ölülerini kuyulara atmaya başadılar. Öyle ki, şehir kokmaya başladı. İnsanlar çok rahatsız oldular. înna Îillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Bu günlerde Darülhadis'in ve diğer medreselerin şeyhi Takiyyüd-din b. Salah vefat etti. Büyük zorluklardan ve meşakkatlardan sonra cenazesi Babülferec'den çıkarılabildi ve Sofiye mezarlığına defnedildi. Allah rahmet etsin.
îbn Sibt dedi ki: «Bütün bu felaketlerle karşılaşıldığı halde içki kâseleri insanlar arasında dolaşıyor, fasıklık açıkça cereyan ediyor, halktan zalimane harçlar ve vergiler almıyordu.»
Şeyh Şihabeddin'in anlattığına göre bu sene fiyatlar çok yükseldi. Kıtlık meydana geldi. Fakir insanlar yollarda düşüp öldüler. Ondan bundan bir lokma yiyecek dilenmeğe başladılar. Kepek satın alıp ıslatarak yemek için, önce bir dinar dilenmeğe, sonra bir dirhem, onu bulamazlarsa bir fülüs dilenmeğe başladılar. Islatıp yedikleri kepeği adeta tavuk yiyormuşcasma yiyorlardı. İbn Sibt'in kendisi bizzat bu durumları müşahede etmiş, yiyeceklere ve diğer eşyalara dair fiyatları tafsilatlı olarak nakletmiştir. Sonra bütün sıkıntılı bu haller kurban bayramının ardından yok olup gitti. Allah'a hamd olsun.
Salih Eyyub, Harezmlilerin kendisine karşı cephe kurduklarını ve amcası Salih İsmail'le barış yaptıklarını duyunca Humus valisi Meli-kü'1-Mansur İbrahim b. Esedüddin Şirkuh'la mektuplaştı. Onu kendi tarafına çekti. Böylece Dımaşk naibi Muîneddin Hüseyin b. Şeyh güçlendi. Ancak o bu senenin ramazan ayında vefat etti. Humus valisi Man-sur, Salih İsmail'in dostluğundan ve ittifakından ayrılınca Dımaşk'ı Harezmlilerden kurtarmak ve Harezmlileri kuşatma altına almak amacıyla Haleplilerden, Türkmenlerden ve Arabîlerden asker toplamaya başladı. Harezmliler bunu duyunca işin sonucundan korktular ve, «Dımaşk'ı gözden çıkarmak doğru olmaz. Uygun olan, Humus'ta onunla savaşmaktır» dediler ve Humus gölüne doğru ilerlediler. Nasır Davud da askerlerini Harezmlilerle birlikte Salih İsmail'in yanına gönderdi.
Dımaşk askerleri harekete geçip Humus valisinin saflarına katıldılar. Humus gölü yanında Harezmlilerle karşı karşıya geldiler. O gün cidden görülmeğe değer muazzam bir gündü. O günde Harezmlilerin büyük bir kısmı öldürüldü. Emirleri Berekâthan da öldürüldü. Kesik başı bir mızrağa geçirilerek getirildi. Harezmlilerin topluluğu dağıldı. Her biri bir tarafa gitti. Humus valisi Mansur, Baalbek'e doğru ilerledi. Salih Eyyub orayı teslim aldı. Daha sonra Mansur Dımaşk'a geldi ve Salih Eyyub'un hizmetinde bulunmak üzere Üsame'nin bahçesine yerleşti. Ancak nefsi kendisine Dımaşk'ı ele geçirmeyi telkin etmişti. O zaman kendisi hastalandı ve müteakip senede vefat etti. Allah rahmet etsin. Cenazesi Hu-mus'a nakledildi. Babasından sonra on yıl süreyle hükümdarlık yapmıştı. Vefatından sonra yerine oğlu Melik Eşref geçti.
O da iki sene müddetle hüküm sürdü. Sonra ileride de anlatılacağı gibi Humus şehri elinden alındı. Salih Eyyub'un naipleri Humus'u, Baalbek'i ve Busra'yı zaptettiler. Salih İsmail'in elinde sığınacağı bir belde, aile, çocuk ve mal kalmamıştı. Aksine bütün malları elinden alınmış, aile efradı da koruma altında Mısır diyarına götürülmüştü. Kendisi gidip Halep hükümdarı Melikü'n-Nasır b. Aziz b. Zahir Gazî'ye sığınmış, Melikü'n-Nasır b. Aziz de onu yanında barındırmış, ona saygı gösterip ikramda bulunmuştu. Halep atabeği Lülü, üstadı Nasır'ın oğluna, «Zulmün akibetini gör işte!» demişti. Üstadının oğlu Nasır o zaman genç bir insandı.
Harezmlilere gelince onlar, Kerek taraflarına gittiler. Kerek valisi Nasır Davud, onlara ikramda bulundu, iyilik yaptı, onlarla hısım oldu. Onları Salt mıntıkasına yerleştirdi. Harezmliler de onunla birlikte el ele vererek Nablus şehrini ele geçirdiler. Salih Eyyub, Fahreddin b. Şeyh komutasında bir askeri birliği üzerlerine sevk etti. Fahreddin ve askerleri Harezmlileri Salt bölgesinde yakalayıp bozguna uğrattı ve onları bu beldelerden uzaklaştırdı. Nasır'ı da Kerek şehrinde kuşatma altına alıp son derece zor durumda bıraktı. Mısır diyarında bulunan Melikü's-Sa-lih Necmeddin Eyyub, gelip büyük bir azametle Dımaşk şehrine girdi. Ahaliye iyilik ve ihsanda bulundu. Yoksullara ve düşkünlere sadakalar dağıttı. Baalbek, Busra ve Serhad'a gidip oraları vali İzzeddin Aybek elMuazzemî'den teslim aldı. Buralara bedel olarak da ona bir şeyler verdi. Sonra kendisi mansur, muzaffer ve güçlenmiş olarak Mısır'a döndü. Bütün bu hadiseler müteakip sene olaylarından bahsedilirken anlatılacaktır.
Bu sene halife ordusuyla Tatarlar -Allah onlara lanet etsin- arasında büyük bir savaş meydana geldi. Müslümanlar yani halife ordusu onları büyük bir bozguna uğratıp darmadağın etti. Ancak Müslüman askerler, onların peşine düşmediler ve onları kovalamadılar. Çünkü onların tuzaklarının ve desiselerinin akibetinden korkuyorlardı. Ayrıca Peygamber (s.a.v.) efendimizin şu hadisine de uymuşlardı: «Sizi terk ettikleri sürece siz de Türkleri terk edin.»
Bu sene Huzistan ülkesinde Cebel taraflarında gözleri hayretten kamaştıracak acaip yapılar ortaya çıktı. Anlatıldığına göre bunları cinler yapmışlardı. îbn Saî kendi tarihinde bu yapıların evsafını bildirmiştir.

