Türk olup lakabı Seyfeddin'di. Muiz et-Türkmanî'nin ve Salih Eyub b. Kâmil'in has kölelerindendi. Üstadı Muizz'i öldürdüğü zaman yerine oğlu Nureddin Mansur Ali'nin geçirilmesi için çabaladı. Tatarların durumunu işitince Nureddin'in yaşının küçüklüğü nedeniyle askerlerin ona itaat etmeyeceklerinden korktu. Bu sebeple Nureddin Mansuru azledip ümeraya, kendisine bey'at etmeleri için çağrıda bulundu. Hicretin 657. senesinin zilkade ayında kendisine bey'at edildi. Nitekim bu husus önceki sayfalarda da anlatılmıştır. Bey'at aldıktan sonra Tatarların üzerine yürüdü. Cenâb-ı Allah onun vasıtasıyla İslâm'ın muzafferiyeti-ni nasip eyledi. Şecaatti, bahadır, çok hayır işleyen, islâm'ın ve Müslümanların yararına çalışan bir kimseydi. Halk kendisini çok sever ve onun için çok dua ederdi. Anlatıldığına göre Ayn-ı Calut savaşı yapılırken atı öldürülmüştü. O anda yedek atları bulunduran sorumlulardan hiç birini yanında bulamayınca kendisi atından indi ve bir süre yerinde hareketsiz kaldı. Savaş devam ediyordu. Kendisi sultanın yeri olan ordunun merkezinde duruyordu. Emirlerden biri onu bu halde görünce atından indi ve ona, kendi atma binmesi için yemin verdirdi. Fakat o binmedi ve o emire, «Müslümanları senin yararından yoksun bırakmam» dedi. Nihayet yedek atların sorumlusu geldi. Ona bir at verdi. O da ata bindi. Emirlerden biri kendisini kınayıp şöyle dedi:
- Ey han, niçin o emirin atına binmedin? Düşmanlardan biri seni o halde görseydi öldürürdü. Senin ölümün nedeniyle de İslâmiyet helak olurdu!
- Ben öldürülseydim Cennet'e giderdim. İslâm'a gelince, onun sahibi vardır. Falan, falan, falan ve falan hükümdarlar öldüler, öldürüldüler; ama îslâmiyeti onlardan koruyacak başka kimseler ortaya çıktılar. Böylece İslâmiyet zayi olmadı!
Allah kendisine rahmet etsin, maiyetinde bir çok denizci komutan ve askerler olduğu halde Mısır'dan hareket etmişti. Yanında Hama emiri Mansur ile hükümdar çocukları da vardı. Hama emirine haber gönderip ona, «Bu günlerde sofra kurmakla vaktini geçirme, askerlerle beraber ol. Askerlerin yiyeceği bir parça et bulunsun. Acele et, acele et» demişti. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi bu senenin ramazan ayının son on gününde düşmanla karşı karşıya gelip savaşmış ve onları mağlup etmişti. Bu büyük bir müjdeydi. Çünkü Bedir savaşı da ramazan ayının bir cuma gününde vuku bulmuş ve o savaşta Müslümanlar muzaffer olmuşlardı.
Melik Muzaffer Kutuz, thmaşk'a şevval ayında geldi ve orada adaletle hükmetti. İşleri düzene soktu. Baybars'ı da Halep'ten çıkarıp kovmak için Tatarların peşine taktı. Baybars'a Halep naibliğini vereceğini vadetti. Ancak maslahat gereği bu görevi ona vermedi. Bu yüzden aralarında düşmanlık meydana geldi. Mısır'a dönüşünde Baybars ve bazı emirler ona komplo kurdular, onu Karabiye ile Salihiye arasındaki bir yerde öldürdüler. Cenazesi Kasr'a defnedildi. Mezarı, ziyaret edilen bir yerdi. Melik Zahir Baybars tahta oturunca mezarının izini kaybettirdi. Artık mezarının yeri bilinmemektedir. Melik Muzaffer Kutuz, bu sene zilkade ayının onaltısmda cumartesi günü öldürüldü. Allah kendisine rahmet etsin.
Şeyh Kutbeddin el-Yoninî, el-Mir'at adlı eser üzerine yazılan Zeyl adlı kitapta, Şeyh Alaeddin b. Ganim tarikiyle, Dımaşk sahibi Nasır'ın zamanında sır katipliği yapmış olan Mevla Taceddin Ahmed b. Esîr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Berze açıklarında Nasır'la birlikte bulunduğumuz esnada ulak, Muzaffer Kutuz'un Mısır'a hakim olduğu haberini getirdi, ben bu haberi sultana ilettim. Sultan Nasır da bana, «Falana ve falana git, bu haberi onlara da ilet» dedi. Sultanın yanından çıktığımda askerlerden biriyle karşılaştım. Asker bana «Mısır'dan bana gelen habere göre Muzaffer Kutuz, hükümdar olmuş» dedi. Ben de kendisine, «Bu konuda bilgim yok, sen bunu nereden duydun?» diye sorunca asker şu karşılığı verdi: «Evet, vallahi o, Mısır mülküne hükümdar olacak ve Tatarları bozguna uğratacaktır.» Kendisine, «Sen bunu nereden biliyorsun?» diye sorduğum da şu cevabı verdi:
«O küçücük bir çocuk iken kendisine hizmet ediyordum. Üzerinde çok miktarda bit ve pire vardı. Bitleri ve pireleri ayıklarken, onu horluyor ve yeriyordum. Bir gün bana, «Hey, bana bak, Mısır diyarına hakim olduğumda sana ne vermemi istersin?» diye sordu. Ben de kendisine, «Sen deli misin?» dedim. Bana şu karşılığı verdi: «Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyamda gördüm. Bana, «Sen Mısır diyarına hakim olacak ve Tatarları kırıp geçireceksin!» buyurdu. Rasûlullah'm sözü hak ve gerçektir. İçinde şüphe yoktur.» O zaman kendisine- isteğimi ilettim: «Senden, beni elli süvariye komutan yapmanı istiyorum» dediğimde, o da «Olur, bu komutanlık müjdesini şimdiden sana veriyorum» dedi.
Îbntfl-Esir dedi ki: Asker bana bunları söyleyince, ben de kendisine, «İşte Mısırlıların mektubu gelmiş, bu mektupta Muzaffer Kutuz'un saltanat tahtına oturduğu söyleniyor» dedim. Asker, «Vallahi, o, Tatarları da kırıp geçirecektir» dedi ve dediği gibi de oldu.
Nasır, Mısır diyarına döndüğünde şehre girmek istedi. Sonra geri döndü. Ancak Şam askerlerinin çoğu Mısır'a girdiler. Bu olayı anlatan komutan da Mısır'a girenler arasındaydı. Melik Muzaffer Kutuz ona elli süvariye komutan olma yetkisi verdi. Böylece vaadini yerine getirdi. Bu komutanın adı, Emir Cemaleddin et-Türknıanî idi.
İbnü'1-Esir dedi ki: Bu komutan Mısır'da elli süvarinin başına geçtikten sonra benimle karşılaştı ve Muzaffer Kutuz hakkında bana verdiği haberi tekrarladı, ben de ona aynı şeyleri söyledim. Bunun ardısıra Tatarların vak'ası meydana geldi. Muzaffer Kutuz onları kırıp geçirdi ve ülkeden kovdu.
Anlatıldığına göre Muzaffer Kutuz, Tatarları gördüğünde, emirlerine ve askerlerine şu talimatı verdi: «Güneş zevale ermedikçe ve rüzgar esmedikçe onlarla savaşmayın. Hatipler ve insanlar, namazlarında bize dua etsinler.» Yüce Allah kendisine rahmet etsin.
Bu sene Hülagu'nun Şam naibliğine atadığı Kutboğa Noyan öldü. Allah ona lanet etsin. Noyan kelimesi, 10.000 askerin komutanı anlamına gelir. Bu murdar komutan, üstadı Hülagu adına Acem ülkesinin bir ucundan başlayarak Şam'a kadar fütuhat yapmıştı. Hülagu'nun dedesi Cengizhan'ın sağlığında da yaşamıştı. Kutboğa Müslümanlarla yaptığı savaşlarda daha önce hiç kimsenin uygulamadığı metodları uygulamıştı. Şöyle ki: Kutboğa bir İslâm beldesini fethettiğinde, o beldedeki Müslüman savaşçıları, fethedeceği bir sonraki Müslüman beldeye sevkeder-di. Bu Müslüman savaşçılar da o belde halkından kendilerini yanlarında barındırmalarım talep ederlerdi. Şayet barmdırırlarsa Kutboğa'nın amacı gerçekleşirdi. Böylece ikinci İslâm beldesindeki halkın yiyecek ve içeceği azalırdı. Kendisi de gidip onları kuşatma altına aldığında, kuşatma kısa sürede sona ererdi. Şayet bu Müslüman savaşçıları barındırmayacak olurlarsa, o zaman kendi maiyetindeki Tatar savaşçıları o beldeye gönderirdi. Fetih gerçekleşirse mesele biterdi, aksi halde sevk etmiş olduğu İslâm savaşçıları orada yok oluncaya kadar kalırlar, böylece o belde halkının azığı da azalırdı. Fetih bu defa gerçekleşirse ne alâ, aksi halde kendi dinlenmiş askerleriyle üzerlerine hücum eder, onlarla savaşır, belde halkını yorgun ve bitkin düşürür ve fethi çabucak gerçekleştirirdi. Fethedeceği belde halkına önce şu haberi iletirdi:
«Suyunuz azalmıştır. Korkarım ki güç kullanarak şehrinizi zapte-deriz ve sizi baştan sona öldürürüz. Kadınlarınızı ve çocuklarınızı da esir alırız. Suyunuz bittikten ve yok olduktan sonra artık siz nasıl hayatta kalırsınız? Bari zor kullanarak şehrinizi ele geçirmemizden Önce fırsatı değerlendirin de barış yoluyla şehrin kapılarını bize açın.»
Şehir halkı da ona şu cevabı verirdi: «Bizim suyumuz çoktur, suya ihtiyacımız yoktur.» Kutboğa Noyan, «Hayır, sözünüze inanmıyorum. Yalnız suyu kontrol edecek adamlarımı yanınıza göndereceğim. Eğer suyunuz çoksa sizi bırakıp geri döneceğim» derdi. Onlar da «gönder» derlerdi. Bunun üzerine içi oyulmuş, zehirle dolu mızraklar taşıyan askerlerinden birkaç adamı güya suyu kontrol etmek amacıyla kaleye gönderirdi. Bunlar fethi zorlaşan ve kendilerini yoran kaleye girdiklerinde suyu mızraklarıyla kontrol etme sadedinde, mızraklarını suyun dibine daldırırlar ve içindeki zehirleri suya akıtırlardı. Bu zehirler suya karışınca su zehirlenmiş olur ve böylece kale halkının -farkında olmaksızm-ölümlerine sebep oluyordu. Allah Kutboğa Noyan'a, lanet etsin. Kutboğa Noyan, yaşlı bir adamdı. Hristiyanîığa meyyaldi. Ancak Cengiz-han'm yasalarının dışına çıkma imkânı bulamıyordu.
Şeyh Kutbeddin el-Yoninî dedi ki: «Kutboğa Noyan'ı Baalbek kalesini kuşattığında görmüştüm. Siması güzel bir ihtiyardı. Salıverilmiş uzunca bir sakalı vardı ve bunu saç örgüsü gibi örmüştü. Bazan sakalının örgüsünü kulağının arkasına atardı. Heybetli ve satveti şiddetli
olan bîr kimseydi. Kaleyi gözetleyip durumu muhakeme etmek için camiye girip minayere çıkmıştı. Sonra batı tarafındaki kapıdan çıkıp harabe bir dükkana girmiş, orada avreti açık bir halde insanların gözleri Önünde def-i hacette bulunmuştu. İşini tamamladıktan sonra da adamlarından biri bir pamuk parçasıyla abdest mahallini silmişti. Muzaffer Kutuz'un, askerleriyle birlikte Mısır'dan çıktığı haberini alınca ne yapacağını bilemedi. Şaşkına döndü. Sonra onu karşılamağa karar verdi ve adet üzere bu defa da muzaffer olacağını zannetti. O gün Muzaffer Kutuz'un ordusunun sol kanadına hamle yaptı. O kanadı kırdı. Sonra Cenâb-ı Allah Müslümanlara kuvvet verdi. Onları savaşta sebat ettirdi. Müslümanlar bu defa Tatarlara kuvvetli bir hamle yaptılar. Onları öyle bir hezimete uğrattılar ki, bu yaraları asla iyileşemeyecekti. Emirleri Kutboğa Noyan bu savaşta öldürüldü, oğlu esir alındı. Oğlu genç ve güzel biriydi. Esir alınıp Muzaffer Kutuz'un huzuruna götürüldü. Muzaffer Kutuz ona, «Baban kaçtı mı?» diye sorunca oğlu, «Babam kaçmaz!» diye cevap verdi. Bunun üzerine Kutboğa'yı aradılar. Cesedini ölüler arasında buldular. Oğlu, babasının cesedini görünce hıçkıra hıçkıra ağladı, feryad-ü figan etmeğe başladı. Muzaffer Kutuz da cesedin Kutbo-ğa'ya ait olduğunu kesin olarak anlayınca Allah'a şükür secdesi yaptı. Sonra, «Gönlüm rahatladığı için biraz uyuyacağım» dedi ve sözünü şöyle sürdürdü: «Kutboğa, Tatarların mutluluğuydu. Onun öldürülmesiyle Tatarların mutluluğu gitti.»
Ve öyle de oldu. Artık bundan sonra Tatarlar asla iflah olmadılar. Kutboğa, bu sene ramazan ayının yirmibeşinde cuma günü öldürülmüştü. Onu öldüren kişi, Emir Akkuş eş-Şemsî idi. Yüce Allah Akkuş'a rahmet etsin.

