Kükremiş bir arslan gibiydi. Öldürülmesinin sebebi de şuydu: Melik Muzaffer Kutuz Mısır'a dönmeğe niyetlenip yola koyulduğunda Ga-zaliye ile Salihiye arasındaki bir yere geldi. Orada komutanlar üzerine hücum ettiler ve oracıkta onu öldürdüler. Melik Muzaffer Kutuz salih bir insandı. Cemaatle birlikte çok namaz kılardı. Sarhoş edici şeyleri olmaz ve zorba hükümdarların yaptıklarını yapmazdı. Üstadının oğlu Mansur Ali b. Muiz et-Türkmanî"yi geçen sene zilkade ayının sonlarında azlettiğinden bu yana yaklaşık bir sene geçti. Allah kendisine rahmet etsin. İslâmiyet ve Müslümanlar için yaptıklarından ötürü kendisine hayır mükâfat versin.
Emir Rükneddin Baybars el-Bendakdarî, onu öldürmek için bir grup ümera ile ittifak yapmıştı. Muzaffer Kutuz bu mıntıkaya ulaştığında okunun yayını gerdi ve bir tavşanın peşine düştü. Kendileriyle ittifak kurduğu komutanlar ve emirler de onunla birlikte tavşanın peşine düştüler. Rükneddin Baybars bir konuda güya Muzaffer Kutuz'a ricada bulundu. Ricasını kabul edince Baybars elini öpecekmiş gibi yapıp onu tuttu. Diğer emirler de gelip ona kılıçla vurdular, atından yere düşürüp ok yağmuruna tuttular. Nihayet onu öldürdüler. Allah ona rahmet etsin. Sonra ellerindeki yalın kılıçlarıyla çadırların yanına döndüler. Orada bulunan insanlara durumu haber verdiler. Oradakilerden biri, «Muzaffer Kutuz'u kim öldürdü?» diye sorunca Rükneddin Baybars cevabını verdiler. Rükneddin Baybars'a, «Onu sen mi öldürdün?»
dediklerinde, «evet» diye cevap verdi. O zaman, «Öyleyse bundan sonra hükümdar sensin» dediler. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise Melik Muzaffer Kutuz öldürüldüğünde, emirler kendi aralarında kimi tahta geçirecekleri hususunda şaşkına dönmüşler, hayretler içine düşmüşlerdi. Her biri bu işin sonucundan korkmağa başlamıştı. Başkalarının başına gelen bu belanın kendi başlarına da geleceğinden korkmuşlardı. Neticede Baybars el-Bandakdarî'ye beyat etmek hususunda söz birliği ettiler. Baybars her ne kadar büyüklerinden değildiyse de onu denemek istediler ve ona Melik Zahir lakabım taktılar. Böylece Baybars, memleket idaresini eline aldı ve tahta oturdu. Bu nedenle sevinç davulları çalındı, borazanlar öttürüldü. Islıklar eşliğinde liderlik borusu öttü. O gün görülmeğe değer muazzam bir gündü.
Tahta oturan Baybars el-Bendakdarî Allah'a tevekkül edip yardım diledi. Sonra Askerler de hizmetinde olduğu halde Mısır'a girdi. Cebel kalesine girip kürsüsünde oturdu. Hükmetti. Adaletle hüküm verdi. Bazı ilişkileri kesti. Bazılarını yeniledi. Yeni ilişkiler kurdu. Adam atadı, adam azletti, şehametli ve şecaatti bir kimseydi. Bu sıkıntılı demde ve şiddetle fakrü zaruret içinde bulundukları bir sırada Cenâb-ı Allah onu insanların başına hükümdar olarak geçirmişti. İlk olarak kendine Melikül-Kahir Lakabını taktı. Vezir ona, «Bu lakabı takınan kimse iflah olmaz. Çünkü Kahir b. Mutemid bu lakabı takınmıştı. Ancak hükümdarlığı uzun sürmedi. Nihayet hal'edüip gözlerine mil çekildi. Musul sahibi de kahir lakabını takınmıştı. O da zehirlenip öldürülmüştü» deyince o zaman bu lakabı bırakıp Melikü'z-Za-hir lakabını takındı.
Sonra da kendi nefsinde reislik duygusunu besleyen büyük emirleri ve komutanları yakalamaya başladı. Böylece otoritesini sağlamlaştırdı.
Hülaguhan Ayn-ı Calut savaşında Müslümanların kendi askerlerinin başına getirdiği felaketleri duyunca Şam'ı Müslümanlardan geri almak için çok sayıda askeri harekete geçirdi. Ancak bunlar emellerine ulaşamadılar. Kayıp ve ziyan içinde geri döndüler. Çünkü kırıcı aslan, kesici kılıç olan Melikü'z-Zahir Dımaşk'a gelmiş, karşılarına çıkarak sınırları ve kaleleri silahlarla korumaları için her tarafa asker salmıştı. Tatarlar ona yaklaşamadılar. İslâm devletinin güçlendiğini, askerlerin iyi savaştıklarını, Cenâb-ı Allah'ın Şam'a ve Şamlılara yardım ettiğini, rahmetini de üzerlerine indirdiğini gördüler. İşte o zaman geri döndüler. Salih amellerin ve hayırlı işlerin kendi nimetleriyle tamamlandığı yüce Allah'a hamd olsun.
Melik Muzaffer Kutuz (Allah rahmet etsin) Dımaşk'ta Emir Alemüddin Sencer el-Halebî adındaki bir Türk komutanı naib olarak bırakmıştı. Emir Alemüddin Sencer, Melik Muzaffer'in öldürüldüğünü duyunca kaleye girdi, kendisi için dua etti ve Melikü'l-Mücahid lakabını takındı. Melik Zahir'e be^at edildiği bu sene zilhicce ayının altısında cuma günü onun adına hutbe okundu. Hatip hutbede önce Melikü'1-Müca-hid'in yani Emir Alemüddin'in adını, sonra da Melikü'z-Zahir'in adını okudu ve onlara duâ etti. Paralar ikisinin adıyla bastırıldı. Sonra Meli-kü'1-Mücahid'in adı kaldırıldı. Nitekim bu husus ileride de anlatılacaktır.
Bu sene acaip hadiseler meydana geldi. Şöyle M: Sene başında Şam vilayeti, Sultan Nasır b. Aziz'in elinde bulunuyordu. Safer ayının ortasında ise Şam, Tatar hanı Hülagu'nun eline geçti. Ramazan ayı sonunda ise Melik Muzaffer Kutuz'un eline, zilkade ayının sonunda da Zahir Baybarsln eline geçti. Dınıaşk vilayetinin idaresinde Melikü'l-Mücahid Sencer, ona ortak olmuştu. Aynı şekilde Dımaşk şehrinin kadılığı da sene başında İbn Sünniyyü'd-Devle Sadreddin'in elinde bulunuyordu. Sonra Hülagu tarafından atanan Kemaleddin Ömer et-Tiflisî'nin eline geçti. Daha sonra îbn ez-Zekî'nin, onun ardı sıra da Necmeddin b. Sünniyyü'd-Devle'nin eline geçti. Dımaşk Camii'nin hatibi de uzun senelerden beri İmadüddin b. Haristani idi. Bu zat bu sene şevval ayında bu görevden azledildi. Yerine İmad el-İsirdî atandı. Kötülüklerden korunmuş bir zat olup güzel kıraat sahibi idi. Bu sene zilkade ayının başında îmad el-Haristanî tekrar hatipliğe iade edildi. Hüküm, noksanlıklardan münezzeh ve yüce olan Cenâb-ı Allah'ındır.

