Bu sene başında Sultan Selahaddin, Hama şehri dışında ordugâhını kurmuştu. Sonra Haleb'e yürüdü. Musul'a gitmek üzere safer ayında Haleb'ten ayrıldı. Harran'a geldi. Harran emiri Muzafferüddin'i tutukladı. Bu, Erbil valisi Zeyneddin'in kardeşiydi. Sonra Sultan Selahaddin onu affetti. Onu -içinin murdarlığı açığa çıkıncaya kadar- memleketinin başına iade etti. Bundan sonra Musul'a gitti. Her taraftan emirler ve hükümdarlar onu karşıladılar. İmadüddin Ebu Bekir b. Karaarslan da gelip ona hizmetini arz etti. Sultan Selahaddin yoluna devam etti. Musul yakınlarında İsmaililerin üzerine hücum etti.
O yörelerin bütün hükümdarlarının kendisine teslimiyet arzedip boyun eğdikleri Erbil valisi Nureddin de geldi. Sonra Sultan Selahaddin, Ziyaeddin eş-Şehrezorî'yi halifeye gönderdi ki, Musul'u kuşatmaya niyetli olduğunu kendisine bildirsin. Tek amacı, Musulluları tekrar halifenin itaati altına almak ve Müslümanlara yardım etmekti. Musul'u bir süre kuşatma altında tuttu. Sonra fethetmeden oradan ayrılıp gitti. Ahlat'a doğru yürüdü. Birçok beldeleri istila etti. Cezire ve Diyarbakır beldelerinin bir çoğunu da itaat altına aldı. el-Kâmil adlı eserinde İb-nü'1-Esir'in ve erRavzateyn adlı eserin sahibinin anlattığı birçok olaylar cereyan etti. Sonra Sultan Selahaddin ile Musullular arasında bir barış antlaşması yapıldı. Yalnız Musullular -Haçlılarla savaşmak için kendilerini yardıma çağırdığı takdirde- onun ordusunda yer alacaklar, onun adına hutbe okutacaklar, onun adına para bastıracaklardı. Bu şartların tamamı yerine getirildi. Oralarda Selçuklular ve Azizîler adına hutbe okutulmasına son verildi. Bundan sonra Sultan Selahaddin, şiddetli bir hastalığa yakalandı. Kendisi mukavemet gösteriyor, acılarını açığa vurmuyordu. Ama hastalığı artıp şiddetlendi. Bu halde iken Harran'a gitti. Hastalığın şiddetinden orada ordugâh kurdu. Hastalığı, ülkenin her tarafında duyuldu. İnsanlar korktular, kâfirler ve dinsizler onun öleceğim duyarak sevindiler. Kardeşi Âdil, Haleb'ten tabib ve ilaç getirdi. Onun son derece bitkin olduğunu gördü. Vasiyetini yapmasını önerdi. O da şöyle dedi:
«Geride Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali'yi bıraktığıma göre vasiyeti ne yapayım.» Böyle demekle kardeşi Adil Ebu Bekir'i, kardeşinin oğlu ve Hama valisi olup o esnada Mısır naibliği yapan ve Mısır'da ikamet eden Takiyyüddin Ömer'i, oğulları Aziz Osman ile Efdal Ali'yi kasdetmisti. Sonra Cenâb-ı Allah'ın kendisine şifa vermesi durumunda bütün himmetini Haçlılarla savaşmaya yönelteceğine, artık hiçbir Müslü-manla savaşmayacağına, yegane amacının Kudüs'ü fethetmek olacağına dair adakta bulundu. Sahip olduğu mal ve zahirenin tamamını Kudüs'ü fethetmek uğruna harcayacak olsa bile yegane amacının Kudüs'ü fethetmek olduğunu söyledi. Kerek valisi prensi bizzat kendi eliyle öldüreceğine ahd etti. Çünkü prens, ahdini bozmuş, Rasûlullah (s.a.v.)'ı tahkir etmişti. Mısır'dan Şam'a gitmekte olan Müslüman bir kervanı yakalamış, mallarını ellerinden alıp boyunlarını vurmuştu.
Böyle yaparken de «Hani Muhammed'iniz nerede? Çağırın da yardımınıza gelsin» demişti. Bu adağını Sultan Selahaddin, Kadı Fadıl'ın işareti üzerine yapmıştı. O, kendisim böyle bir adakta bulunmaya yöneltip teşvik etmişti. Sultan Selahaddin Cenâb-ı Allah'a böyle söz verince yüce Allah da onu hastalığından kurtarıp şifaya kavuşturdu ve hastalığı da günahlarına kefaret oldu. Şifa bulunca ülkenin her tarafında sevinç ve müjde davulları çalındı. Ülkenin her taran süslendi. Dımaşk'ta ikamet etmekte olan Kadı Fadıl da Muzaffer Ömer'e bir mektup yazarak Sultan Selahad-din'in tamamen iyileştiğini ve şifa haberinin her tarafa yayıldığım, karanlıklardan sonra nurların doğduğunu, önceleri gizlenen şifanın eserlerinin ortaya çıktığım, hastalığın yüz çevirip gittiğini, hastalık ateşinin söndüğünü, tozlarının silindiğini, serlerinin söndüğünü bildirdi.
Hamd ve minnetini Allah'a bildirdi. Mektubunun devamında da şöyle dedi: «.... Bu sadece bir tökezleme ve neticesinde de kurtuluştur. Allah, bu tökezlemenin şerrinden ve utancından sultanı korudu. Bu, Cenâb-ı Allah'ın Müslümanları utancından koruduğu büyük bir günahtı. Nefislerimizi imtihan ettiği bir tevbe idi. Ne kadar az sabırlı olduğumuzu gördü. Cenâb-ı Allah duaları boşa çıkaracak değildir. Halisane yapılan kalbî duaları kabul edicidir. Her ne kadar icabet yolları günahla tıkan-rnışsa da Cenâb-ı Allah'ın icabeti duracak değildir. Genişliğe kavuşturacağına dair vaadini mutlaka yerine getirecektir. Ama bizler ümitsizliğe kapılmıştık.
Önce bir ölüm beklentisiydi Ancak zaman buna bir mim harfini ekledi.
Böylece ölüm haberi anlamına gelen "na'yun" kelimesi mimlenince nimet odu.
Perişanlıktan sonra nimete kavuşuldu. Uyarıcının söyledikleri mutlaka yerine gelecektir. Ben güneşin ve yıldızların doğduğunu gördüm. Mevlamız Sultan Melikü'n-Nâsır Selahaddin yeniden kendine geldi. Azmi ve kararı keskindir. Savaşa hazırlıklıdır. Kulların Rabbine tevbe etmiştir. Cennet bahçesine de sergiler serilmiştir. Hesap tamamlanmış olup Sıratı geçmişizdir. Biz, devenin korkusundan, iğne deliğine girdiği zorlu hallere kendimizi siper etmişizdir.»
Sonra Sultan Selahaddin iyileşince Harran'dan ayrılıp Haleb'e gitti. -Oradan da Dımaşk'a vardı. Artık tamamen iyileşmişti. O gün görülmeye değer muazzam bir gündü.
Hicretin Beşyüzseksenbirînci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler
Mühezzebüddin Abdullah B. Es'ad El-Musılî
Fakihti. Humus müderrisliği yaptı. Çeşitli ilimlerde yükselmişti. Özellikle şiirde ve edebiyatta seçkin bir şahsiyet haline gelmişti. Kâtip İmad ve Şeyh Şihabüddin Ebu Şâme kendisini çok övmüşlerdir.

