Bu sene Mısır hükümdarı Aiiz vefat etti. Şöyleki: Aziz, muharrem ayının yirmibirinci gecesinde ava çıkmış ve bir kurdun peşine düşmüştü. O esnada atı tökezlemiş, kendisi yere düşmüş ve birkaç giin sonra da vefat etmişti. Önce kendi evine defnedilmiş, daha sonra da Şafiî türbesine nakledilmiştir. Vefat ederken yirmiyedi veya yirmisekiz yaşındaydı. Anlatıldığına göre o, bu senede Hanbeliler'i kendi beldesinden kovmaya niyetlenmişti. Geride kalan kardeşlerine de mektuplar yazarak, onları ülkeden sürgün etmeyi planlamıştı. Bu niyet ve plânı duyulmuş, hatta açıkça söylenir hale gelmişti. Kendisi de bunu söylemeğe başlamıştı. Bütün bu olumsuzlukları öğretmenleri, meclisine katılanlar ve Cehmi-ye fırkasına mensup arkadaşlarının etkisiyle yapmıştı. Zaten hadis ilmi de azdı. Bu gibi olumsuzlukları yaptığından ve bu çirkin ve fâsid niyeti kalbinde taşıdığından ötürü Cenâb-ı Allah onu genç yaşında helak etti. Mısır ve Şam'daki Hanbeliler'in kıymeti de halk arasında arttı. Havas ve avam onlara kıymet vermeğe başladılar. Denildi ki: Hanbeliler'in bazı salih insanları, Aziz'e beddua etmişlerdi. O da av sonucu ölmüştü. Ölümü nedeniyle Kadı Fadıl, Aziz'in amcası Melik Âdü'e bir taziyet mektubu gönderdi. O esnada Melik Âdil askerleriyle ve oğlu Muham-med el-Kâmil ile birlikte Mardin'i kuşatma altında tutmaktaydı. Oğlu Muhammed el-Kâmil, Hire'ye yakın Cezire beldelerinin naibiydi. Kadı Fadıl'ın gönderdiği baş sağlığı mektubu şöyleydi:
«Cenâb-ı Allah, efendimiz Sultan Melik Âdil'in varlığını devam ettirsin. Ömrüne bereket katsın. Kendi emriyle onun durumunu yüceltsin. Onun yardımıyla İslâm'ın zaferini güçlendirsin. Canlar onun kıymetli canına feda olsun. Allah ona bahşetmiş olduğu nimetler sayesinde büyük musibetleri küçültsün. Ona güzel bir hayat nasib etsin. Hoşça yaşatsın. Onun sağlığında İslâmiyet, fetihler zamanını yaşamaktadır. Hem de büyük fetihlerin varlığını müşahede etmektedir. İşler onun sayesinde barışla sonuçlansın. Allah onun askerlerini eksiltmesin. Ne onu, ne de çocuklarını yok etmesin. Elini eteğini kısaltmasın. Ona ne bir ciğeri, ne de gözü kızdırmasın. Kimse ona kem gözle bakmasın. Düşmanı olmasın. Gönlünü ve su içtiği kaynağı bulandırmasın.
İmdi Cenâb-ı Allah Melik Aziz'in ölümünü mukadder kıldığına göre onun hayatı zorlaşmış ve bulanmıştı. Sıkıntılı halde olup durumu belirsizdi. Eceli gelince de büyük bir musibetle karşılaşıldı. Onun ölümü elem verici ve istenilmeyen bir durum oldu. Yüzünün güzellikleri kayboldu. O güzel yüzünde toprak izleri görüldü. Feyum'dan döndükten sonra iki hafta müddetle hasta yattı. Muharremin yirmibirinci gecesinin saat yedisinde kalp ve beden hastalığından ötürü vefat etti. Bu köleniz de onun ciğer sancılan çekmekte olduğunu görüyor ve bu durumu bir mektupla size bildiriyordu ve kısa süre sonra da bu köleniz onun ölüm musibetini müşahede etti, ona-olan üzüntüm hergün yenilenmektedir.» Aziz vefat edince geride on erkek evlat bıraktı. Emirleri, oğlu Mu-hammed'i başlarına hükümdar olarak geçirdiler ve ona Mansur lakabım taktılar.
Ancak emirlerin çoğunluğu kalben Melik Âdil'i hükümdarlığa geçirmeğe meyilli idiler. Fakat onun yerinin uzak olduğunu görüyorlardı. Bunun üzerine Serhat'ta bulunan Melik Efdal'a haber gönderdiler. Onu posta vasıtasıyla çabucak yanlarına getirdiler. Yanlarına gelince kendisinin hükümdarlığa geçirilmesi hususunda onların fikir birliği içinde olmadıklarını gördü. Bu nedenle de hükümdarlığa geçemedi. Nasıriye devletinin emirlerinin önde gelenleri, ona karşı gereken yardımı göstermediler. Mısır'dan çıkıp Kudüs'e gittiler ve orada ikamete başladılar. Adil'in askerlerini savaşa teşvik ettiler. Âdil de kardeşinin oğlunu saltanatta bıraktı ve Mısır'ın diğer beldelerinde kendi adına hutbe okuttu ve adına paralar bastırdı. Ancak Melik Efdal-, bu seferinde Mısır-hlar'dan büyük miktarda asker topladı ve o askerlerle birlikte amcasının yokluğunda Dımaşk'ı ele geçirmek üzere harekete geçti.
Bunu da Halep valisi olan kardeşinin ve Humus hükümdarı Esedüddin'in tavsiyesi üzerine yaptı. Dımaşk'a geldiğinde şehrin dışında ordugah kurdu. Nehirleri kesti. Ağaçları kopardı. Meyveleri yedi. Mescidü'l-Kadem yanındaki otağında ikamete başladı. Kardeşi Zahir ve amcasının oğlu Esedü'1-Kesir ile Hama askerleri yanma geldiler. Böylece askerlerinin sayısı çoğaldı, kuvveti arttı. Askerleri şehire girdiler. Onun sloganını yüksek sesle duyurdular. Halktan hiç kimse onlara tâbi olmadı. Sonra Melik Âdil askerleriyle birlikte Mardin'den yola çıkıp oraya geldi. Çevresinde kardeşi Sultan Selahaddin'in emirleri ve yeğenlerinden bir grup vardı. Mısır'ın tümü, önde gelen komutanları ve büyükleriyle ona takviye olmuştu. Melik Efdal, ondan iki gün önce Dımaşk'a varmış, orayı tahkim edip muhafaza altına almıştı.
Melik Âdil, oğlu Muhammed el-Ka-mil'i Mardin'de naib olarak bırakıp Dımaşk'a gelmişti. Dımaşk'a girince Mısırlı ve diğer emirlerin çoğu onun yanında yer aldılar. Böylece Ef-dal'ın durumu zayıfladı. Onların iyiliklerinden ve hayırlarından ümidini kesdi. Sene sonuna kadar maiyetindeki askerleriyle Dımaşk'ı kuşatmağa devam etti. Sonra ileride de anlatılacağı gibi müteakip sene başında bu durum çözüldü.
Bu sene Bağdat şehrinin surlarının tuğla ve kireçle yapılmasına başlandı. Bu iş emirlere taksim edildi. Bu seneden sonra onarım tamamlandı. Böylece Bağdat şehri sel baskınlarından ve kuşatmalardan yana emniyet altına alınmış oldu. Çünkü daha önce Bağdat'ın Sur'u yoktu.

