Haçlılar, doksaniki sene müddetle Kudüs'ü ellerinde tuttuktan sonra bu senede Müslümanlar orayı ellerinden alıp fethettiler.
Sultan Selahaddin önceki kısımlarda anlatılan yerleri fethettikten sonra askerlerine toplanmalarını emretti Askerler toplandıktan sonra Kudüs'e doğru yola koyuldu. Bu senenin receb ayının onbeşinde Kudüs'ün batısında ordugahını kurdu. Şehrin son derece müstahkem kılındığını, tedbirler alındığını gördü. Haçlı savaşçılarının sayısı -Ku-düs'tekiler hariç olmak üzere- 60.000 veya daha fazlaydı. Kudüs valisi o zaman Balban b. Bazran'dı. Beraberinde Hittin savaşından kurtulup gelen şövalyeler de vardı. Bunlar arasına Templier ve Hospitaliyer tarikatının mensupları denen şeytan müridleri vardı. Haça tapanlar hep birx araya gelmişlerdi. Sultan Selahaddin, mezkur yerinde beş gün kaldı. Askerlerinden her bir guruba, surların bir tarafını ve burcunu teslim etti. Sonra Şanı tarafına yöneldi. Çünkü orayı daha geniş ve manevraya müsait olduğunu gördü.
Haçlılar, Kudüs'ü Müslümanlara bırakmamak için şiddetlice savaştılar. Kendilerine ve Kamame Kilisesine sahip olmak için canlarını, mallarını feda ettiler. Kuşatma esnasında Müslüman emirlerden biri şehid düştü. İşte o esnada Müslüman komutanlar ve salih kimseler düşmana karşı çok öfkelendiler. Savaşı daha da şiddetlendirdiler. Kudüs'e yönelik olarak mancınık ve arradeleri kurdular. Kılıçlar ve mızraklar paylarını aldılar. Gözler, surların üzerine dikilmiş olan Haçlara bakıyordu. Kubbetü's-Sahra'nın üzerinde büyük bir haç vardı. Bu, Müslümanların daha da gayrete gelmelerini sağladı. O gün, kâfirler için çok zorlu bir gündü. Sultan Selahaddin, askerlerini surların kuzey doğu köşesine yöneltti. Orayı delmeğe çalıştı. Ateşe verdi ve surların o tarafı yıkıldı. Burç çöktü. Haçlılar bu durumu görünce feci bir halle karşılaştıklarını, elem verici bir vartaya yuvarlandıklarını anladılar.
Bunun üzerine büyükleri Sultan Selahaddin'in yanına gelip ken- dilerine eman vermesini rica ettiler. Ancak sultan bu ricalarım kabul etmeyip: «Siz, nasıl daha önce zorla aldıysanız ben de şimdi öylece fethedeceğim. Daha önce Kudüs'teki Müslümanları nasıl öldürdüyseniz ben de şimdi Kudüs'te öldürmedik bir Hristiyan bırakmayacağım» dedi.
Bundan sonra Kudüs valisi Balban b. Bazran, yanına gelmesi için Sultan Selahaddin'den eman diledi. Sultan Selahaddin ona eman verdi. Huzura geldiğinde sultantan merhamet diledi. Boyun eğdi. Zillet gösterdi. Alçaldıkça alçaldı. Merhamet vesilesi olacak bütün kelimeleri kullandı. Ancak sultan onlara eman vermeyeceğini bildirdi. Onlar da «Eğer bize aman vermezsen geri döneriz. Elimizdeki Müslüman esirlerin tamamım öldürürüz -Kudüs'te haçlıların elinde 4.000 kadar Müslüman esir vardı.- Çoluk çocuğumuzu ve kadınlarımızı öldürürüz. Evlerimizi ve güzel mekânlarımızı tahrip ederiz. Eşyalarımızı yakarız. Elimizdeki malları telef ederiz. Kubbetü's-Sahra'yi yıkar ve ele geçirebildiğimiz herşeyi yakarız. Ondan sonra çıkar, sizinle kıyasıya savaşır, kendimizi adeta ölüme atarız. Bundan sonra artık bizim yaşamamızda hayır yoktur. Bizden biri düşmanlarımızdan bir kaçını öldürmeden canını vermeyecektir. Zaten bundan sonra ne hayır umacağız?» dediler.
Sultan Selahaddin, bu sözleri dinledikten sonra barışa razı olduğunu bildirdi. Kendi görüşünden vazgeçti. Yalnız şu şartları ileri sürdü:
Erkekler onar dinar, kadınlar beşer dinar, küçük çocuklardan da ikişer dinar fidye alınacaktır. Bunları ödeyemeyenler, Müslümanların esiri olurlar. Ayrıca ekinler, ürünler, silahlar, evler Müslümanların olacak. Haçlılar güven bulacakları bir yere, yani Sur şehrine taşınabilecekler.
Böylece barış antlaşması yazıldı. Bu fidyeleri ödeyemeyenlere kırk günlük süre tanınacaktı. Bu süre zarfinda fidye ödeyemeyen esir oluyordu. Bu şart kapsamında esir düşenlerin sayısı, kadın erkek ve çocuk olmak üzere 16.000di
Sultan ve Müslümanlar cuma günü namaz vaktinden kısa bir süre °nce şehre girdiler. Günlerden receb ayının yirmiyedinci günüydü.
Kâtip İmad dedi ki: «O gece Rasûlullah (s.a.v.)'in Mescid-i Haram'dan Mescid-i Aksa'ya götürüldüğü İsra gecesiydi.» Ebu Şâme dediki: «Bu, İsrâ ile ilgili olarak ileri sürülen kavillerden biridir.»
«Bizzat ben kıldım» diyenin aksine o gün Kudüs'te cuma namazını kılmak Müslümanlara nasip olmamıştı. Cumayı kıldık diyenlerin ifadesine göre Sultan Selahaddin bizzat Sevad'da o gün hutbe irad etmiştir. Sahih kavle göre zaman darlığı yüzünden o gün Müslümanlar Kudüs'te cuma namazını kılamamışlar, ancak bir hafta sonra kılmışlardır. Hatip de, ileride anlatılacağı gibi Muhiddin b. Muhammed b. Ali el-Kureşî İb-nu'z-Zeki idi.
Fakat şehire ilk girdikleri cuma gününde Mescid-i Aksa'da bulunan haçları, rahipleri ve domuzları dışarı çıkarıp mescidi temizlediler. Templier büyük mihrabın batı kısmında kendileri için odalar yapmışlardı. Mihrabı da kendilerine depo edinmişlerdi. Allah kendilerine lanet etsin. Bütün buralar temizlendi ve İslâmiyet dönemindeki eski haline döndürüldü. es-Sahr temiz su ile yıkandı. Sonra da üzerine gül suyu ve misk saçıldı. Bakmak isteyenlere gösterildi. Daha önce ziyaretçilere kapalı olup üzerinde örtü vardı. Kubbesindeki haç indirildi ve eski saygınlığına kavuşturuldu. Daha önce Haçlılar oradan bir parçayı söküp ağırlığınca altın karşılığında denizcilere'satmışlardı. Bu parçayı geri getirmek mümkün olmadı.
Sonra Haçlılardan kurtuluş akçeleri alındı. Sultan, onlardan bir kısmını serbest bıraktı. Serbest bıraktıkları arasında hükümdarların ve kontların kızları, ayrıca maiyetindeki kadınlar, çocuklar ve erkekler de vardı. Çokları karşılıksız affedilip serbest bırakıldı. Sultan Selahaddin onlardan topladığı fidyeleri askerlerine dağıttı. Kendisi hiçbir şey almadı. Saklanacak, biriktirilecek hiçbir şeye tenezzül etmedi. Allah rahmet etsin. Son derece yumuşak huylu, cömert, atılgan, şecaatti, yürekli ve merhametli idi.

