Bu sene Dımaşk valisi Salih İsmail, Hısn-ı Şakif i, Sayda kontu Haçlı Arnon'a teslim etti. Bu nedenle Dımaşk hatibi Şeyh İzzeddin b, Abdüsselam ile Malikilerin şeyhi Şeyh Ebu Artır b. Hacib onu şiddetle protesto ettiler. O da bu ikisini bir süre hapse attı. Sonra serbest bıraktı ve evlerine kapanmalarını, dışarı çıkmamalarını emretti. Hatipliğe ve Gazaliye medresesinin müderrisliğine Beytü'1-Âbâr hatibi İmadüddin Davud Ömer b. Yusuf el-Makdisî'yi atadı. Sonra Şeyh İzzeddin ile Şeyh Ebu Amr Dımaşk'tan çıktılar. Şeyh Ebu Amr Kerek'te bulunan Nasır Davud'un yanma gitti. Şeyh İzzeddin ise Mısır diyarına gitti. Mısır hükümdarı Eyyub onu saygı ve hürmetle karşıladı. Onu Kahire hatipliğine ve Mısır kadılığına atadı. Mısırlılar ondan ilim tahsil ettiler. Şeyh Ta-kiyyüddin b. Dakikülîd onun öğrencilerinden idi. Allah ikisine de rahmet etsin.
Bu sene Tatar hanı Tölî b. Cengizhan'dan İslâm hükümdarlarına elçi geldi. Bu elçi onları Tatar hanına itaate davet ediyor ve ülkelerinin çevresindeki surları yıkmalarım emrediyordu. Elçinin getirdiği mektup şöyle başlıyordu:
«Göklerin Rabbinin vekili, yeryüzünün süpürücüsü, doğu ve batının hükümdarı Kankan'dan...»
Mektubu getiren elçi Isfahanlı güzel huylu bir Müslümandı. tik olarak Meyyafarikin'de bulunan Şihabeddin Gazi b. Âdil'in yanma gitti Ülkelerinde hayret verici bazı acaip şeyleri ona haber verdi. Bu acaip şeylerden bazıları şunlardı:
1- Çin şeddinin sınırında bulunan beldelerde gözleri omuzlarının üzerinde, ağızları da göğüslerinde olan bazı insanlar yaşıyor, sadece balık yiyorlardı. Bir insan görünce de kaçıp gidiyorlardı. Bunların yanında koyunu yerden bitiren bir tohum vardı. Bu tohumla yerden biten kuzular iki veya üç ay yaşıyorlar ve asla üremiyorlardı.
2- Mazenderan'da bir pınar vardı. Bu pınardan her otuz senede bir minare gibi büyük bir sütun çıkıyor, gün boyunca orada dikili vaziyette duruyor, güneş batınca da bu sütun tekrar gerisin geri pınara gömülüp kayboluyor ve müteakip otuz seneye kadar asla görünmüyordu. Bazı hükümdarlar onu ele geçirmek için zincirle bağlamışlardı. Ancak akşam olunca tekrar sulara gömülüp kaybolmuş ve zincirler kopmuştu. Müteakip otuzuncu senede bu sütun ortaya çıktığında üzerindeki zincirler hâlâ duruyordu ve şimdiye kadar da öyledir.
Ebu Şâme dedi ki: "Bu sene göklerde ve yerlerde sular azaldı. Bir çok ekin ve meyve bozuldu. Telef oldu." Doğrusunu Allah bilir.

