El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Beşyüzseksendördüncü Senesi

Bu senenin muharrem ayında Sultan Selahaddin, Kevkeb kalesini kuşatma altına aldı. Oranın tahkim edilmiş, ele geçirilmesi zor bir yer olduğunu gördü. Orada Emir Kaymaz el-Beckemî'yi 500 süvari ile bıraktı. Bunlar Kevkeb …

Bu senenin muharrem ayında Sultan Selahaddin, Kevkeb kalesini kuşatma altına aldı. Oranın tahkim edilmiş, ele geçirilmesi zor bir yer olduğunu gördü. Orada Emir Kaymaz el-Beckemî'yi 500 süvari ile bıraktı. Bunlar Kevkeb kalesinde bulunanların yollarını daraltacaklardı. Onları baskı altında tutacaklardı. Aynı şekilde Seft kalesi için de Tuğrul Bey el-Canıedar maiyetinde 500 süvari bıraktı. Safet kalesine gelecek takviye birliklerinin ve erzakın kaleye ulaşmasına engel olacaklardı. Kereküşşevik'e de muhasara için bir müfreze gönderdi. Bunlar kalede-kileri sıkıştıracaklardı. Bütün bunları, kendisi ileride dönüp bu mekânları ele geçirecek müsait bir zamanı elde etmek amacıyla yapmıştı. Sultan Selahaddin bu gazadan Dımaşk'a döndüğünde hazine vekili Safiy b. Fayiz'in kalede kendi şahsına mahsus olmak üzere muazzam bir köşk yaptırdığını görmüştü. Bu köşk, kalenin kıble tarafindaydı. Sultan bunu görünce öfkelendi ve Safî'yi azledip şöyle dedi:

«Biz ne Dımaşk'ta ne de başka bir beldede ikamet etmek için yaratılmadık. Aksine biz Aziz ve Celil olan Allah'a ibadet edip O'nun yolunda cihad etmek için yaratıldık. Senin bu yaptığın, nefisleri asıl görevlerinden alıkoyacak ve tembeli eştirecek işlerdir.»

Bunlardan sonra Sultan Selahaddin, adalet sarayında oturdu. Kadılar ve faziletli kimseler yanına geldiler. Sonra da o, hasta olan Kadı Fadıl'ı, Cevsak-ı İbn Ferraş'taki evinde ziyarete gitti. Yaptığı işleri ona anlattı. İleride yapacağı Önemli işleri ve gazaları anlatarak fikrini sordu. Sonra Dımaşk'tan ayrılıp Biyus yoluna koyuldu. Oradan da Bika'a yöneldi. Bika'dan sonra Humus'a ve Hama'ya gitti. Kendisi Asi nehrinin kıyısında iken Cezire ordusu gelip ona iltihak etti. Sonra şimal tarafındaki sahillere doğru gitti. Antartus ve diğer kaleleri, Cebele ve Lazkiye şehirlerini fethetti. Cebele ve Lazkiye, mamurluk ve gelişmişlik bakımından en müstahkem şehirlerden idiler. Sahyun, Bukas, Şuğur gibi kaleleri de fethetti. Bukas ve Şuğur, Asi nehri kıyısında iki müstahkem kaledirler. Buraları kuvvetle fethetti.

Sonra yüksek bir dağın tepesinde büyük bir kale olan Bedriye kalesini de fethetti. Bu kalenin alt tarafında derin vadiler vardır. Bu kale, Hristiyanlık ve İslâm dünyasında örnek gösterilen dillere destan bir kaledir. Sultan Selahaddin, burayı kuşattı. Mancınıkların büyüklerini kaleye doğru kurdu. Askerleri üç gruba ayırdı. Bir grup savaşıp yorulduğunda arkadaşı grup gelip savaşacaktı ki savaş gece gündüz aralıksız olarak devam etsin. Kale, Sultan Selahaddin'in nöbetinde fethedildi. Burası günlerce yapılan savaştan sonra zorla fethedilmişti. Kaledeki bütün mallar yağmalanmış, eşyalara ve paralara el konulmuş, koruyucular ve savaşçılar öldürülmüş, kadınlar ve çocuklar köle edinilmişti. Sonra buradan ayrılıp başka bir cihete gitti. perbesek ve Buğras kalelerini fethetti. Bütün buraları zor kullanarak fethetti.

Ganimet elde etti. Salimen geri döndü. Sonra yüksek himmeti, Antakya'yı fethetmeye yöneldi. Çünkü Antakya'nın çevresindeki bütün şehir ve kasabaları fethetmiş, oralara askerinin çokluğuyla hakim olup zafer kazanmıştı. Ancak Antakya valisi haber göndererek kendisinden barış talebinde bulundu, Buna karşılık da yanındaki Müslüman esirleri salıvereceklerini söyledi. Sultan Selahaddin, komutasındaki askerlerin yorulup sıkıldıklarını anladığı için Antakya valisinin talebini kabul etti. Yedi ay süreli bir ateşkes anlaşması yaptı. Sultan Selahaddin'in amacı, askerlerini dinlendirmekti. Ateşkesi kabul edince Antakya'daki esirleri gidip teslim alacak görevlileri gönderdi. Böylece Hristiyan devleti ^çalmış ve zelü olmuştu. Sonra yola koyuldu. Oğlu Zahir, Haleb'e uğramasını istedi. O da bunu kabul etti.

Gidip Haleb kalesinde üç gün kaldı. Sonra kardeşinin oğlu Takiyyüddin onu Hama'ya davet etti. Gidip orada da bir gece kaldı. Takiyyüddin'e Cebele ve Lazkiye'yi ikta' olarak verdi. Sonra oradan ayrılıp Baalbek'e gitti. Kale'de bir süre kaldı. Hamama gitti. Sonra da Baalbek'ten ayrılıp ramazan ayı başında Dımaşk'a döndü. O gün görülmeye değer muazzam bir gündü. Kürüm'ün fethedildiği-ne ve Frankların elinden kurtarıldığına dair kendisine müjde geldi. Cenâb-ı Allah, Müslümanları o mıntıkada rahatlattı. O mmtıkalardaki ovalar, gelip geçen tacirler, gaziler ve hacılar için geçilmesi kolay bir yol

haline geldi.

«Alemlerin Rabbı Allah'a hamd olsun ki, zulmeden milletin kökü böylece kesildi» (el-En'âm; 45),