El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzonyedîncî Senesi

Bu sene Timuçin adını taşıyan Cengizhan sebebiyle Umumi bir bela ve büyük bir musibet meydana geldi. Allah, ona ve beraberindeki Tatarlara lanet etsin. Hepsini kahretsin. Bunların yaptıkları cidden çok kötüydü. Her …

Bu sene Timuçin adını taşıyan Cengizhan sebebiyle Umumi bir bela ve büyük bir musibet meydana geldi. Allah, ona ve beraberindeki Tatarlara lanet etsin. Hepsini kahretsin. Bunların yaptıkları cidden çok kötüydü. Her tarafı bozguna uğratmışlar, her yerde fesat çıkarmışlardı. Çin'in en uç noktasından ulaştıkları Irak'a ve çevresine kadar her tarafa zarar vermişler, nihayet Erbil'e ve kazalarına ulaşmışlardı. Bu sene Irak, Cezire, Şam ve Mısır dışındaki tüm İslâm alemini ele geçirmişler, buralardaki Harezmli, Kıpçak, Gürcü, Lân, Hazar ve diğer kavimlerin tümünü kahretmişlerdi. Bu sene Müslüman topluluklardan ve diğerlerinden müteaddid beldelerde sayılamayacak ve evsafı belirtilemeyecek kadar çok sayıda insanı öldürmüşlerdi. Özetle girdikleri bütün beldeler-deki savaşçıları, erkekleri tümden, kadın ve çocuklardan da çoğunu öldürmüşler, buralardaki malları şayet ihtiyaçları varsa yağmalayıp alıyorlar, şayet ihtiyaçları yoksa yakıyorlardı.

Hatta onlar taşımaktan aciz çok miktarda aldıkları ipeği bir araya getirip topluyorlar, sonra da ateşe verip seyrediyorlar, evleri yıkıyorlar, yıkamadıklarını da yakıyorlardı. En fazla da camileri ve mescidleri yakıyorlardı. Müslümanları esir ederek onlarla savaşıyorlar, onları çembere alarak savaşta haklarından gelemediklerini öldürüyorlardı. el-Kâmil adlı eserinde İbnül-Esîr, Tatarların bu sene yaptıklarını tam teferruatlı bir şekilde anlatmıştır. Bu anlatımından Önce bu dehşet verici büyük olay ve musibetle ilgili muazzam bir önsöz yazmıştır. Şöyle ki:

«Bu fasıl, gecelerin ve gündüzlerin mislini görmedikleri büyük olaydan ve feci musibetten bahseder. Bu musibet genel olarak bütün mahlukatı, özel olarak da Müslümanları kapsamına almıştır. Adamın biri, Cenâb-ı Allah'ın Âdem peygamberi yarattığından beri şu ana kadar dünya böyle bir belaya uğramamıştır, derse doğru söylemiş olur. Çünkü tarihte bunun kadar feci bir musibet meydana gelmiş değildir. En fazla bahsettikleri büyük musibet, Buhtü'n-Nasr'm İsrail oğullarına yaptığı katliam ve Kudüs'ü yıkmasıdır. Kudüs, bu mel'unlarm yıktıkları beldeler yanında sadece bir şehir olarak kalmaktadır. Bunların yaktıkları her bir belde, Kudüs'ten kat kat büyüktür. Buhtü'n-Nasr'm öldürdüğü İsrail oğulları, bunların öldürdüklerinden çok daha azdır. Bunların bir şehirde öldürdükleri insanların sayısı, İsrail oğullarından çok daha fazladır.

Belki de insanlık, dünyanın yıkılışına kadar Ye'cüc ve Me'cüc dışında böyle bir hadiseyi bir daha görmeyecektir. Deccal'a gelince o sadece kendisine tabi olanlarla kalacak ve kendisine muhalefet edenleri öldürecektir. Bunlarsa hiç kimseyi bırakmadılar. Aksine kadınları, erkekleri, çocukları, herkesi öldürdüler. Hamile kadınların karınlarını yardılar, ceninleri öldürdüler. İnnâ lillah ve inna ileyhi raciûn (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz), Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm (güç ve kuvvet ancak yüce ve ulu Allah iledir). Kıvılcımları her tarafa sirayet eden ve zararı genel olan bu hadiseden ötürü ancak Allah'ın yardımına başvurulabilir. Bu belâ, rüzgarın getirdiği bir bulut gibi İslâm ülkesini kapladı. Tatarlar Çin'in uç noktasından çıkıp Kaşgar ve Balasagun gibi Türkistan beldelerine hücum ettiler.

Oradan Semer-kand, Buhara ve diğer Maveraünnehir beldelerine geçtiler. Oraları ele geçirdiler. Ahalilerine yukarıda anlattığımız zulümleri reva gördüler. Sonra bunların bir kısmı Horasan'a geçti. Hakimiyeti ele aldı, ülkeyi tahrip etti. Ahaliyi öldürdü. Malları yağmaladı. Oradan Rey, Hemedan, Cebel ve Irak sınırındaki beldelere uzandılar. Daha sonra Azerbaycan ve Uraniye beldelerine hücum ettiler. Oraları tahrip ettiler. Ahalinin çoğunu öldürdüler, ellerinden az sayıda bir topluluk kurtulabildi. Bu misli duyulmamış bela ve musibet, bir seneden az bir zaman içinde meydana geldi. Daha sonra Şirvan derbendine gittiler. Oranın şehirlerini ele geçirdiler. Sadece o mıntıkanın bulunduğu kale hariç, başka yerler tümüyle onlara teslim oldular. Tatarlar oradan da Lan Lekez beldesine geçtiler. O mıntıkadaki muhtelif toplulukları öldürdüler.

Katliam yaptılar. Her tarafı yıktılar. Mallan yağmaladılar, sonra en fazla Türk'ü barındıran Kıpçak ülkesine baskın yaptılar. Karşılarına dikilen herkesi öldürdüler. Diğerleri ormanlıklara kaçtılar. Tatarlar onların ülkelerine sahip oldular. Diğer grup da Gazne'ye ve oraya bağlı mıntıkalarla komşuları durumundaki Hindistan, Sicistan ve Kirman'a akınlar düzenlediler. Öncekilere nisbetle daha şiddetli zulümler yaptılar. Bu misli duyulmamış bir bela ve musibetti.

Tarihçilerin, dünyaya sahip olduğu hususunda ittifak ettikleri İskender'e gelince o, sahip olduğu ülkeleri bir senede değil de ancak on sene kadar bir süre zarfında ele geçirmiştir ve hiç kimseyi de öldürmemiştir. Aksine insanları hoşnud ederek itaatlerini sağlamıştır. Bunlarsa çok mamur, çok güzel, ahalisi çok kalabalık, insanları ahlak ve yaşantı bakımından düzgün olan bir çok beldeyi bir senelik süre zarfında ele geçirmişlerdi. Bunların ayak bastıkları topraklardaki insanlar korku ve dehşet içinde kalmışlardı. Hücumlarını her an için bekliyorlardı. Bununla birlikte Tatarlar, doğduğu zaman güneşe secde ederler, hiçbir şeyi haram saymazlar, buldukları hayvanları ve leşleri yerlerdi. Allah onlara lanet etsin.

Tatarlar, karşılarında herhangi bir engelle karşılaşmadıkları için bu kadar çok ülkeyi ele geçirebilmişlerdi. Çünkü Sultan Harezmşah Muhammed, birçok memleketin hükümdarını öldürmüş, otoritesini sağlamlaştırmıştı. Geçen senede Tatarlar karşısında hezimete uğrayıp onlara karşı direnecek gücü kalmadığında, Tatarlar peşine düşerek onu kovalanıl şiardı. Nereye gittiği bilinmiyordu. Denizdeki adalardan birinde ölmüştü. Ülke koruyucusuz kalmıştı. Allah'ın hükmettiği iş mutlaka yerine gelir ve işler eninde sonunda Allah'a döner.

Bundan sonra İbnü'1-Esir özet olarak anlattığı konuları detaylı bir şekilde açıklamağa başlar ve ilk olarak da geçen seneki olaylar arasında zikretmiş olduğumuz Cengizhan'm giysi ve kumaş getirmeleri için kendi sermayesiyle göndermiş olduğu kervandan bahseder. Harezmşah bu kervanın mallarına el koyduğu için Cengizhan ona gazaplanmış, tehdit haberleri salmıştı. Harezmşah da bizzat onlara karşı harekete geçmiş, ordusunu sefere sevk etmişti. Tatarların Güçlükhan'ia savaştıklarını görünce yüklerini, eşyalarım, kadınlarını ve çocuklarım yağmalayıp esir almış ve geri dönmüştü. Böylece düşmanlarına karşı zafer elde etmişti, ancak düşmanları olan Tatarlar ona karşı daha da öfkelenmişlerdi. Cengizhan'ın oğlunun komutasındaki Tatarlar, Harezmşah'la üç gün süreyle savaştılar. İki taraftan da çok sayıda adam öldürüldü.

Sonra her iki taraf da geri çekildi. Harezmşah kendi ülkesinin sınırına döndü. Orayı tahkim edip koruma altına aldı. Sonra kendi başkenti olan Harezm şehrine döndü. Cengizhan da harekete geçti. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Buhara'ya geldi. Orayı sulh yoluyla fethetti. Ancak ahaliye hainlik etti. Zor kullanarak kaleyi fethetti. Kaledeki askerlerin tümünü öldürdü. Mallan ganimet edindi. Kadınları ve çocukları esir aldı. Evleri, dükkanları tahrib etti. Kalede 20.000 savaşçı vardı, ancak bu savaşçılar kale halkına faydalı olmadı. Bundan sonra Cengizhan, Semerkand'a yürüdü. Bu senenin muharrem ayının başında orayı kuşatma altına aldı. Orada 50.000 asker vardı. Bunlar geri çekildiler. Halktan 70.000 kişi Tatarların karşısına çıktı. Cengizhan bunları bir anda öldürdü. Tekrar 50.000 kişi karşısına çıktı.

Bunların mallarını, silahlarını ve savunma aletlerinin tümünü yağmaladı. Aynı günde hepsini öldürdü. Şehri, yağmalamaları için askerlerine bıraktı. Herkesi öldürdü, malları ganimet edindi, çoluk çocuğu esir aldı, şehri ateşe verdi.

Orayı yerle bir etti. İnna lillah ve inna ileyhi raciun (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz). Mel'un Cengizhan orada ikamet etti. Müfrezelerini çeşitli beldelere sevk etti. Bir müfrezeyi Horasan ülkesine gönderdi ki; bu müfrezeye, Mağribe Tatarları deniliyordu. Başka bir müfrezeyi de Harezmşah'ın peşine taktı. Bunlar 20.000 askerdiler. Bunlara «Onu takip edip kovalayın, göğe asılsa bile yakalayın!» talimatını verdi. Askerler de Harezmşah'ın peşine düştüler. Ona ulaştıklarında Harezmşah Ceyhun nehrini geçmişti. Tatarlarla kendisi arasında Ceyhun nehri vardı. Bu sebeple kendini güvende hissediyordu. Tatarlar nehrin karşı kıyısına geçmek için gemi bulamadılar. Silahlan nehirde taşıyabilmek için havuzumsu kaplar yaptılar. Atlarını nehire saldılar ve kuyruklarına bu kapları bağladılar.

Atlar nehirde yüzerken kuyruklarına bağlı silah kaplarını da peşlerinde çekiyorlardı. Böylelikle hepsi karşı kıyıya ulaştılar. Herezmşah bu işin farkında değildi. Hayretle Tatar-lar'm kendi askerlerinin arasına girdiklerine şahit oldu. Bunu görünce hemen Nisabur'a kaçtı. Oradan da başka beldelere gitti. Tatarlar peşine düşmüşler, onu kovalıyorlardı. Harezmşah onlara karşı koymak için asker topluyordu. Asker toplamak için uğradığı her beldede ona kavuşuyorlar, o da korkup kaçıyordu. Nihayet Taberistan denizine atıldı. Oradaki adalardan birinde bulunan bir kaleye gitti ve o kalede vefat etti.. Başka bir rivayette anlatıldığına göre denize atıldıktan sonra nereye gittiği, başına neler geldiği, nereye kaçtığı bilinmemektedir. Kayboluşundan veya başka bir rivayete göre vefatından sonra Tatarlar onun malına, mülküne el koydular.

Hazinelerinde 20.000.000 dinar, 1.000 yük atlas, 20.000 at ve katır, çok sayıda köle, cariye ve çadır buldular. Her biri bir kral gibi olan 10.000 kölesi vardı. Bütün bu malı, mülkü darmadağın oldu.

Harezmşah, Hanefî mezhebine mensup bir fakihti ve faziletli bir kimseydi. Çeşitli ilimlerden nasibini almıştı. İyi bir kavrayış ve zekâsı vardı. Geniş beldelere ve müteaddit memleketlere sahip oldu. Yirmibir sene ve birkaç ay süreyle hükümdarlık yaptı. Selçuklu hükümdarlann-dan sonra onun kadar hürmet gören azametli başka bir hükümdar yoktu. Çünkü onun gayesi lezzetlere ve şehvetlere dalmak değil, memleketi idare etmekti. İşte bu nedenle o mmtıkalardaki hükümdarlann hepsini mağlup etmiş, Hıtaylar'a şiddetli darbeler vurmuştu. Horasan'da, Ma-veraünnehir'de, Acem Irak'ında ve diğer memleketlerde ondan başka sultan kalmamıştı. Bütün beldeler onun valilerinin idaresindeydi. Bundan sonra Tatarlar, Mazenderan'a yürüdüler. Mazenderan kalesi en müstahkem kalelerdendi. Müslümanlar orayı ancak Süleyman b.

Ab-' dülmelik'in zamanında hicretin doksanıncı senesinde feth edebilmişlerdi. Tatarlarsa burayı çok kısa bir sürede fethetmişler, içindeki mallan ve eşyalan yağmalamışlar, ahalinin tümünü öldürmüşler, kadınları ve çocukları esir almışlar, kaleyi ateşe vermişlerdi. Mazenderan'dan sonra Rey taraflarına gittiler. Yolda Harezmşah'ın annesini gördüler. Yanında çok miktarda mal ve para vardı. Malına ve eşyasına el koydular. Eşyaları arasında görülmemiş, çok nefis mücevherler ve kıymetli şeyler vardı. Bundan sonra Reye yöneldiler. Rey halkının gafil olduğu bir anda şehre girdiler, halkı öldürdüler. Kadınları ve çocukları esir aldılar. Sonra Hemedan'a yürüdüler. Orayı da ele geçirdiler. Hemedan'dan sonra Zencan'a gittiler. Halktan bir kısmını öldürdüler, bir kısmını da esir aldılar. Zencan'dan sonra Kazvin'e yürüdüler.

Orayı da yağmaladılar. Halktan 40.000 kadar kişiyi öldürdüler. Sonra Azerbaycan'a gittiler. Azerbaycan hükümdarı Özbek b. Pehlivan sarhoşluk, haram ve günahlarla hemhal olduğu, şehvetlere daldığı için onlara bir miktar mal ve para vererek barış yaptı. Tatarlar onu kendi haline bıraktılar. Oradan Mo-kan'a yürüdüler. Gürcüler 10.000 savaşçıyla karşılarına dikildiler, ancak göz açıp kapayacak kadar kısa süren bir çatışma neticesinde Gürcüler yenildiler. Gürcüler, bütün alet ve edevatlarıyla savaşmağa gelmişlerdi. Tatarlar onları ikinci kez bozguna uğrattılar. Bu, öncekine nisbet-le daha feci bir bozgundu.

Tatarların geçmiş zamanda ve şimdiki zamanda misli görülmemiş hadiseleri gerçekleştirdikleri görüldü. Şöyle ki:

Bir grup Tatar Çin'den çıkıyor, bir sene geçmeden bunların bir kısmı Ermeni beldelerine ulaşıyor. Hemedan taraflarından gelen diğer grupsa Irak'ı geçiyor! Allah'a yemin ederim ki bizden sonra gelecek olan nesiller, aradan uzun bir zaman geçtikten sonra Tatarların bu yaptıklarım kitaplarda yazılı görünce hayrete düşecekler ve bunun gerçek olmadığına ve inanmamakta da haklı olduklarına inanacaklardır. Aradan her ne kadar uzun bir zaman geçse de onlar buna inansınlar; çünkü biz tarihçiler hepimiz zamanımızda geçen bu hadiseyi ittifakla kitaplarımızda yazmışızdır. Alim, cahil herkes bu tatar hadisesinin meşhur olarak bilinen bir gerçek olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Allah İslâmiyeti ve Müslümanları korumayı nasip ve müyesser eylesin. Müslümanlar hakikatte düşmana karşı büyük savunma savaşları vermişlerdi. Bazı İslâm hükümdarları da olağanüstü denecek derecede çaba sarfetmiştir. Ancak Müslümanlar bu olaylar esnasında Sultan Harezmşah'ıda kaybetmişlerdi.

Bu sene sonunda Tatarlar, Gürcülerin ülkesinde idiler. Gürcülerin direniş gösterdiklerini ve savaştıklarını görünce işin çok uzayacağını anladılar, başka ülkelere yöneldiler. Onların adetleri böyledir. Gürcistan'dan ayrılıp Tebriz'e gittiler. Tebrizliler bir miktar mal ve para vererek Tatarlarla barış yaptılar. Bundan sonra Tatarlar Merağa'ya yürüdüler, orayı kuşatma altına aldılar. Şehri mancınıklarla dövdüler. Müslüman esirleri yakalayarak kendilerine kalkan ettiler. Merağa'nm başında bir kadın vali bulunuyordu. «Yönetimlerinin başına bir kadını getiren bir topluluk iflah olmaz.» Tatarlar birkaç günlük kuşatmadan sonra şehri fethettiler. Halkın, sayılarını ancak Aziz ve Celil olan Allah'ın bildiği kadarını öldürdüler. Çok miktarda malı ganimet edindiler. Âdetleri üzere bir kısım halkı da esir aldılar. Allah onları Cehennem ateşine sokacak bir lanetle lanetlesin.

İnsanlar onlardan çok korkuyorlardı. Öyleki Tatarlardan bir adam, içinde 100 kişinin bulunduğu Merağa sokaklarından birine girse, bu 100 kişiden bir tanesi dahi ona karşı cesaret edip de harekete geçemezdi ve o Tatar askeri, o 100 kişiyi birer birer öldürürdü. Hiç biri de ona karşı el kaldıramazdı. O mahalledeki ve yoldaki bütün eşyaları yalnız başına yağmalardı.

Tatarlar'dan bir kadın, erkek kılığına bürünerek bir eve girmiş ve evdekilerin tümünü yalnız başına Öldürmüştü. Sonra beraberindeki esirlerden biri onun kadın olduğunu anlayınca onu öldürmüştü. Allah'ın laneti onun üzerine olsun.

Sonra Tatarlar Erbil şehrine hücum ettiler. Müslümanları çok sıkıştırdılar. Bundan ötürü Müslümanlar çok tedirgin oldular. O yörelerin insanları, «Doğrusu bu, çok zorlu bir durumdur» dediler.

Halife, Musul ahalisine ve Cezire valisi Melik Eşrefe mektup yazarak, «Ben Tatarlar'a karşı asker hazırladım. Tatarlarla savaşmak için bu askerlerle birlikte harekete geçin» diye haber gönderdi. Ancak Melik Eşref halifeye, mektup yazarak kendisinin Mısır'daki Müslümanların Haçlılar'dan rahatsız oldukları nedeniyle kardeşi Kâmil'e yardımcı olmak için Mısır diyarına yöneldiğini bildirip özür beyan etti. Haçlılar'ın Dimyat'ı ele geçirdiklerini ve Mısır diyarını baştan sona ele geçirmek için de harekete geçtiklerini ifade etti. Melik Eşrefin kardeşi Muazzam da Dimyat'ta bulunan Haçlılar'ı ülkeden kovmak için Harran valisine giderek Mısır diyarında bulunan kardeşleri Kâmil'e yardımcı olmasını istemişti. Zaten Harran valisi de Mısır'a gitmeğe hazırlanıyordu.

Bunun üzerine halife, Erbil valisi Muzafferüddin'e mektup yazarak 10.000 savaşçıdan ibaret olan ve Tatarlar'a karşı harekete geçirilen ordunun başına geçmesini istedi. Ancak bu 10.000 kişilik ordunun 800 süvarisi Melik Muzafferüddin'in yanına ulaşmadan yolda ayrılıp her biri ayrı bir tarafa gitmişti. İnnâ Hllahi ve innâ ileyhi raciûn (doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz). Ama yüce Allah Tatarların Hemedan'a yönelmelerini takdir buyurarak Müslümanları bu beladan kurtardı ve Hemedanlılar da Tatarlarla barış antlaşması yaptılar. Bunun üzerine Tatarlar Hemedan'da bir şahne (emniyet müdürü) bıraktılar. Daha sonra Hemedanlılar şahnelerini öldürmek hususunda ittifak kurdular ve onu öldürdüler. Tatarlar bunu duyunca tekrar geri dönerek Hemedan'ı kuşatma altına aldılar ve nihayet zor kullanarak şehri fethettiler. Halkını öldürdüler. Sonra da Azerbaycan üzerine yürüdüler. Önce Erdebil sonra Tebriz'i, daha sonra da Büikan'ı fethettiler. Oradaki insanların büyük bir kısmını öldürdüler, şehri yaktılar. Cani Tatarlar, kadınlara önce tecavüz ediyor, sonra da onları öldürüp kannlarındaki ceninleri çıkarıyorlardı. Allah'ın laneti onların üzerine olsun.

Bundan sonra Tatarlar Gürcistan'a baskın düzenlediler. Gürcüler onlara karşı hazırlıklıydılar. Savaştılar. Ancak Tatarlar, Gürcüleri de feci bir bozguna uğrattılar. Sonra bir kaç beldeyi daha fethettiler. Bu beldelerin ahalisini öldürüyorlar, kadınlarını esir alıyorlardı. Kaleleri fethetmek için savaşırlarken kullanacakları bazı erkekleri de esir alıyorlar, bunları önlerinde kalkan olarak kullanıyorlar, kendilerine atılan oklara ve mızraklara karşı böylece korunuyorlardı. Savaş sonunda kalkan olarak kullanılan bu erkek esirleri- şayet ölmenıişlerse- öldürüyorlardı. Bundan sonra Lân ülkesine yürüdüler. Kıpçaklar'a saldırdılar. Çok miktarda adam öldürdüler. Onları bozguna uğrattılar. Kıpçak şehirlerinin en büyüğü olan Sevadik'i kuşattılar, fethettiler. Oradaki birçok eşya ve malı ganimet edindiler. Kıpçaklar, Rus beldelerine sığındılar. Ruslar Hristiyan idiler. Tatarlarla savaşmak için Ruslarla ittifak kurdular. Bu müttefik cephe, Tatarlarla savaştı. Tatarlar onları da feci bir bozguna uğrattıktan sonra hicretin 620. senesinde Balkar'a doğru yürüdüler. Bütün bu fütuhatı tamamladıktan sonra hükümdarlar, Cengizhan'ın yanına döndüler. Allah ona da, onlara da lanet etsin.

Cengizhan bu sene Külane'ye de bir müfreze göndermişti. Üçüncü bir müfrezeyi ise Fergana taraflarına göndermiş, bu müfreze, Ferga-na'yı ele geçirmişti. Horasan taraflarına da başka bir müfrezeyi sevk etmişti. Bunlar Belh şehrini kuşatmışlar; şehir halkı, Tatarlarla barış antlaşması yapmıştı. Tatarlar aynı şekilde başka bir çok şehir halkıyla da anlaşma yaparak oraları hakimiyetleri altına almışlar, nihayet Tali-kan'a uzanmışlardı. Talikan kalesi müstahkem bir kale olduğu için onları yormuştu. Orayı altı ay müddetle kuşatma altında tutmuşlar, ama yine de fethedememişler, bu durumu Cengizhan'a bir mektupla bildirmişlerdi. Cengizhan da bizzat oraya gelerek kaleyi dört ay müddetle kuşatma altında tutmuş ve nihayet güç kullanarak fethetmişti. Sonra da şehirdeki havas ve avamdan olan herkesi öldürmüştü.

Bundan sonra Tatarlar, Cengizhan'ın komutasında Merv şehrine hücum ettiler. Şehir dışında Araplar'dan 200.000 kadar savaşçı ordugah kurmuştu. Orada başka kavimlerden olan Müslümanlar da vardı. Bunlar Tatarlar'a şiddetlice savaştılar. Neticede Müslümanlar mağlup oldular. İnnâ lillahi ve innâ ileyhi râciûn (doğrusu biz Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz). Sonra Tatarlar şehri beş gün müddetle kuşatma altına aldılar. Valiyi bir hileyle kaleden indirdiler. Sonra da ona ve şehir halkına ihanet ederek hepsini öldürdüler. Mallarını ganimet edip yağmaladılar. Geride kalanlara da şiddetli eziyetler tatbik ettiler. Öyleki bir günde 700.000 kişiyi Öldürdüler. Sonra Nişabur'a gittiler. Orada da Merv şehrinde ahaliye yaptıklarını yaptılar. Buradan da Tus'a gittiler. Ahaliyi öldürdüler. Ali b. Musa er-Rıza'nın mesnedini tahrip ettiler.

Allah'ın selamı onun ve atalarının üzerine olsun. Tatarlar, halife Harun Reşid'in türbesini de tahrip ettiler. Orayı harabeye döndürdüler. Sonra Gazne'ye gittiler. Ce-laleddin b. Harezmşah onlarla savaştı. Onları mağlup etti. Sonra Tatarlar hükümdarları Cengizhan'ın yanına döndüler. Allah ona da, onlara da lanet etsin. Cengizhan bir başka askeri birliği Harezm şehrine sevk etti. Bu askeri birlik Harezm'i kuşatma altına aldı. Nihayet güç kullanarak şehri fethettiler. Oradaki ahalinin büyük bir kısmını öldürdüler. Mallarını yağmaladılar. Geride kalan insanları esir aldılar. Ceyhun nehrinin sularının şehire sel gibi gelmesini önleyen köprüyü yıktılar. Köprü yıkılınca şehir, sular altında kaldı. Ahalinin tümü helak oldu. Sonra Tatarlar, Talikan'da otağ kurmuş olan hükümdarları Cengizhan'ın yanına döndüler.

Cengizhan onlardan bir kısım askeri Gazne'ye sevk etti. Bunlar Gazne'ye gidince Celaleddin b. Harezmşah kendileriyle savaştı ve mağlup etti. Feci bir bozguna uğrattı. Ellerinde bulunan Müslüman esirlerden bir kısmını kurtardı. Sonra Cengizhan'a mektup yazarak kendisiyle bizzat savaşması için de oraya gelmesini teklif etti. Cengizhan da oraya gitti. Ancak Celaleddin'in askerlerinden bazıları yanından ayrılıp gitmişlerdi. Fakat savaşmak zorunlu hale gelmişti. Üç gün savaştılar. Daha önce böyle bir savaş görülmüş değildi. Sonra Celaleddin'in askerleri güçlerini yitirdiler. Geri çekildiler. Hind denizine açıldılar. Tatarlar da Gazne'ye doğru yürüdüler. Şehri engelsiz ve zahmetsiz olarak ele geçirdiler. Bütün bu olaylar ya da bunların çoğu bu sene içinde vuku bulmuştu.

Bu sene Eşref Musa b. Âdil, Ahlat, Silvan ve Ermeniye mülkünü kardeşi Şihabeddin Gazi'ye bıraktı. Buna karşılık ondan Urfa ve Suruç'u aldı. Çünkü kendisi kardeşi Kâmil'e, Haçlılara karşı yardım etmekle meşguldü. Dolayısıyla Ahlat, Silvan ve Ermeniye'yi muhafaza edecek durumda değildi. Allah Haçlılar'a lanet etsin.

Bu sene muharrem ayında Bağdat'ta şiddetli fırtınalar koptu, şimşekler çaktı. Yıldırım sesleri duyuldu. Şehrin batı yakasında Avn ve Muine bitişik minarenin üzerine yıldırım düştü. Yapıda gedikler meydana getirdi. Sonra bu gedikler onarıldı. Yıldırım, yerde bir çukur da oluşmuştu.

Bu senede Dımaşk Camii'nin batı tarafındaki üçüncü revakta Han-belilerin mihrabı kuruldu. Önceleri halk buna karşı koymuştu. Ancak emirlerden Rükneddin el-Muazzamin'in Hanbelilere verdiği destek sayesinde bu mihrap kuruldu ve burada Şeyh Muvaffaküddin b. Kudame namaz kıldırdı.

Hicretin 730. senesinin sınırlarında bu mihrap yerinden kaldırıldı ve caminin batı tarafında Babü'zZiyare yanında başka bir Hanbeli mihrabı kuruldu. Nitekim Hanbelüerin de Tenkizlilerin iktidarı zamanında caminin duvarı yenilenirken batı tarafındaki mihrapları kaldırılmış yerine Babü'z-Ziyare 'nin doğusunda yeni bir mihrap yaptırılmıştı. Bunu da caminin nazırı Takiyyüddin İbn Meracil gerçekleştirmişti. Allah sevap ve mükâfatını artırsın. Nitekim bu husus ileride de açıklanacaktır.

Bu sene Sincar valisi kardeşini öldürdü. Ülkesine Melik Eşref b. Âdil ortaksız bir hükümdar olarak sahip oldu.

Bu sene Emir İmadüddin b. Meştup, Melik Eşrefe ihanet ve münafıklık yaptı. Oysa Melik Eşref onu daha Önceleri Faiz'e biat etmek istediği zaman kardeşi Kâmil'in eziyetlerine karşı koruyup himayesine almıştı. Ancak İmadüddin daha sonra Cezire beldelerinde bozgunculuk yapmış, bunun üzerine Melik Eşref onu zindana atmıştı. O da zindanda üzüntü, keder, zillet ve işkence altında ölmüştü.

Bu sene Kâmil, Dimyat'ı istila etmiş olan Haçlılara şiddetli bir acı tattırdı. Onlardan 10.000 kişiyi öldürdü, atlarını, mallarım ele geçirdi. Allah'a hamd olsun.

Bu sene Muazzam, Mu'temid Müfahirüddin İbrahim'i Dımaşk valiliğinden azlederek yerine Aziz Halil'i atadı.

Hacılar Mekke'ye -Allah orayı şereflendirsin- gittiklerinde Hac emiri Mu'temid idi. Onun emirliği sayesinde çok hayırlar elde edildi. Çünkü O, Mekke'deki kölelerin, Iraklıların hac emiri Akbaş enNâsırî'yi öldürdükten sonra hacıların mallarını yağmalamalarına müsaade etmemişti. Akbaş enNasırî, halife Nasır'ın en büyük komutanlarından ve yakınlarından ve has adamlanndandı. Çünkü Akbaş en-Nasırî, beraberinde Emir Hüseyin b. Ebi Aziz Katade b. îdris b. Mutain b. Abdülkerim elAlevî el-Hasenî ez-Zeydî'ye hil'at getirmiş ve babasının ölümünden sonra onun Mekke emirliğine tayin edildiğine dair fermanı da getirmişti. Babası bu sene cemaziyelevvel ayında vefat etmişti. Mekke emirliği hususunda Katade'nin en büyük oğlu Racih başkaldırmış ve «Mekke'ye benden başkası emir olarak atanamaz» demişti. Bu nedenle bir kargaşa ve çatışma çıktı. Akbaş en-Nasırî'de bu kargaşada yalnışlıkla öldürüldü. Katade, Hüseynî ve Zeydîlerin önde gelen eşrafindandı. Adaletli, insaflı ve dostlarına nimet bahşeden bir kimseydi. Mekke'deki fesatçılara göz açtırmıyor, onları cezalandırıyordu. Sonra bu gidiş tersine döndü. Zulmetmeğe başladı. Yeniden vergiler ve harçlar koydu. Hacıları birkaç kez yağmaladı. Bu nedenle Cenâb-ı Allah, oğlu Hasan'ı ona musallat kıldı. Hasan onu, amcasını ve kardeşini öldürdü. Ama Cenâb-ı Allah Hasan'a pek fırsat vermedi. Mülkünü elinden aldı ve onu serseri halde

Ülkelerde dolaşan bir insan haline getirdi. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise o da öldürüldü. Katade uzun boylu, heybetli, hiçbir halifeden ve hükümdardan korkmayan, yaşlı bir kimseydi. Herkesten çok kendisinin emirliğe layık olduğu kanaatini taşırdı. Halife, «Keşke yanıma gelse de ona ikramda bulunsam» diyordu. Ama o, halifenin yanma gitmiyor ve buna şiddetle karşı koyuyordu. Hiç kimsenin ziyaretine gitmedi. Hiçbir halifeye ve hükümdara boyun eğmedi. Halife ona defalarca mektup yazıp yanına çağırmıştı. O da halifeye şu şiiri cevap olarak yazıp göndermişti: «Benim bir Arslan pençem vardır. Onunla insanları tutup zelil kılarım.

Mahlukat arasında onunla alıp satarım.

Yeryüzünün hükümdarları o pençenin üst tarafını öperler.

İçinde ise kuraklıkta, kıtlığı yaşayanlar için bahar vardır.

Şimdi ben bu pençeyi değirmen taşının altına mı koyayım?

Sonra da kurtuluş ariyayım,

Böyle yaparsam demek ki ben ahmakım.

Oysa ben her tarafta kokusu saçılan bir miskim.

Ama sizin yanınızda ben zayi olurum.»

Katade yetmiş yaşma varmıştı. İbnü 1-Esir onun hicrî 618. senede vefat ettiğini söylemiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Hicretin Altıyüzonyedinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler