Bu sene Melik Salih Eyyub vefat etti. Oğlu Turanşah öldürüldü. Yerine Muiz İzzeddin Aybek etTürkmenî geçti.
Bu sene Muharrem ayının dördünde pazartesi,günü Melik Salih, bir mahfe içinde Dımaşk'tan Mısır'a götürüldü. İbn Sibt böyle demiştir. Dımaşk'tan ayrılmadan önce kalede halka şöyle seslenmişti: «Yanımızda kendisine ait bir alacağı veya eşyası bulunan varsa gelsin.» Onun bu çağrısı üzerine etrafında bir çok kimse toplandı, onlara mallarını verdi. Bu sene safer ayının onunda Dımaşk'a onun naibi Emir Cemaled-din b. Yağmur girdi ve Babü'l-Cabiye dahilindeki Derbü'şŞearin'de konakladı. Bu sene cemaziyelahir ayında Naib Cemaleddin, Babülberid ortasında sonradan yapılmış olan dükkanların yıkılmasını, orada kıble tarafinda ve Şamiye mahallesindeki terzilerin yanı başındaki dükkandan başka hiç bir dükkanın bırakılmamasını, orta yerdeki bütün dükkanların yıkılmasını emretti. Ebu Şâme dedi ki: «Âdil, bu dükkanları yıkmış, sonra eski haline getirilmiş, sonra İbn Yağmur da buraları yıkmıştı. Umarız ki buralar bu haliyle kalır.»
Bu sene Nasır Davud, Kerek'ten çıkıp Haleb'e geldi. Salih Eyyub'da Dımaşk'ta bulunan naibi Cemaleddin b. Yağmur'a, Dımaşk'ta bulunan ve Nasır'a ait olan Üsame evinin ve Kabon'daki bahçesinin (Kasr bahçesinin) yıkılıp tahrip edilmesini, bahçedeki ağaçların kökten sökülmesini emretti. Salih Eyyub, Kerek şehrini Emced Hasan b. Nasır'dan aldı, Muazzam'ın ailesinden olan kimseleri kovdu. Malına, mülküne el koydu. Orada 1.000.000 dinar altın vardı. Salih Emced'e burayı sağlam bir ikta' olarak teslim etti.
Bu sene Bağdat'da su taşkınları meydana geldi. Bu yüzden birçok mahalle ve meşhur bina zarar gördü. Üç cami dışında diğer camiler de cuma namazları kılınamaz hale geldi. Mahallelerinin sular altında kalmasından korkulduğu için birkaç halifenin tabutu Rüsafe mezarlığına nakledildi. Tabutu nakledilen halifeler arasında Muktesid b. Emir Ebu Ahmed el-Mütevekkil de vardı. Bu zat defnedilişinden 350 sene sonra mezarından çıkarılıp Rusafe'ye taşınmıştı. Aynı şekilde oğlu Müktefî ile Muktefî b. Muktedir Billah da mezarlarından çıkarılıp Rusafe'ye nakledildiler. Yüce Allah hepsine rahmet etsin.
Bu sene Haçlılar Dimyat'a hücum ettiler. Orada bulunan asker ve sivil halk başka yerlere kaçtı. Haçlılar şehri istila ettiler. Birçok Müslü-nıanı öldürdüler. Bu hadise bu sene rebiyülevvel ayında meydana gelmişti. Sultan da gelip bütün askerleriyle birlikte otağını düşmanın tam karşısına kurmuş; Haçlılardan korkup kaçan Müslümanları idam etmiş, kendilerinin ve Allah'ın düşmanı olan kimseleri korkutmak amacıyla azıcık sabretmeyişlerinden ötürü onları kınamıştı. Kendisinin hastalığı fazlalaşmış ve durumu fenalaşmıştı. Bu sene şaban ayında Mansure'de vefat etti. Yüce Allah ona rahmet etsin. Ancak şeceretüddür (inci ağacı) adıyla çağrılan cariyesi Ümmü Halil, onun ölümünü gizledi. Onun kimseyle görüşemeyecek derecede ağır hasta olduğunu söyledi. Sultanlık alametleri, olduğu gibi duruyordu. Yalnız önde gelen emirlere durumu bildirdi.
Onlar da sultanın oğlu Melik Muazzam Turanşah'a haber gönderdiler. Hasankeyf te bulunan Turanşah'ı hemen yanlarına getirdiler. Bu getirme olayı, aralarında Fahreddin b. Şeyh'in de bulunduğu büyük emirlerin tavsiyesi üzerine olmuştu. Melik Muazzam Tu-ranşah yanlarına varır varmaz onu başlarına hükümdar yaptılar ve hepsi ona bey*at ettiler. O da tahta oturup hükümdarlığı ele aldı. Haçlılarla savaştı. Onları bozguna uğrattı. 30.000 Haçlıyı öldürdü. Allah'a hamd olsun. Bu hadise, hicretin 648. sene başında meydana gelmişti. Ancak kendisi de iki ay sonra öldürüldü. Emirlerden İzzeddin Aybek et-Türknıanî eline kılıçla vurmuş, birkaç parmağını kesmişti. O da tahtadan yapılma otağ içindeki odasına kaçmıştı. Onu orada kuşatmışlar, çembere almışlar ve yakmışlardı. Kapıdan çıkmış ve halifenin elçisine sığınmış, aman dilemişti.
Fakat etrafındaki zorbalar onun bu aman dileyişini kabul etmemişlerdi. Nile kaçıp sulara atılmış, sonra dışarı çıkınca hemen feci bir şekilde öldürülmüştü. Onu ayaklarıyla çiğneyip ezmişler ve bir leş gibi gömmüşlerdi. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.) Onu vuranlardan biri de Bendakdarî idi. Bendakdarî, omuzuna bir darbe vurmuş, vurduğu kılıç, koltuğunun altından çıkmıştı. Aman diliyordu, ama kimse ona aman vermiyordu.

