Bu sene Mısır'da şiddetli bir kıtlık meydana geldi. Bu yüzden zengin fakir bir çok insan öldü. Bunun ardısıra daha şiddetli bir kıtlık meydana geldi. Öyleki Şeyh Ebu Şâme'nin Zeyn adlı eserde anlattığına göre Melik Âdil, bir ay zarfında kendi öz parasıyla 220.000 ölünün kefenini temin etmiştir. Bu sene Mısır'da köpek ve insan leşleri yanında çok sayıda küçük çocuk eti yenildi. Babaları ve anneleri, Ölen küçük çocukları pişirip etlerini yiyorlardı. Bu halk arasında yaygınlaştı. Bu yüzden kimsenin kimseyi kınadığı ve ayıpladığı yoktu. Yiyecek, çocuk ve leş kalmayınca kuvvetli kimseler zayıfları yakalayıp kesiyor ve yiyorlardı. Kişi yoksul birini hile ile eline geçiriyor, güya kendisine yemek yedirmek veya birşey vermek bahanesiyle evine getiriyor, sonra onu boğazlayıp yiyordu. Bazıları kendi karılarını dahi kesip yiyorlardı.
Bu durum halk arasında hiç kınamaya ve şikayete meydan vermeksizin yaygınlaşmıştı. Hatta bunu yapanlar birbirlerini haklı görüyorlardı. Adamın birinin yanında 400 insan başı görülmüştü. Hastaları tedaviye çağrılan birçok tabip de evlerde kesilip yenilmişti. Örneğin adam tabibi evine çağırıyor, sonra onu kesip yiyordu. Varlıklı ve mal sahibi bir adam mütehassıs bir hekimi evine çağırmıştı. Hekim korkarak gitti. Adam onu evine götürürken yolda karşılaştığı insanlara sadaka veriyor, Allah'ı zikrediyor ve kutsuyordu. Bunu çokça yapıyordu. Hekim onun bu durumundan kuşkulandı, ama bununla birlikte tamahkârlık onu adamın evine gitmeğe zorladı. Geldiklerinde adamın evinin harap halde olduğunu gördü. Hekim yine şüphelendi. İçeride bulunan arkadaşı dışarı çıktığında adama, «Bize av olarak bunu mu getirdin?!»
dedi. Hekim bunu duyar duymaz korkup evden dışarı fırladı. Adamla arkadaşı hemen peşine takıldılar. Kovalamağa başladılar. Hekim büyük zorluklarla kendini onlardan
kurtarabilmişti!
Yine bu sene Hicaz'la Yemen arasında yirmi köyden ibaret Anze diyarında şiddetli bir veba salgım görüldü. Bu yirmi köyün onsekizinde insanlar helak oldular. Buralarda ne bir ev, ne de ateşe üfleyen bir insan kaldı. Hepsi öldü. Geride malları ve davarları sahipsiz kaldı. Kimse bu köylere girip ikamet edemiyordu. Aksine buralara yaklaşan kimse anında ölüyordu. Allah'ın azap ve gazabından yine Allah'a sığınıyoruz. Geride kalan iki köye gelince, buralarda tek bir kişi dahi ölmediği gibi, çevrelerinde meydana gelen hadiselerden haberleri de yoktu. Aksine bunlar normal yaşantılarına devam ettiler. İlim ve hikmet sahibi olan yüce Allah noksanlıklardan münezzehtir.
Bu sene Yemen'de garip bir olay meydana geldi. Şöyleki: Abdullah b. Hanıza el-Alevî denen biri Yemen'in birçok beldesini istila eti. 12.000 kadar süvari ve çok sayıda piyade askeri topladı. Yemen hükümdarı İsmail b, Tuğtekin b. Eyyûb ondan korktu. Bu adamın, kendi hakimiyetine son vereceğine inandı. Ona mukavemet edemeyeceğinden ötürü artık kesin olarak helak olacağını düşündü. Ayrıca emirleri, bu konudaki meşverette kendisine muhalefet ettiler. Neticede Cenâb-ı Allah, Abdullah b. Hamza'nın ordusunun üzerine bir yıldırım sevk etti. Piyade ve süvarilerinden oluşan bir topluluk dışında bütün askerleri Öldüler. Geride kalanlar da kendi aralarında ayrılığa düştüler. Muiz onlara baskın yaptı ve onlardan 6.000 kişiyi öldürdü. Böylece Tuğtekin, kendi tahtında güven içinde oturmağa devam etti.
Bu sene Serhat'ta bulunan Efdal ile Halep'te bulunan kardeşi Zahir arasında mektuplaşma oldu. Bunlar Dımaşk'ı kuşatıp, Muazzam b. Âdü'in elinden almak, burayı Efdal'a vermek, sonra Mısır üzerine yürüyüp orayı da Âdil ile oğlu KânuTin elinden almak üzere anlaştılar. Çünkü Âdil ile oğlu Kâmil ahdi bozmuşlar, Mısır'da Mansur adına okunan hutbeyi iptal etmişler, verdikleri sözde durmamışlardı. Bu iki kardeş Mısır'ı ele geçirince, Mısır Efdal'a bırakılacak, Dımaşk ise Haleb'i elinde tutan Zahir1 e ek olarak verilecekti. Âdil bu iki kardeşin anlaşmalarından haberdar olunca Dımaşk'ta bulunan oğlu Muazzam İsa'ya bir askerî birliği takviye olarak gönderdi. Bu askeri birlik iki kardeşten önce Dımaşk'a ulaştı. İki kardeş ise zilkade ayında Baalbek tarafından Dımaşk'a gelmekteydiler. Nihayet geldiler ve Mescidü'l-Kadem tarafında ordugah kurdular.
Şehir şiddetli bir kuşatma altındaydı. Hanü'l-Kadem tarafindan askerler surlara tırmandılar. Gece hücumu olmasaydı şehir hemen hemen fethedilmek üzereydi. Sonra Zahir, Dımaşk'm Efdal'a verileceğine dair yapmış olduğu anlaşmanın uygun olmadığını gördü. Buranın önce kendisine verilmesi gerektiği kanaatine vardı. Sonra Mısır'ı fethettiklerinde Efdal'm orayı teslim almasını düşündü. Bu durumu kardeşine bildirince kardeşi Efdal buna muvafakat etmedi. Anlaşmazlığa düştüler. İttifakları bozuldu. Dımaşk hakimiyeti hususunda çekişmeğe başladılar. Etraflarındaki emirler de dağıldılar. Sulh için Melik Âdil'e mektup yazıldı. O da bu iki kardeşin isteğini kabul ettiğini bildirdi ve iktalarma Cezire beldelerinden ilaveler yaptı. Maar-ra'nın da bazı kazalarını onlara verdi. Hicretin 598. senesinin muharrem ayında askerler Dımaşk'tan ayrıldılar.
Her birinin askerleri kendilerine ikta olarak verilen beldelere gidip oraları teslim aldılar. Anlatımı uzun sürecek olaylar cereyan etti. Zahir ve kardeşi Efdal, Musul valisi Nureddin Arslan el-Atabegî'ye mektup yazarak amcaları Âdil'in elinde bulunan Cezire mıntıkasındaki şehirleri kuşatmasını istediler. O da askerleriyle birlikte bu iş için harekete geçti. Sincar valisi, amcasının oğlu Kutbeddin'e bu hususta haber saldı.
Melik Âdil tarafından kuşatma altına alman ve uzun süre baskı altında tutulan Mardin hükümdarı da onlarla birleşti. Birleşik ordu Harran üzerine yürüdü. Orada Melik Âdil'in oğlu Faiz, emir olarak bulunmaktaydı. Onu bir süre kuşatma altında tuttular. Sonra barış haberini alınca sulhe yöneldiler. Bu da Fâiz'in onlardan bu husustaki talebi üzerine oldu. İşler sakinleşti ve eski haline döndü.
Bu sene Gurlu Giyaseddin ile kardeşi Şihâbeddin, Harezmşah'm sahip olduğu bütün beldeleri malları ve mülkleri ele geçirdiler. Onlar için uzun süren olaylar cereyan etti.
Bu sene Şam beldelerinden başlayarak Cezire, Rum ülkesi ve Irak'a kadar uzanan büyük bir deprem meydana geldi. En şiddetlisi Şam'da vuku bulmuştu. Şam'da birçok evi yıkılmış, birçok mahalle tahrip olmuştu. Busra'ya bağlı bir köy yere batmıştı. Şam mıntıkasının ve diğer yerlerin sahillerine gelince orada da birçok şey telef oldu. Trablus, Sur, Akkâ ve Nablus'a bağlı birçok yer harap oldu. Nablus'ta Harretüs-samire'den başka sağlam bir yer kalmadı. Nablus'ta ve köylerinde yıkıntılar altında kalan 30.000 kişi öldü. Dımaşk Camii'nin doğu minaresinin büyük bir kısmı yere düştü. Ondört şerefe yıkıldı. Külâse ve Nûrî hastahanelerinin büyük bir kısmı da yıkıldı. İnsanlar meydanlara çıkarak medet dilemeğe başladılar. Yapısı çok sağlam olmakla birlikte Baal-bek kalesinin de büyük bir kısmı çöktü. Deniz, Kıbrıs'a kadar açılıp kara göründü. Birçok gemi kıyıya çarptı ve bu durum doğu mıntıkasına kadar uzandı. Bu yüzden birçok ev yıkılıp harap oldu. Sayılamayacak derecede insan canından oldu. Mir'atü'z-Zaman adlı eserin sahibi, «Bu sene deprem nedeniyle 1.100.000 kişi öldü» demiştir.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre deprem nedeniyle sayısı belirtil emeyecek derecede çok insan ölmüştür. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

