Bu sene muharrem ayının üçünde Emevî Canıii'nin döşemesi tamamlandı. Mu'temid Mübârizüddin İbrahim el-Mütevellî, Dımaşk'a geldi ve son döşeme taşını -bu işe sevindiğinden ötürü- kendi eliyle yerine koydu.
Bu sene Bağdat'ta Dicle nehrinin suyu aşırı derecede yükseldi. Mezarlarla hemen hemen aynı seviyeye gelmişti. Arada iki parmaklık mesafe kalmıştı. Sonra üst taraftan da sular yükselince halk artık kesinlikle öleceğine kanaat getirdi. Bu durum yedi gece sekiz gün devam etti. Bu günler ve geceler uğursuz günler ve gecelerdi. Sonra Cenâb-ı Allah lütfetti, sular çekilmeye ve fazlalıklar gitmeğe başladı. Bağdat, tepeciklerden ibaret harabe bir şehir haline dönmüş, binaların çoğu yıkılmıştı.
Bu sene Muhammed b. Yahya b. Fadlan, Nizamiye'de ders verdi. Dersinde kadılar ve ayan hazır bulundular.
Bu sene Sadr b. Hameveyh, Sultan Âdil tarafından halifeye elçi olarak gönderildi.
Yine Bu sene sultan Âdil, Fahr b. Kâmil, Muazzam'a giderek, ondan kızını kendi oğlu ve Yemen valisi Atsız'a istedi. Dımaşk'ta büyük bir mehir karşılığında nikâh akdi yapıldı.
Bu sene Sultan Alaaddin Harezmşah Muhammed b. Tekiş, 400.000 (başka bir rivayete göre 600.000) savaşçısıyla Hemedan'dan Bağdat'a geldi. Halife onun için gerekli hazırlığı yaptı. Bu hazırlık için askerleri çalıştırdı. Sultan Alaaddin Harezmşah halifeye haber salarak Bağdat'a Selçuklu hükümdarlarının gelişinde uyulan protokol kuralları gereğince halifenin kendisini karşılamağa gelmesini ve Bağdat'ta kendisi adına hutbe okutulmasını istedi, ancak halife onun bu isteklerini kabul etmedi. Ona elçi olarak Şeyh Şihabüddin es-Sühreverdî'yi gönderdi. Şiha-büddin es-Sühreverdî, Sultan Alaaddin Harezmşah'm yanma vardığında onun içinde bulunduğu azamet ve ululuğu, huzurundaki kölelerin çokluğunu, altından bir taht üzerinde oturduğunu gördü. Kendisinin üzerindeyse sadece beş dirhem değerinde Buhara dokuması bir aba, başında da bir dirhem değerinde deri bir başlık vardı.
Sultan Alaaddin'e selâm verdi. Ancak sultan kibrinden ötürü ona cevap vermedi. Oturmasına da izin vermedi. Şeyh Şihabüddin, tahtının yan tarafına geçip ayakta durdu. Muazzam bir hutbe irad etmeğe başladı. Hutbesinde Abbasîlerin fazilet ve şereflerini anlattı. Onlara eziyet vermeyi yasaklayan bir hadis okudu. Tercüman da onun söylediklerini sultana tercüme ediyordu. Sultan, Şeyh Şihabüddin'e, «Halifenin faziletlerinden bahsediyorsun, o faziletli biri değildir, ama ben Bağdat'a geldiğimde anlattığın faziletlere sahip bir kimseyi hilafet makamına geçireceğim. Onlara eziyeti yasaklayan hadisi okuyorsun. Ben onlardan herhangi birine eziyet etmiş değilim. Aksine halifenin zindanlarında çok sayıda Abbasî vardır ki, bunlar zindanda üremektedirler. Abbasîlere eziyet eden, kendisidir.» dedi. Sonra onunla konuşmadı.
Başka cevap da vermedi. Şeyh Şihabeddin Sühreverdî de halifenin yanına döndü.
Bu arada yüce Allah Sultan Alaaddin'in ve askerlerinin üzerine üç gün süreyle bol miktarda kar yağdırdı. Çadırları ve otağları kar altında kaldı. Karın yüsekliği neredeyse bayrak direklerinin ucuna yaklaşmıştı. Adamların ve askerlerin bir şey yapacak güçleri kalmamıştı. Haddi ve evsafi anlatılamayacak umumi bir belaya maruz kalmışlardı. Cenâb-ı Allah, onları ziyan içinde geri çevirdi. Âlemlerin Rabbi Allah'a hamd olsun.
Bu sene Sultan Âdil ile Haçlılar arasında daha önceleri yapılmış olan ateşkes bozuldu. Sultan Âdil de bu esnada Mısır'dan geldi. Bey-san'da oğlu Muazzam'la buluştu. Haçlılar Akkâ'dan harekete geçtiler. Şam sahillerinin valileri de onlara katıldılar. Hepsi Sultan ÂdÜ'in bileğini bükmeğe niyetlenmişlerdi. Sultan Âdil onların bu hareketini duyunca Haçlı askerlerinin çokluğundan, kendisinin maiyetindekilerinse azlığından ötürü kaçtı. Oğlu Muazzam ona, «Nereye gidiyorsun babaca-ğım?!» dedi ve Acem'ce ona sövmeğe. başladı, «Şam'ı kölelerine ikta olarak verdin, halkın çocuklarını kendi kaderlerine terkettin.» dedi. Sonra Sultan Âdil Dımaşk'a yöneldi. Dımaşk valisi Mu'temid'e mektup yazarak şehri Haçlılara karşı korumasını, gerekli istihkâm tedbirlerini almasını, Dariya'daki ürünleri kaleye taşımasını, suları da Dariya arazilerine, Haccac kasnna ve Şağor'a salmasını emretti. Halk bu durumdan tedirgin olup paniğe kapıldı. Allah'a yalvarıp yakarmağa başladılar. Camide yakarış sesleri çoğaldı. Sultan Âdil de gelip Mercüssifr'de ordugah kurdu. Haçlılarla savaşmaları için şark meliklerine haber gönderip yanma gelmelerini istedi. Yanma ilk gelen melik, Humus valisi Esedüd-din idi. Halk onu karşılamağa çıktı. O da Bâbü'l-Ferec'den şehire geldi. Hastahane yanındaki evinde bulunan Sittüsşam'a uğrayıp selam verdi,
sonra evine döndü.
Esedüddin de gelince insanlar biraz rahatladılar. Sabah olunca Mercüssifr'de bulunan Sultan Âdü'in yanına gitmek üzere yola çıktı. Haçlılara gelince onlar Beysan'a geldiler. Oradaki ürünleri ve binekleri yağmaladılar. Halkın bir kısmını öldürdüler. Çoğunu esir aldılar. Sonra orada çok fesat çıkardılar. Öldürüp yağmaladılar. Beysan ile Banyas arasında talan ve esir alma hareketlerinde bulundular. Colan Neva ve diğer mıntıkalara gittiler. Melik Muazzam da harekete geçti. Kudüs'ün Haçlılar tarafından ele geçirilmesinden korktuğu için Kudüs ile Nablus arasında Akabetülleben'e ordugah kurdu. Çünkü onun için korunması en öncelikli yer Kudüs'tü. Sonra Haçlılar, Hısn-ı Tur'u (Tur dağında yapılan kaleyi) korkunç bir şekilde kuşattılar. Oradaki Bahadırlar da kaleyi onlara karşı muazzam bir şekilde savundular. Sonra Haçlılar Müslüman esirleri de yanlarına alarak Akkâ'ya döndüler. Melik Muazzam da Tur dağına geldi. Kaledeki komutanlara hil'at giydirdi. Gönüllerini aldı. Sonra babası ile birlikte o kaleyi yıkmak hususunda ortak karar aldılar.

