El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Altıyüzotuzbeşinci Senesi

Bu sene Eşref, sonra da kardeşi Kâmil vefat etti. Eşref Musa b. Adil; Eşrefîye dârülhadisini, Tevbe Camii'ni ve Cerrah Camii'ni yaptırmıştı. Bu sene muharrem ayının dördünde perşembe günü Mansure kalesinde vefat etti ve …

Bu sene Eşref, sonra da kardeşi Kâmil vefat etti. Eşref Musa b. Adil; Eşrefîye dârülhadisini, Tevbe Camii'ni ve Cerrah Camii'ni yaptırmıştı. Bu sene muharrem ayının dördünde perşembe günü Mansure kalesinde vefat etti ve Külase'nin kuzeyindeki türbesinin tamamlanışına kadar Mansure kalesinde kaldı. Sonra bu türbeye götürülüp defnedildi. Türbesine götürülüşü, cemaziyelevvel ayında olmuştu. Hastalığı, geçen

sene receb ayında başlamıştı. Kendisine çeşitli ilaçlar verildi. Nihayet cerrahlar, başından kemik parçalarını çıkarırlarken o, Aziz ve Celil olan Allah'ı teşbih ediyordu. Sene sonu gelince hastalığı fazlalaştı. Aşırı bir ishale yakalandı. Kuvveti azaldı. Artık Aziz ve Celil olan Allah'ın huzuruna varmağa hazırlandı. Bu nedenle 200 köle ve cariye azâd etti. Dârü's-Saade denilen Ferruhşah'm külliyesini, Neyrep'teki bahçesini iki oğluna vakfetti. Bol miktarda mal ve parayı sadaka olarak dağıttı. Salih alimlerden ve yoksullardan elde ettiği elbiselerle kendisi için bir kefen hazırlattı. Merhum Eşref Musa; şehametli, şecaatli, âlicenab bir kimseydi. İlim ehline, özellikle hadisçilere çok cömert davranırdı. Salihiye medresesinde sakin olanlara da ihsanda bulunurdu. Onlar için Sefh'de, Şafnler için de şehirde dârülhadis yaptırdı ve bu dârülhadise Nizam İbn Ebil-Hadid etTacir'in yanında bulunan ve sürekli elde etmeyi hırsla istediği Peygamber (s.a.v.)'in ayakkabısını koydu.

Nizam bu ayakkabıyı kimselere vermek istemiyordu. Eşref hiç değilse bu ayakkabının bir parçasını ondan almaya niyetlendi. Sonra tümünün kaybolmasından korktuğu için bundan vazgeçti. Cenâb-ı Allah da İbn Ebi'l-Ha-did'in Dımaşk'ta vefatını mukadder kıldı. İbn Ebi'l-Hadid Dımaşk'ta vefat edince bu ayakkabıların Melik Eşrefe verilmesini vasiyet etti. Eşref de bu ayakkabıları alıp dârülhadise koydu. Oraya çok kıymetli nefis kitaplar getirtti. Akabiye'deki Tevbe Camii'ni yaptırdı. Bu caminin yeri daha önceleri Zincarî'ye ait bir handı ki, burada çok çeşitli çirkinlikler, kötülükler irtikâb ediliyordu. Eşref Musa, Kasb Camii'ni, Cerrah Camii'ni, Dârüssaade Camii'ni yaptırmıştı. Hicretin 576. senesinde doğmuş, Emir Fahreddin Osman ez-Zincarî'nin gözetiminde Kudüs-ü Şerifte büyümüştü. Babası onu çok severdi.

Kardeşi Muazzam da Emir Fahreddin'i çok severdi. Sonra babası, Emir Fahreddin'i Cezire'ye bağlı Urfa ve Harran gibi şehirlerde vali olarak görevlendirdi. Daha sonraları Ahlat'a sahip olduğunda memleketi genişledi.

Melik Eşref Musa çok iffetli, idaresi çok güzel, kalbi temiz bir kimseydi. Kadınlarından ve cariyelerinden başka kadınları tanımazdı. Bununla birlikte şarap içmeye düşkündü. Bu da onun için çok tuhaf bir durumdur.

Sibt, onun şöyle dediğini nakletmiştir:

«Bir gün Ahlat'ta sarayın balkonunda oturmakta iken hizmetçi içeri geldi ve «Kapıda içeri girmek için izin isteyen bir kadın var» dedi. İzin verildi, kadın içeri girdi. Çok güzel suretliydi. Onun kadar güzel bir kadın görmemiştim. Sonra onun benden önceki Ahlat melikinin kızı olduğunu anladım. Kadın, hacibimin onun köyünü istila ettiğini, kendisinin kiralık bir eve muhtaç olduğunu, geçimini kadınlar için nakış işleyerek sağladığını söyledi. El konulmuş olan köyünün iadesini ve barınacak bir evin de kendisine verilmesini emrettim. İçeri girdiğinde kendisi için ayağa kalktım, önümde oturttum. Yüzü açıldığında yüzünü örtmesini emrettim. Yanında ihtiyar bir kadın vardı. İşi görülünce kendisine, «Hadi yüce Allah'ın adıyla kalk git» dedim. Yanındaki yaşlı kadın, «Ey hükümdar! Bu kadın bu gece sana hizmet etme şansına ermek için buraya geldi» deyince ben, «Allah'a sığınırım; böyle bir şey asla olamaz» dedim ve o anda kızımın da böyle bir duruma düşebileceği zihnimden geçti. Kadın kalktı, Ermenice, «Sen nasıl beni muhafaza ettinse, Allah da seni öyle muhafaza etsin» diye duâ etti. Kendisine, «Her ne ihtiyacın olursa bana bildir, ihtiyacını karşılarım» dedim. Bana dua ederek yanımdan çıkıp gitti. Nefsim bana, «Helâl dairesinde haramdan kurtuluş vardır. Bu kadınla evlen» dedi. Ben de, «Hayır, vallahi bu asla olamaz. Hani nerede kaldı haya, nerede kaldı âlicenablık, nerede kaldı mürüvvet?!» dedim.»

Yine Eşref Musa'nın kendisi anlatıyor:

«Kölelerimden biri öldü. Geride çok yakışıklı genç bir oğlu kaldı. Onun kadar tatlı, onun kadar güzel bir genç görmemiştim. Onu sevdim. Yakınıma aldım. İşin gerçek mahiyetini bilmeyenler beni bu yüzden itham ettiler. Derken günün birinde bir adama saldırdı ve adamı öldürdü. Maktulün velileri şikâyetçi oldular. Ben de, «Bunun adamınızı öldürdüğünü ispatlayın. O zaman gereken cezayı verelim» dedim. İspatladılar. Kölelerim onu savundular ve maktulün velilerine on diyet ödemeyi teklif ederek, onları razı etmek istediler, ama veliler kabul etmediler. Yolda karşıma geçtiler ve, «İşte adamının katil olduğunu ispatladık» dediler. Ben de, «Öyleyse onu alıp götürün» dedim. Alıp götürdüler ve onu öldürdüler. Eğer onun kurtuluşu için bütün mülkümü benden istemiş olsalardı, mülkümün hepsini onlara verirdim. Ama şeriatına kendi nefsimin payını katarak karşı koymaktan da Allah'tan utandım.» Allah, Melik Eşref Musa'ya rahmet etsin ve onu bağışlasın.

Melik Eşref Musa, hicretin 626. senesinde Dımaşk'ı ele geçirince münadî, fakihlerin, tefsir, hadis ve fıkıhtan başka bir ilimle meşgul olmamalarım ilan etti. Mantık ve felsefe ile meşgul olanların şehirden sürgün edileceklerini bildirdi. O zaman Dımaşk şehri son derece güvenli ve adaletin uygulandığı bir yer olup çok sadaka verilir ve hayır işlenirdi. Dımaşk kalesinin kapıları ramazan gecelerinde hiç kapanmazdı. Helva tabakları kaleden camiye, hankâhlara ve hanlara götürülür, Salihiye medresesindeki fakihlere, salihlere, yoksullara, reislere, kısaca herkese dağıtılırdı. Melik Eşref, ekseriya kendisinin onarıp yemlediği ve süslediği kaledeki Ebu Derdâ Mescidi'nde otururdu. Uğurlu bir adamdı. Hiçbir zaman bayrağı yere düşürmedi. Bağdat'ta bulunan Zebidî'yi Dı-maşk'a davet etti. Kendisi ve insanlar ondan Sahih-i Buharî'yi ve diğer eserleri dinledi. Hadise ve hadisçilere meyilliydi. Vefat etmesinden sonra bazıları onu rüyalarında yeşil elbise giyinmiş, salihler topluluğuyla

uçmakta iken görmüşler ve ona, «Bu ne haldir? Sen dünyada iken şarap içerdin?!» diye sorduklarında şu cevabı vermiştir: «O bahsettiğiniz suçu işleyen bedenim yanınızdadır (dünyadadır), bu ruhum ise kendilerini sevdiğim bu insanlarla ahirette, işte gördüğünüz gibi beraberdir.» Doğru söylemişti. Allah rahmet etsin. Zira Rasûlullah (s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde, «Kişi sevdiğiyle beraberdir» buyurmuştur.

Kendisinden sonra yönetime kardeşi Salih İsmail'in geçmesini vasiyet etmişti. Vefat edince kardeşi Salih İsmail hükümdarlık debdebesi üe şehirde dolaşmış, insanlar onun önü sıra yürümüşlerdi. Yanı başında Humus valisi İzzeddin Aybek el-Muazzamî yürüyor ve şemsiyeyi başının üzerinde tutuyordu. Sonra Salih İsmail, Kâmille beraber oldukları söylenen bazı Dınıaşkhlarm mallarına el koydu. Bunlar arasında âlim Teasif ile İbn Mezher'in çocukları da vardı. Bunları Busra'da hapse attı. Azaz kalesindeki Harirî'yi serbest bıraktı. Yalnız Dımaşk'a girmemesini şart koştu.

Sonra Kâmil Mısır'dan geldi. Kerek, Nablus ve Kudüs valisi Nasır Davud da onun askerlerine katıldı. Bunlar Dımaşk'ı şiddetli bir muhasara altına aldılar. Ancak Salih İsmail, şehri tahkim etmiş, gerekli koruma tedbirlerini almış, sulan da kesmişti. Kâmil, Beredî suyunu Sev-ra'ya bıraktı. Akabiye'yi ve Haccac kasrını yaktı. Bu yüzden birçok insan yoksul düştü, bir kısmı da yandı. Uzun süren olaylar cereyan etti. Neticede bu sene cemaziyelevvel ayının sonunda Salih İsmail, Dımaşk şehrini kardeşi Kâmil'e teslim etti. Yalnız Baalbek ile Basra'nın kendisine verilmesini şart koştu. Böylece anlaştılar. Olaylar son buldu. Sükunet sağlandı. Aralarında banşı Kadı Muhyiddin Yusuf b. Şeyh Ebül-Fe-rec b. Cevzî gerçekleştirdi. Bu zat, o zaman halife tarafından elçi olarak gelmişti. Allah ona hayır mükâfat versin, Kâmil Dımaşk'a girdi. Felek b. Mesirî'yi kaledeki Hayyat zindanından çıkarıp serbest bıraktı. Felek b. Masirî, bu zindana Eşref tarafından atılmıştı. Eşrefin cenazesini de türbesine nakletti.

Cemaziyelahir ayının altısında pazartesi günü Emevî Camii'nde, büyük imamdan başkalarının akşam namazını kıldırmamalarını emretti. Çünkü birkaç imam aynı namazı aynı camide muhtelif cemaatlere kıldırdıklarında karışıklık meydana geliyordu. Bu yaptığı, çok güzeldi. Allah rahmet etsin. Bu uygulama zamanımızda teravih namazında da görülmektedir. Cemaat, minber yanındaki ön mihrapta büyük imamın arkasında topluca teravih namazını kılmaktadır. Bu gün Halebiye'de Meşhed-i Ali yamnda bir imamdan başka imam namaz kıldırcnamakta-dır. Her tarafta ve her vakitte bu uygulamaya geçilecek olursa çok güzel olur. Doğrusunu Allah bilir.