El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Beşyüzseksenüçüncü Senesi

Bu senede Kudüs'ün fethedileceğinin bir ön işareti olarak Hittin savaşı yapıldı. Bu, Kudüs'ün kâfirlerin elinden kurtarılacağının bir nişanesi idi. İbnü'1-Esir dedi ki: «Bu savaşın ilk günü cumartesi, aynı zamanda Nevruz …

Bu senede Kudüs'ün fethedileceğinin bir ön işareti olarak Hittin savaşı yapıldı. Bu, Kudüs'ün kâfirlerin elinden kurtarılacağının bir nişanesi idi. İbnü'1-Esir dedi ki:

«Bu savaşın ilk günü cumartesi, aynı zamanda Nevruz günüydü. Bu gün, Fars (İran) takvimine göre yılbaşıdır. Aynı gün, Rumî senenin de başına denk gelmişti. İşte bu günde güneş, oğlak burcuna girmişti. Yine bu günde ay da oğlak burcuna girmişti. Böyle bir durum hemen hemen mümkün değildir. Eşine çok ender rastlanılan bir haldir. Sultan Selahaddin de muharrem ayının başında cumartesi günü ordusuyla birlikte Dmıaşk'tan ayrıldı. Ra'sül-Ma'ya geldi. Orada oğlu Afdal'ı bir grup askerle bıraktı. Kendisi diğer askerleriyle birlikte Basra'ya doğru ilerledi. Kasr Ebi Selam'da otağ kurdu. Hacıların gelmesini beklemeye başladı. Gelecek olan hacılar arasında kızkardeşi Sittüşşam, kızkardeşinin oğlu Hüsameddin Muhammed b. Ömer b. Laçin de vardı. Hacıları Kerek prensinin baskınına karşı korumak düşüncesiyle orada beklemeye koyuldu.

Hacılar salimen orayı geçtikten sonra Sultan Selahaddin oradan ayrıldı. Kerek'e gitti. Şehrin çevresindeki ağaçları kesti. Hayvanlarını ekinlere bırakıp otlattı hayvanları da ekinleri yediler. Mısır askerleri de geldi ve şarklı askerlerle birleştiler. Hepsi Ra'sü'1-Ma mıntıkasında Sultan Selahaddin'in yanında ordugah kurdular. Sultan Selahaddin'in oğlu Efdal, Haçlı beldelerine doğru bir müfreze gönderdi. Bu müfreze bazı Haçlıları Öldürdü. Ganimet elde etti. Salimen geri döndü. Fetih ve zafer müjdesinin öncüsü niteliğindeki bu sevinçli durum, herkesi memnun etti. Sultan Selahaddin de büyük ordusuyla geldi. Diğer askerler de etrafında toplandılar. Askerleri düzene sokup tabiye etti. Sahil beldelerine doğru yürüdü. Beraberindeki savaşçıların sayısı -gönüllüler hariç olmak üzere- 12.000'di. Haçlılar onun gelmekte olduğunu birbirlerine duyurdular.

Hepsi toplandılar. Kendi aralarındaki kavgalara son verip barıştılar. Trablus kontu Komes ile Kerek prensi denen facir kişi de anlaştılar. Hepsi mızrakları, silahları ve ağırlıklarıyla geldiler. Salbut haçını da beraberlerinde getirmişlerdi. Haçı tağutun kullan taşımaktaydılar. Sapık abidleri bu haçı omuzlamışlardı. Sayılarını ancak Aziz ve Celil olan Allah bilir. Bir rivayette anlatıldığına göre sayıları 50.000'di. Başka bir rivayete göre ise 63.000 kişiydiler. Trablus kontu Komes, Haçlıları korkutup Müslümanların sayısının çokluğunu söyledi. Kerek prensi ona itiraz etti. "Senin Müslümanları sevdiğinden ve Müslümanların sayılarının çokluğunu söyleyerek bizi korkutmak istediğinden şüphem yoktur. Ama sen bu söylediklerimin sonunu göreceksin» dedi. Haçlılar Müslümanlara doğru ilerlediler. Sultan Selahaddin de yoluna devam etti.

Taberiye'yi fethetti. Oradaki yiyecekleri, eşyaları ve diğer emtiayı alarak kuvvetlendi. Taberiye kalesini kendisine karşı korudular. İstihkâm tedbirleri aldılar. Ama orada fazla durmadı ve Taberiye kalesini almayı kafasına pek takmadı. Taberiye civarındaki gölü istila etti. Cenâb-ı Allah kâfirlerin o gölden bir damla dahi su almalarına imkân vermedi. Öyle ki, kâfirler çok şiddetli bir susuzluğa maruz kaldılar. Sultan Selahaddin, Taberiye'nin batısındaki Hittin köyünün yanındaki dağın tepesine çıktı. Anlatıldığına göre orada Hz. Şuayb'ın mezarı bulunmaktadır. Perişan haldeki düşman geldi. Düşmanlar arasında Akkâ, Keferenka, Nasıra, Sur ve diğer yerlerin valileri de vardı. Bütün kontları gelmişti. İki, taraf karşı karşıya geldi. Askerler göğüs göğüse geldiler, imanın yüzü ağardı ve parladı. Kâfirlerin ve taşkınların yüzü kararıp tozlandı.

Felaket çemberi Haçlıların üzerinde döndü. Vakit cuma gününün akşamıydı. İki taraf kendi saflarını bozmaksızın gecelediler. Cumartesi sabahı, Hristiyanlar için çok zorlu geçecekti. Rebiyülahir ayının bitimine beşgün kalmıştı. Güneş Haçlıların karşısında doğdu. Sıcaklık şiddetlendi. Susuzluk onları bitirdi. Atlarının toynukları altında kurumuş ve ufalmış otlar vardı. Bunu da uğrusuzluk alameti sayıyorlardı. Sultan Selahaddin ateşçilere, düşman saflarına doğru neftli pa-Çavraları atmalarını emretti. Attılar. Ateşler atlarının toynukları altın-a alevlendi. Güneşin sıcaklığı, susuzluğun harareti, ateşin sıcaklığı, silahın harareti, atılan okların meydana getirdiği hararet hep bir araya geldi. Bahadırlar göğüs göğüse vuruştular. Sonra Sultan Selahaddin tekbir alınıp düşmana ani ve güçlü bir hamle ile saldırılmasmı emretti.

Saldırdılar. Aziz ve Celil olan Allah, Müslümanlara zaferi müyesser kıldı. Onlara destek verdi. Haçlılardan o günde 30.000 kişiyi öldürdüler. Haçlıların şövalye ve süvarilerinden 30.000 kişiyi de esir aldılar. Esir almanlar arasında Trablus kontu dışındaki bütün kontlar vardı. Trablus kontu Komes, savaşın başında hezimete uğrayıp geri dönmüştü. Sultan, bunların en büyük haçını ganimet edindi. Bu haça Hz. İsa'nın gerildiğini iddia ediyorlardı. Bu nedenle onu altın, inci ve kıymetli mücevherlerle süsleyip kaplamışlardı. İslâm'ın ve Müslümanların o günkü kadar izzet bulup muzaffer oldukları, batıl ehlinin de rezil rüsvay olup ezildikleri duyulmamıştı. Hatta çiftçilerden biri, bir başka çiftçinin otuz küsur haçlı esirini önüne katıp götürmekte olduğunu, hepsini bir çadır ipine bağlamış olduğunu, bunlardan birini, giymek için bir ayakkabı karşılığında sattığını görmüştü.

Öyle olaylar cereyan etmişti ki, bunların benzerleri ancak sahabi ve tabiiler zamanında meydana gelmişti. Hoş ve mübarek övgülerle hamdler, daima Allah'a mahsustur.

Bu savaş tamamlandıktan, vuruşma alevleri söndükten, harp ağırlığım indirdikten sonra Sultan Selahaddin, kendisi için büyük bir otağ kurulmasını emretti. Kendisi de memleket tahtına oturdu. Sağ tarafında esirler, sol tarafında esirler vardı. Esirler zincirlerini sürüyerek getirdiler. Templierin öncülerinden bir topluluğun öldürülmesini emretti. Onlardan hiç birini hayatta bırakmadı. Çünkü insanlar onların kötülüklerini anlata anlata bitiremiyorlardı. Sonra Templier mezhebinin lideri getirildi. Haçlı komutan ve kontları getirildi. Hepsi de rütbelerine göre Sultan Selahaddin'in sağında ve solunda oturtuldular. Büyük kontlar, Sultan Selahaddin'in sağ yanına oturtuldu. Kerek prensi Aryat ve diğerleri de sol tarafına oturtuldular. Sonra sultana karlı gül şerbeti getirildi. İçti. Sonra Haçlı hükümdarına verdi.

O da içti. Sonra Kerek valisi Aryat'a da verdi. Sultan Selahaddin ona kızgındı. Ona «Şerbeti sana verdim ama içmene izin vermedim,» dedi. Sonra «Bu adamın benim yanımda ahdi yoktur» diye sözünü tamamladı. Bunun ardı sıra otağının gerisindeki dahili bir çadıra girdi. Kerek valisi Aryat'ı oraya çağırdı. Aryat gidip karşısında durunca Sultan Selahaddin kılıcını kaldırıp onu İslâm'a davet etti. Aryat İslâm'a girmedi. Bunun üzerine Sultan Selahaddin «Evet, ben, Rasûlullah (s.a.v.)'m -ümmetinin intikamını alma hususunda- vekiliyim» dedi ve Aryat'ı öldürdü. Kesik başını otağdaki kontlara gönderdi. Ve «Bu Rasûlullah (s.a.v.)'a sövmesinin cezasını gördü» dedi. Sonra da Templier ve Hospitolier cezasını gördü» dedi. Sonra da Templier ve Hospitalier tarikatlarına mensup Haçlı esirleri huzurunda eli kolu bağlı vaziyette öldürdü.

Müslümanları bu iki murdar cinsten kurtarıp rahata kavuşturdu. Kendilerine İslâm'a girmelerini teklif ettikleri arasında az sayıda kimseler Müslüman oldular. Anlatıldığına göre o gün öldürdüğü Haçlıların sayısı 30.000'di. Esir aldıklarının sayısı da 30.000'di. Zaten Haçlı ordusu toplam 63.000 askerden ibaretti. Az da olsa kaçıp kurtulanlar, yaralananlar, kendi ülkelerine gidince orada öldüler. Ölenler arasında Trablus kontu Komes de vardı. O, yaralanarak kaçmış ve ülkesine döndükten sonra ölmüştü. Sonra Sultan Selahaddin, öldürülen Haçlı liderlerinin kesik başlarını ve öldürülmeyen esirleri ile büyük Haçlarını Kadı îbn Ebi Asrun refakatinde Dı-maşk'a gönderdi ki; bu haçlıların büyük haçı Haleb kalesine konulsun. Bu haç baş aşağı çevrilerek kaleye konuldu. O gün görülmeğe değer mu-îızzam bir gündü.

Sultan Selahaddin daha sonra Taberiye kalesine gitti. Orayı zaptetti. Taberiye halkı, Havran, Belka, o çevredeki Colan ve oraya bağlı arazilerin tamamının yan gelirlerini ve ürünlerini alıyordu. Cenâbı Allah Müslümanları bu paylaşmadan kurtardı. Sonra Sultan Selahaddin Hittin'e gitti ve orada bulunan Hz. Şuayb'm mezarını ziyaret etti. Oradan Ürdün'e geçti. Bütün bu beldeler selamete kavuştular. Ürdün, irili ufaklı bir çok kasabalardan müteşekkil bir ülkeydi. Sonra Akka'ya doğru yürüdü. Rebiyülahir ayının sonunda çarşamba günü oraya indi. Cuma günü orayı sulh yoluyla fethetti. Orada hükümdarlara ait mal, mülk, zahire, ticaret eşyası ve diğer emtiayı ganimet edindi. Orada bulunan müslüman esirleri kurtardı. Orada 4.000 kadar müslüman esir buldu. Cenâb-ı Allah bu esirleri feraha ve genişliğe kavuşturdu.

Sultan Selahaddin orada cuma kılınmasını emretti. Haçlıların almasından sonra ilk olarak sahilde cuma kılmıyordu. Aradan yetmiş senelik bir zaman geçmişti ki, Müslümanlar orada cuma kılamamışiardı. Sultan Selahaddin oradan ayrılıp Sayda ve Beyrut'a gitti. Sahildeki beldeleri birer birer zaptetti. Çünkü artık oralarda şövalye ve kontlar kalmamıştı. Buradan da Gazze, Askalan, Nablus, Beysan ve Gur mıntıkasına gitti. Bütün buralara sahip oldu. Kardeşinin oğlu Hüsameddin Ömer b. Mu-hammed b. Laşin'i Nablus'ta naib olarak bıraktı. Zaten buraları fetheden de oydu. Sultan Selahaddin'in bu kısa süre zarfında fethettiği büyük beldelerin sayısı elliyi bulmuştu. Bu beldelerin tamamında da savaşlar, kaleler ve savunma tedbirleri vardı. İslâm ordusu bu fetihlerden ötürü çok miktarda ganimet edindi. Çok sayıda Haçlıyı da esir aldı.

Sonra Sultan Selahaddin askerlerine bir ay müddetle bu mekânlarda dolaşmalarını, atlarını otlatmalarını emretti ki, dinlensinler. Kendilerini ve atlarını Kudüs fethine hazırlayıp ısındırsınlar. Halk arasında Sultan Selahaddin'in Kudüs'ü fethetmeye niyetlenmiş olduğuna dair haber dolaştı. Bunun üzerine alimler ve sarihler gönüllü olarak yanına geldiler. Hittin savaşından ve Akka fethinden sonra kardeşi Âdil Ebu Bekir de yanına geldi. Kendisi de bizzat birçok kaleleri fethetti. Böylece Cenâb-ı Allah'ın çok sayıda kulu ve askeri bir araya gelip toplandı. O esnada Sultan Selahaddin de beraberindeki askerlerle Kudüs'e doğru yola koyuldu. Hittin savaşı nedeniyle şairler kendisini övüp çokça methettiler. Dımaşk'ta hasta yatmakta olan Kadı Fadıl da ona şu tebriki göndermişti:

«Cenâb-ı Allah'ın, kendisi vasıtasıyla bu dini ayakta tutmuş olduğu efendimizi tebrik ediyorum. Köleniz bu hizmetini arzedip tebrikini yazarken başlar secdeden kalkmamıştı. Gözler yanak üzerine yaş akıtmaktaydı. Kiliselerin mescidlere dönüştüğünü; «Allah üçün üçüncüsü-dür» denilen mekanlarda «Allah birdir denildiğini» andıkça bu köleniz dilinden taşan şükürlerim peşpeşe yenilemektedir. Bazan da gözlerinden sevinç yaşları akmakta ve Allah'ı birlemektedir. «Yüce Allah apaçık ve gerçek olan hükümdardır. Muhammed, Allah'ın doğru sözlü, güvenilir elçisidir» denildiğini duyunca seviniyor ve sevinç gözyaşlarını döküyorum. Cenâb-ı Allah, Sultan Selahaddin'e Yusuf peygamberin zindandan kurtarılışına nisbetle daha büyük bir mükâfat nasip etsin. Kölelerin, efendilerini bekliyorlar. Dımaşk'ta hamama girmeye niyetlenmiştir.

«Bunlar yüksek hasletlerdir. Süt bardakları değildir. Şu da seyf (kılıçtır) yoksa Seyf b. Zî-Yezen değildir. Bu fetihten sonra diller çok uzun tesbihatlarda bulunacaklar, güzel ve kıymetli sözler söyleyeceklerdir.»