El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Melik Zahirin Kerek'i Zaptetmesi Ve Kerek Sahibini İdam Etmesi

Melik Zahir Muzaffer, askerleriyle birlikte Mısır'dan Kerek'e doğru hareket etti. Kerek sahibi Melik Muğis Ömer b. Axl.il Ebu Bekir b. Kâmil'i yanma çağırdı. Binbir uğraşıdan sonra Muğis Ömer, yanma gelince, Zahir onu …

Melik Zahir Muzaffer, askerleriyle birlikte Mısır'dan Kerek'e doğru hareket etti. Kerek sahibi Melik Muğis Ömer b. Axl.il Ebu Bekir b. Kâmil'i yanma çağırdı. Binbir uğraşıdan sonra Muğis Ömer, yanma gelince, Zahir onu tutukladı ve Mısır'a gönderdi. Bu, onunla son görüşmesi oldu. Çünkü Melik Muğis Ömer, Şam'a yeniden baskın yapması için Hu-laguhan'a mektup yazmış ve onu bu işe kışkırtmıştı. Tatarlar da ona, yerinde sebat etmesi ve Kerek naibliğinde kalması için mektup yazmışlardı. Mısır diyarını fethetmek üzere 20.000 askerle oralara geleceklerini bildirmişlerdi. Melik Zahir, onun öldürülmesinin caiz olduğuna dair fa-kihlerin fetvalarını çıkarıp Dımaşk'|an yanına davet ettiği İbn Halli-kan'a gösterdi. Bu fetvaları bir grup ümeraya da gösterdikten sonra yoluna devam etti. Cemaziyelevvel ayının onüçünde cuma günü Kerek şehrini teslim aldı. Oraya büyük bir debdebe ve azametle girdi. Sonra da muzaffer ve güçlenmiş olarak Mısır'a döndü.

Bu sene Berekehan'ın elçileri, Melik Zahir'e gelip ona şu mesajı ilettiler:

«Benim İslâm'a olan sevgimi biliyorsun. Hülagu'nun Müslümanlara neler yaptığını da biliyorsun. Sen Mısır'dan hareket edip falan yere gel. Ben de oraya geleceğim ki, el birliği ederek Hülagu'nun kökünü kazıyıp, onu ülkeden kovalım ve onun elinde bulunan İslâm beldelerinin tümünü sana geri vereyim.»

Melik Zahir onun bu görüşünü uygun buldu. Ona teşekkür etti. Elçilerine hil'at giydirip ikramda bulundu.

Bu sene Musul'da büyük bir deprem meydana geldi. Musul'un evlerinin çoğu yıkıldı.

Bu sene ramazan ayında Melik Zahir; ağaç, alet ve birçok malzeme hazırladı. Yangında yanan Rasûlullah'm mescidini onarmaya karar verdi. Bu tahtaları, malzemeleri ve aletleri, Mescid-i Nebevî'nin şanını yüceltmek ve sevincini ortaya koymak gayesiyle Mısır'da dolaştıktan sonra Medine-i Nebevî'ye gönderdi.

Bu sene şevval ayında Melik Zahir İskenderiye'ye gitti. Şehrin durumunu inceledi. Kadı ve Hatip Nasirüddin Ahmed b. Münir'i azledip yerine bir başkasını atadı.

Bu sene Berekehan ile Hülagu karşı karşıya geldiler. Herbirinin maiyetinde çok sayıda asker vardı. Savaştılar. Cenâb-ı Allah, Hüla-gu'yu feci bir bozguna uğrattı. Adamlarının çoğu öldürüldü. Geride kalanlar da boğuldu. Kendisi az sayıda bir toplulukla kaçtı. Allah'a hamd olsun. Berekehan, öldürülen Tatarların çokluğunu görünce «Moğolların birbirlerini Öldürmeleri çok ağrıma gidiyor, ama Cengizhan'm yasalarını değiştiren bir adamdan kurtulmanın da başka çaresi yoktu» dedi. Sonra Kostantiniye'ye hücum etti. Kostantiniye kralı onunla barış yaptı. Melik Zahir de Berekehan'a büyük hediyeler gönderdi. Seyfeddin et-Türkî Halep'te Hakim lakabını taktığı başka birini hilafete geçirmişti.Müstansır'ın yanından geçerken onu da alıp birlikte Irak'a doğru yola koyulmuş ve Müslümanların maslahatı gereği onunla ittifak etmiş idi.

Yaşça kendisinden daha büyük olduğu için Hakim, Müstansır'ın halifeliğini kabul etmişti. Allah'a hamd olsun. Fakat yolda gittikleri sırada Tatarlardan bir grup karşılarına çıkarak beraberlerindeki adamların bir kısmım öldürdüler, düzenlerim bozdular, topluluklarını dağıttılar. Bu kargaşada Müstansır da hayatım kaybetti. Hakim de Bedevilerden bir grupla birlikte kaçtı. Sözünü ettiğimiz Müstansır, bir çok beldeleri Şam'dan Irak'a giderken fethetmişti. Bahadır, Bağdat şahneliği için onunla savaşırken Müstansır onu bozguna uğratmış ve onun adamlarının çoğunu öldürmüştü. Fakat Tatarlardan pusuda yatan biri yardıma gelip Bedevileri ve Müstansır'm maiyetindeki Kürtleri bozguna uğratmıştı. Bunlar kaçıp gidince Müstansır, beraberindeki birkaç Türkle birlikte kalmıştı. Ancak bunların da çoğu öldürüldü.

Kendisi de arada kayboldu. Hakim ise bir grup adamıyla birlikte kaçıp kurtuldu. Bu hadise, hicretin 660. senesinin muharrem ayı başında meydana gelmişti. Bu durum, askerlerinin çokluğuyla birlikte Irak diyarının içlerine daldığı zaman Hz. Hüseyin'in başına gelen duruma ne kadar da çok benzemektedir. Aslında en uygun olan, Halife Müstansır'ın işler yoluna girinceye dek Şam'da kalmasıydı, ama Cenâb-ı Allah'ın takdiri böyleydi. Her zaman O'nun dilediği olur.

Sultan Melikü'z-Zahir Dımaşk'tan bir orduyu Haçlı beldelerine şevketti. Bu ordu oralarda baskınlar düzenledi. Haçlıların bir kısmını öldürdü. Bir kısmını esir aldı ve salimen geri döndü. Haçlılar ondan barış talebinde bulundular. Halep ve kazalarıyla meşgul olduğu için Sultan Melik Zahir onlarla bir süre için geçerli olacak bir barış antlaşması imzaladı. Bu sene şevval ayında Mısır kadısı Taceddin b. Bintü'l-E'azz'ı azledip yerine Burhaneddin Hızır b. Hüseyin es-Sincarî'yi atadı. Dı-maşk kadısı Necmeddin Ebu Bekir b. Sadreddin Ahmed b. Şemseddin b. Hibetüllah b. Sünniyyü'dDevle'yi de azlederek yerine Şemseddin Ahmed b. Muhammed b. İbrahim b. Ebu Bekir b. Hallikan'ı atadı. Bu zât, Kahire'de uzun bir süre Bedreddin es-Sincarî'ye vekillik yapmıştı. Sultan Melik ezZahir, Dımaşk kadılığı görevine ek olarak ona vakıfların nazırlığını, Emevî Camii ile hastahanenin idareciliğini; Adiliye, Nasıri-ye, Azraviye, Felekiye, Rükniye, İkbaliye ve Behnesiye medreselerinin müderrisliğini de verdi. Atama fermanı arefe gününe dek gelen bir cuma gününde namazdan sonra Dımaşk Camii'nin Kemali eyvanında okundu. Azledilen Kadı Necmeddin Ebu Bekir ise gözetim altında Dı-maşk'ı terk etti. Şeyh Ebu Şâme, azledilen Kadı Necmeddin Ebu Bekir'i eleştirmiş ve onun kendisine emanet olarak bırakılan altın paralan inkâr edip yerlerine fülus koyduğunu söylemiştir. Doğrusunu Allah bilir. Onun kadılığı bir yıl ve birkaç ay sürmüştü.

Bu sene bayram gününde (cumartesi günü) Sultan Melikü'z-Zahir Mısır'a gitti. İsmaililerin elçisi Dımaşk'ta bulunduğu bir sırada Sultan Melik Zahir'e gelip onu tehdit etmiş ve ondan birçok arazileri ikta olarak İsmaililere vermesini istemişti. Bunun üzerine sultan onlarla çarpıştı. Nihayet köklerim kazıdı ve beldelerini eline geçirdi.

Bu sene rebiyülevvel ayının yirmialtısında Sultan Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz Muhammed b. Zahir Gazi b. Nasır Selahaddin Yusuf b. Eyyub b. Sadî'nin taziyet töreni yapıldı. Bu tören, Mısır'ın Cebel kalesinde düzenlendi. Bunun yapılmasını Sultan Zahir Rükneddin Baybars emretmişti. Çünkü Tatar hanı Hülagu'nun Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz'i öldürdüğü haberini almıştı. Öldürülen Meli-kü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz, bir süreden beri Hülagu'nun elinde bulunuyordu. Hülagu, kendi adamlarının Ayn-ı Calut'ta bozguna uğratıldıklarını duyunca Melikü'n-Nasır Selahaddin Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz'i huzuruna çağırmış ve ona, «Mısır askerlerine sen mi haber saldın, Ayn-ı Calut'a gelmelerini sen mi söyledin? Çünkü onlar Moğollarla savaştılar ve Moğolları bozguna uğrattılar!» diye sordu. Sonra öldürülmesini emretti. Bir rivayette anlatıldığına göre de Sultan Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf ondan özür dilemiş ve Mısırlıların kendisine düşman olduklarını söylemiş, bunun üzerine Hülagu onu afTetmiş-ti. Ancak Hülagu'nun yanındaki rütbesi de düşmüştü. Sonra onun hizmetinde bulunmuş, ikram görmüştü. Hülagu, Mısır'ı ele geçirdiği takdirde kendisini Şam'da naib olarak görevlendireceğini vaat etmişti, ancak bu sene Humus savaşında Hülagu'nun askerleri ile öncü kuvvetleri komutanı Beydere öldürülünce Hülagu, Sultan Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz'e kızarak şöyle demişti:

«Aziziye'deki adamların, babanın emirleridirler» Nasıriye'deki adamların da bizim adamlarımızı Öldürdüler!» Böyle dedikten sonra onun Öldürülmesini emretti. Anlatıldığına göre Hülagu onu önünde durdurmuş, ona ok atmış, o da Hülagu'dan af dilemiş, ancak Hülagu onu affetmemiş, nihayet onu öldürmüştü. Onunla birlikte öz kardeşi Zahir Ali'yi de öldürmüştü. Ancak bunların çocukları Aziz Muhammed b. Nasır ile Zübale b. Zahir'i serbest bırakmıştı. Bunlar küçük yaştaydılar. Adem oğullarının en güzelleri ve en hoş sûretlileriydiler. Aziz, Tatarların esareti altında oracıkta ölmüştü. Zübale ise Mısır'a gitmiş, orada rahat bir hayat yaşamıştı. Annesi, Vechü'l-Kamer adındaki bir cariye idi. Üstadının öldürülmesinden sonra emirlerden biri Vechül-Kamer'le evlendi. Bir rivayette anlatıldığına göre ise Hülagu, Sultan Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz'in Öldürülmesini isteğinde, birbirine uzak olan dört ağacın tepelerinin birbirine yaklaş tınlmasını ve bu halde bir iple bağlanmasını emretmiş, sonra Nasır'ın iki eliyle iki ayağından her birini bir ağaca bağlatmış, sonra da ağaçlan birbirine bağlayan ipi çözmüş, ağaçlardan her biri kendi merkezine çekilmişti. Çekilirken de Nasır'ın kendisine bağlı olan elini veya ayağım koparıp almıştı. Allah, Nasır'a rahmet etsin.

Zayıf bir rivayette anlatıldığına göre bu hadise hicretin 658. senesin şevval ayının yirmibeşinde cereyan etmiştir. Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz, hicretin 627. senesinde Halep'te doğmuştu. Babası, hicretin 634. senesinde vefat edince Halepte yedi yaşındayken kendisinin sultanlığına bey'at edilmişti. Memleket idaresini babasının kölelerinden bir grup üstlenmişti. Ancak yönetimde söz sahibi, ninesi Üm-mü Hatun binti Adil Ebu Bekir b. Eyyub'tu. Bu hatun, hicretin 640. senesinde vefat edince Nasır müstakil sultan oldu. İdaresi güzeldi, halka iyi davranırdı. Halk tarafından çok sevilirdi. Çokça ihsanlarda bulunurdu. Özellikle Halep'le birlikte Dımaşk'ı, Baalbek'i, Harran'ı ve Cezire beldelerinin büyük bir kısmını eline geçirdiğinde çok cömert bir insan haline gelmişti. Anlatıldığına göre her gün 400 baş koyun kestirerek büyük bir ziyafet sofrası kurdururdu.

Bu sofrada çeşitli yiyecekler, kızartmalar, haşlamalar bulundurulurdu. Bir günlük sofranın masrafı 20.000 dirhemi bulurdu. Masrafın büyük bir kısmını kendi parasıyla Öderdi. Kendisi de hemen hemen bu sofradan birşey yemezdi. Aşhanede yapılan yemekler, kale kapısında çok ucuz fiyata satılırdı. Hatta birçok ev sahipleri kendi evlerinde yemek yapmazlar, gelip çok ucuza bu yemekleri satın alırlardı. Sultan Melikü'n-Nasır Selahaddin Yusuf b. Aziz'in zamanında erzak boldu, Ve her tarafta bulunurdu. Kendisi şakacı, zarif, şekli güzel, yakışıklı ve edebiyatla ilgilenen bir kimseydi. Güzel manalar içeren kuvvetli ifadelerle bezenmiş şiir söylerdi. Şeyh Kutbed-din, ez-Zeyl adlı eserde onun yüksek manalar içeren şiirlerinden bir kısmını nakletmiştir. Meşrik diyarında öldürüldü. Oraya defnedildi. Kendisi için Kasyun dağı eteklerinde yaptırmış olduğu hankâhında bir türbe hazırlamıştı.

Ancak oraya defni mukadder olmadı. Nasıriyetü'1-Ber-raniye binası, Kasyun dağı eteklerindeki en garip ve en güzel binalardandır. Sağlam ve müstahkem bir yapı olup Efrem Camii'nin kıble tara-findadır. Ancak Efrem Camii'nden uzun bir süre sonra inşâ edilmiştir. Babü'lFeradis dahilinde yaptırdığı Nasıriyetül-Cevvaniye medresesi de en güzel medreselerdendir. Zincarî karşısındaki büyük hanı da kendisi yaptırmıştır. Sonra orası yemekhaneye dönüştürülmüştür. Daha önce yemekler kalenin batısındaki sultan tavlasında hazırlanmaktaydı. Yüce Allah kendisine rahmet etsin.

9.Bölüm

Hicretin Altıyüzaltmışbîrinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler .