Bu senede Trablus şehri fethedildi. Şöyle ki: Sultan Kalavun, Mısırlı muzaffer askerleri ile birlikte Dımaşk'a doğru yola çıktı. Safer ayının onüçünde Dımaşk'a girdi. Sonra bu askerlerine Dımaşk askerlerini ve birçok gönüllüyü de katarak yola devam etti. Gönüllüler arasında Hanbelî kadısı Necmeddin el-Hanbelî ve Kudüslülerle başkaları da vardı. Rebiyülevvel ayı başında cuma günü Trablus'a vardılar. Orayı mancınıklarla şiddetli bir kuşatma altına aldılar. Trablus halkını iyiden iyiye sıkıştırdılar. Ondokuz mancınığı şehre yönelik olarak kurdular. Ce-maziyelahir ayının dördünde salı günü gündüz saat dörtte şiddet yoluyla Trablus şehri fethedildi. Halkın bir kısmı öldürüldü. Bir kısmı esir alındı. Limandakilerin çoğu boğuldu. Kadınlar ve çocuklar esir alındı. Zahirelere ve mallara el konuldu. Hicretin 500.
senesinden o güne kadar Haçlılar, Trablus'ta hüküm sürmekteydiler. Daha önce Muaviye'nin zamanından o tarihe kadar Trablus, Müslümanların elinde bulunuyordu ki, orayı Süfyan b. Necib, Muaviye adına fethetmiş, Muaviye de Yahudileri oraya iskân etmişti. Sonra Abdülmelik b. Mervan orayı onarmış, tahkim etmiş ve Müslümanları oraya yerleştirmişti. Trablus, güvenli, huzurlu, mamur bir şehir haline gelmişti. Orada Şam'ın ve Mısır'ın meyveleri, ürünleri vardı. Cevizler, muzlar, kar ve kamışlar vardı. Şehirde sular yüksek mekânlara kadar çıkıyordu. Önceleri orada birbirine yakın üç şehir vardı. Sonra bunlar birleşerek tek bir şehir haline geldiler. Şimdi anlatacağımız gibi daha sonra burasının yeri değiştirildi. Fetih müjdesi Dımaşk'a ulaşınca sevinç davulları çalındı. Şehir süslendi. İnsanlar buna çok sevindiler.
Hamd ve minnet Allah'adır.
Fetihten sonra Sultan Melik Mansur Kalavun, şehrin içindeki bina, sur ve müstahkem mevkilerle birlikte yıkılmasını, oraya bir millik mesafede daha güzel, daha sağlam bir şehir kurulmasını emretti. Bu emri yerine getirildi. İşte yeni kurulan bu şehre Trablus denmektedir. Bundan sonra sultan, güçlenmiş, sevinmiş, haz duymuş ve muzaffer olarak Dımaşk'a döndü. Cemaziyelahir ayının ortasında şehre girdi. Ancak Dımaşk'ta yönetimi ve malların idaresini Alemüddin eş-Şücaî!ye bırakmıştı. O da bir grup insanın malım müsadere etmiş ve çok miktarda mal toplamıştı. Bu yüzden halk eziyete uğramıştı. Bu ne kötü bir uygulamadır. Bu, zalimin harab olmasını ve helake uğramasını çabuklaştırır. Alemüddin eş-Şücaî'nin toplamış olduğu mallar, kendisini Sultan Melik Mansur Kalavun'un gazabından kurtarmadı. Alemüddin Şücaî bundan sonra çok kısa bir süre yaşadı. Nihayet Cenâb-ı Allah onu zalim kasabaların ahalisini yakalarcasına yakaladı. Nitekim bu husus ileride de anlatılacaktır. Bundan sonra şaban ayının ikisinde sultan, askerleriyle birlikte Mısır'a doğru yola çıktı. Şaban ayının sonlarında Mısır'a girdi.
Bu sene Halep taraflarında birçok kaleler fethedildi. Örneğin Gerger ve o yöredeki kaleler ele geçirildi. O mmtıkalardaki bir gurup Tatar bozguna uğratıldı. Malatya'daki Tatar valisi Harbenda öldürüldü.
Bu sene Dımaşk muhtesibliğine Cemaleddin Yusuf b. Takı Tevbe et-Tikritî atandı. Bundan birkaç ay sonra da bu görevi Taceddin eş-Şirazî devir aldı.
Bu sene Maksure'deki onarım sebebiyle sahabilerin mihrabının yanına bir minber konuldu. Hatib naibi Burhaneddin el-İskenderî orada bir ay kadar namaz kıldırdı. Beş vakit namazlar ve cumalar orada kılındı. Orada namaz kılmaya zilhicce ayının yirnıiikisinde cuma günü başlanmıştı.

