Bu senenin rebiyülevvel ayında Sultan Eşref, askerleriyle birlikte Dımaşk'a yöneldi. Veziri İbn
Sel'us da yanında olmak üzere Dımaşk'a girdi .Askerlere resmi geçit yaptırdı. Onlara çok miktarda
para sarfetti. Sonra onları Haleb'e götürdü. Oradan da Rum kalesine gitti. Receb ayının onbirinde
cumartesi günü şiddet kullanarak kılıç yoluyla kaleyi fethetti. Bu müjde Dımaşk'a ulaşınca şehir
yedi gün süreyle süslendi. Allah, bu çabalarından ötürü Müslüman askerleri kutsasm. Cumartesi
günü şenlik yapıldı. Bu şenlik, pazara kadar devam etti. Rum kalesi şiddetli bir kuşatmadan sonra
fethedilmişti ki, bu kuşatma, otuz gün sürmüştü. Otuzdan fazla mancınık bu kuşatma esnasında
surları dövmüş, emirlerden Şerefüddin %}. Hatir, şehit düşmüştü. Şehir halkından da çok kimse
öldürülmüş, Müslümanlar onlardan çok miktarda ganimet elde etmişti. Fetihten sonra sultan,
Şücaî'yi Rum kalesinde bırakarak Dımaşk'a döndü. Şücaî'yi; orada kuşatma esnasında mancınıklar
yüzünden kalenin zayıflayan ve çöken taraflarını onarmakla görevlendirmişti. Sultan, şabanın
yirmidokuzunda salı günü sabahleyin Dımaşk'a girmiş, halk onun gelişi sebebiyle merasimler
düzenlemiş, ona dualar etmiş ve onu çok sevmişti. O gün cidden görülmeye değer muazzam bir
gündü. Mısır diyarından geldiğinde de onun için çok masraflar yapılmış, gideceği yollara halılar
serilmişti. Bu, İbn Sel'us'un işaretiyle yapılmıştı. Yoluna ilk halı serilen sultan kendisi olmuştu.
Babası Humus'ta tatarları bozguna uğrattığında onun yoluna halılar serilmemişti. Aynı şekilde
Sultan Melik Zahir de Tatarları ve Rumları Bilistin'de1 bozguna uğrattığında ve başka yerlerde de
onlara hezimeti tattırdığında yoluna halılar serilmemişti. (1) Biliştin: Anadolu'da bir şehir adı.
Halı sermek, işte bu vezirin hükümdarlar için icad ettiği çirkin bir bid'attir. Bunda israf vardır.
Malın zayi oluşu vardır. Şımarıklık ve taşkınlık vardır. Riyakârlık ve insanları masrafa sokma adeti
vardır. Malları fuzuli yere sarfetme çirkinliği vardır. Allah, bunun hesabını o vezire soracaktır.
Ondan sonra diğer hükümdarlar da bu adeti devam ettirdiler. Bu yüzden insanlar büyük zulme
uğradılar. Kul, Rabbinden korkmalı. Kendi arzusu sebebiyle Allah'ın gazabını celbedecek, Allah'ın
insanlardan yüz çevirmesine vesile olacak adetleri ve bid'atleri icad etmemelidir. Çünkü dünya, bir
insana devamlı kalacak değildir. Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi
bilir.
Rum kalesinin kontu da esir olarak sultanın yanında bulunuyordu. Adamlarının önde gelenleri de
esir düşmüşler ve sultanın beraberinde Dımaşk'a getirilmişlerdi. Bunlar Dımaşk'a getirildiklerinde
arkadaşlarının kesik başları, mızrakların ucuna takılmıştı. Sultan, bir grup askeri hazırlayarak
Kesrevan dağına, adalara doğru sevk etmişti. Çünkü buraların ahalisi öteden beri Müslümanlara karşı Haçlılarla ittifak halindeydiler. Buralara sevkedilen askerlerin komutanı Bendar'dı. Beraberinde Sungur el-Eşkar da bulunuyordu. Sungur el-Mansurî Haleb naibi olarak yerinde duruyordu. Sultan onu azlederek yerine Seyfeddin Balaban el-Bataihî el-Mansurî'yi atadı. Büyük komutanlardan bir kısmım da diğer askerlerle birlikte Kesrevan dağına ve adalara sevketmiş-ti. Bunlar Kesrevan dağım kuşatma altına aldıklarında artık oradaki ahalinin ölümü mukadder olmuştu. Geceleyin Bendar'a büyük bir hamle yaptılar. Ve Bendar onların hakkından gelemedi. Gevşedi, sonra askerleriyle birlikte orayı bırakıp Sultanın yanına döndü. Sultan, bineğinden inerek Mısır naibi Bendar'ı karşıladı. Vezir ibn Sel'us, Bendar'm yenilgisini sultana anlatınca sultan onu kınayıp azarladı.
Bendar da bu yüzden şiddetli bir hastalığa yakalandı. Ölümle yüz yüze geldi. Hatta bu yüzden öldüğüne dair bir rivayet de vardır. Sonra şifa buldu. Dımaşk Camii'nde büyük bir hatim indirme merasimi yaptırdı. Bu merasimde kadılar ve ayandan olan kimseler hazır bulundular. Beraat gecesinde cami tıklım tıklım doldu. Aynı şekilde ramazamn ilk on gecesinde de bu merasimi yaptırdı. Sultan da hapisteki insanları serbest bıraktı. Sultanın görevlileri tarafından sorumlu tutulan bazı kimseleri serbest bıraktı. Çok miktarda sadaka dağıttı. Şihap Mahmud da Rum kalesini fethettiğinden dolayı Melik Eşref Halil'i muazzam bir kaside ile övdü. Kasidenin baş kısmı şöyledir:
«San sancak senindir. Zafer onu önde götürüyor.
Ne Keykubatlar ne de Hüsrevler onu göremediler.
Ufukta dalgalanıp da nuru ile etrafı sarstığında,
Şirk çöker, hidayet yükselir. Sınırlar temizlenir ve aydınlanır.
Hücum eden develer gibi savaşta etrafa ışık saçtığında, O dolunayın parlaklığınaaki ışıklar, tozları giderip ortalığı aydınlatırlar.
Keskin bakışlı düşmanlara yöneldiğinde o sancağın altında, Yeşil birlikler yürürler. Onların şemsiyeleri miğfer ve gece uykusuzluğudur.
Sanki tozların savruluşu gecedir, onun çırpınışı şimşektir. Sen de dolunaysın. Felek de yeryüzünü çevrelemiştir. Peşpeşe gelen fetihler sanki bir semâ gibidir. Onun gezegenleri ve yıldızları da peşpeşe ortaya çıkarlar. Uzun zamanlardan beri ailesi tarafından evlenmekten alıkonulan bakireleri andıran,
Nice kaleleri sen ele geçirdin gönüllü veya gönülsüz olarak teslim oldular, o kaleler,
Öyle bir azim harcadın ki, utanmasalardı o kaleler, Mehirsiz evlenmeğe razı olup sana gelirlerdi. Rum kalesinin çevresine hücum ettin, ele geçirdin orayı, Daha önce bu, senden başkasına nasip olmamıştı. Moğollar da oraya hücum ettiklerinde aldanmışlardı. Eziyetlerini gizlemek için oraya gizlice gelmişlerdi. Ama sonunda gizlilik de aşikâr da aynı oldu. Onlara öyle bir himmet sarfettin ki, O himmeti denize sarfetseydin, Onun meddine, cezir müstevli olurdu.
Öyle bir keşif birliği ki, fetihten sonra onun gibi bir birlik gelmeyecektir.
Tıpkı gün doğmadan ufukta fecrin parlayışı gibi parlar. Sabah olunca askerlerinle orada güzel bir bahçe gibi ortaya çıktın. O askerlerin kılıçları gündüz, mızrakları da çiçek gibi idi. O denizin dalgalarını miğferlerinle uzaklaştırdın. Hızlı koşan at ve develerinle oradaki tozları savurdun. Askerlerinin kılıçlarının eğriliği, geceleyin oradaki ahaliyi garip düşürdü,
Okların da yıldızlar ve çiçekler gibi ortaya çıktılar. Bakışları gündüz ortaya çıkan güneşi andırıyordu. Sınırları, kükreyen aslan gibi develerinle ele geçirdin. Bayrağın halâ sapsarı parlıyordu. İnlerindeki arslanları andıran Türklerle, oraya mızraklı askerlerinle hücum ettin.
O askerler hergün oraya pençeleriyle hücum ettiler. Birbirlerine sıkıca kenetlendiklerinden rüzgar dahi aralarına sıza-mıyordu.
Yağmur damlası da onların sıklığından dolayı yere düşmüyordu. Onlar gözlerini açıp cepheye gidiyorlardı, savaş şiddetlenmişti. Artık nefislere hitap ediliyordu. Bu nefislere şehadet teklifi meljir-siz yapılıyordu.
Ateşli bakışlar ve oklarla ölümün onlara bağlandığını görürsün. O askerler uzun ağaçların ince dallarını andırırlar. Her yayın kirişini de dolunay yüzlü askerler çekerler.
Onlar yüksek dağlara çarptıklarında dağlar sarsılır.
Ovaya döner atlarının altında, zor ve geçit vermez yerler. Atları Fırat suyuna geldiğinde.
Denilir ki; daha önce burada bir nehir vardı
(Yani atları suyu tüketirler, orada nehirden iz bırakmazlar.)
Orada bir sur meydana getirirler. Tıpkı bir yüzük gibi yus yuvarlak olur.
Serçe parmağına takılır ya da kemerin altına bağlanır.
Oraya avuçlarındaki denizleri salıverirler.
İçinde bir damla su dahi kalmayan ölüm bulutlarından su gelir.
Sanki mancınıklar, oranın çevresinde şimşek yağdırırlar..
Gazap şimşeklerini... Onun ıslaklığıysa ateş ve kayadır.
Savaş namazını geceleyin kayalarda kılarlar.
Çoğu iki rekat kılar. En büyüğü ise bir rekat kılar.
Orada gedikler açılır, hem de aşın biçimde,
Bunu yapanın orada bir taş bıraktığı görülmez.
Sağanak yağmurlar gibi yağarlar, oraya masraf ederler.
Düşmanlara karşı tedbir için kalblerinde ateş közleri vardır.
O sebeple ateşler alevlenir, hatta etrafi paralarlar.
Orada ateşler alevlenir etrafı param parça ederler.
Gizlenen şey açığa çıkarılır. Perde aralanır ve yırtılır.
Senin af eteğine sığınırlar.
Sen onların ümitlerine olumlu cevap vermezsin.
Eğer onların amaçlan bir hileyi içermiyorsa,
Onlara cevap verirdin olumlu olarak,
Moğollar, senin onlarla uğraşmana karşı tuzak kurdular.
Kaçtıklan zaman, ama onları da götürdüler.
Kılıcınla şiddet kullanarak Rum kalesini ele geçirdin.
İşte geçmişte de bütün yerleri şiddet yoluyla fethetmiş tin.
Allah'a hamd olsun ki müstahkem bir liman şehrini ele geçirdin.
Geceleri tüketerek, düşmanı gevşeterek,
Ey hükümdarların en şereflisi, sen bu gazve ile başanya ulaştın.
Böylece bir kale ve fetih ele geçti. Sevap ve şan sahibi oldun.
Mustafa Peygamber'in yanında seni kutluyoruz ki onun dini,
Senin muzaffer devletinde peşpeşe kutlu oldu.
Sana müjdeler olsun hem İsa'yı, hem Ahmed'i memnun ettin. Eşekler de sana kızdılar ve küfrettiler. Yürü, arzuladığın toprağa git. Hepsi senindir artık. Bütün diyarlar ve şehirler sana itaat ediyorlar artık. Devamlı kal, baki ol dünyada ki, hidayet senin vasıtanla yaşasın, Geçmiş çağlardan beri gelen bu hakimiyet bu çağda da seninle neş-vü nema bulsun.»
Bu sene Dımaşk hatipliğine Zeyneddin b. Merhal'm vefatından sonra Şeyh İzzeddin Ahmed elFarusî el-Vasi tî atandı. İnsanları yağmur duasına götürüp hutbe irâd etti. Fakat yağmur yağmadı. Ama bundan birkaç gün sonra Mescidü'l-Kadem yanında ikinci kez hutbe irad etti. Yine yağmur yağmadı. Bundan sonra insanlar yağmur duasına gitmeksizin Allah'a yalvarıp yakardılar.Tazarru ve niyazda bulundular.. Yağmur yağdı. Bundan birkaç gün sonra İzzeddin el-Farusî azledilerek yerine Muvaffaküddin Ebü'l-Meâli Muhammed b. Muhammed b. Mu-hamed b. Abdülmün'im b. Hasan elMehranî el-Hamevî hatip olarak atandı, Bu zat Hama hatibi idi. Bu senede Dımaşk'a naklen geldi. Göreve başladı. Hutbe irad etti. Farusî bundan rahatsız oldu. Vezirin sultandan habersiz olarak kendisini azlettiğine inanarak sultanın yanma gitti. Sultamn bundan haberdar olduğunu anladı. Sultan, zaafiyetinden ve gevşekliğinden dolayı onu azlettiğini söyleyerek mazeret beyan etti. Sultana, Farusfnin berat gecesinde 100 rek'at namaz kıldığını ve her rek'atta ihlas-ı şerif okuduğunu söylediler. Fakat bu da kabul görmedi ve Hamevî hatiplik görevine devam etti. Bu, Farusî'nin alçaklığı, akılsızlığı ve ihlassızhğmı gösteriyor. Sultan onu azletmekle isabetli davranmıştı.
Aynı günde sultan, Emir Sungur el-Efkar ila başkalarını tutukladı. Emir Sungur el-Eşkar ile Emir Hüs&nieddin Laçin es-Silahtarî kaştılar. Dımaşk'ta duyuru yaptırılarak Sungur el-Eşkar'ı yakalayıp getirene 1.000 dinar ödül verileceği, onu saklayanınsa idam edileceği bildirildi. Sultan ve köleleri de onu araştırdılar. Hatip, Meydan-ı Ahder'de cemaate namaz kıldırdı. Ümerâ arasında ihtilaf başgösterdiği, askerlerin huzursuz olduğu, insanların güveninin kalmayışı yüzünden cemaatta bir üzüntü vardı. Şevval ayının altısında Araplar, Sungur el-Eşkar'ı yakalayarak sultana teslim ettiler. Sultan da onu eli kolu bağlı vaziyette Mısır'a gönderdi. Aynı günde sultan, Dımaşk naibliğine Şücaî'nin yerine îzzeddin Aybek el-Hamevî'yi atadı. Şücaî, azledilişinin ikinci gününde Anadolu'dan geldi. Farusî onu karşılayıp ona: «Hatiplikten azledildim» dedi o da «Ben de naiblikten azledildim» dedi. Bunun üzerine Farusî ona şu âyet-i kerimeyi okudu:
«Rabbinizin, düşmanlarınızı yok etmesi ve yeryüzünde sizi onların
yerine geçirmesi umulur. O zaman nasıl davranacağınıza bakar.» (el-A'râf, 129).
İbn Sel'us, bundan haberdar olunca ona gazaplandı. Onu Kaymiri-ye medresesine müderris olarak tayin etmişti. Bu tayin kararından vazgeçti.
Sultan, şevval ayının onunda Mısır'a yolcu oldu. Büyük bir alâyiş ve saltanat debdebesiyle Mısır'a girdi. Girdiği gün Kara Sungur'a Haleb naibliği yerine Mısır'da 100 süvarinin komutanlığını verdi. Bu senede Emir Seyfeddin Tugay el-Eşkarî, meşhur pamuk pasajını satın aldı. Burasını Melik Muazzam b. Adil, Beytü'l-mal'den para harcayarak sultanlık kararnamesi gereğince inşa ettirmişti. Kara Sungur, sultanın yanında gözde kimselerdendi. İpekçiler çarşısı da bu süre zarfında pamuk pasajına nakledildi.
Sultan, Rum kalesinden dönüşünden sonra Alemüddin ed-Düvey-darî'ye olan öfkesini yutmuş, onu affetmiş, onu Dımaşk'a çağırmış, ona hll'ftt giydirmiş ve b§rab©rind§ Kahirt'yg g©tîr§r©k ona 100 lüvarinin komutanlığım, &ynea divanların başkanlığını
Bu §§n#nin zilkade ayında sultan, Sungu? §l-!şkar ile Tak§u'yu hu= zuruna çağırdı. Onlara işkgnee yaptırdı, Onlar da sultanı öldürmiye rü= yattadiklirîni itiraf ittiler. Onlara Laşin'i aerdu, Onlar da «Laçin bi-dmle b§rab§r diğildi. Bu iştin haberi d@ yoktu» diye egvap verdiler. Bunun üzerine sultan, Sungur ©1-Efkar ile T&kgu'yu boğdurdu, Laçin'in di boynuna kirişi bağlamıştı, Ânaak onu g©rtat bıraktı, O da normal ©ee= lîyli vefat edineıye dek yaşadı, Nitekim bu §Ür§ iarftnda da hükümdar olmuştu. Nitekim bu huıuıu inşaallah ileride anlataeağız,
Bu lininin zilhieat ayında, ާyh Burhaneddin b, Şsyh Tâesddîn, Badtraiys'dâ kadükudat Şihabeddîn §1-Huyî'nin kızıyla tvtadî. Muass* zam bir düğün töreni yapıldı,
Bu stflidi Emir Sungur el-Aser, 1.000 dinar m§hir tilerinde anlaşma yapıp peşin "diyerek vezir Ştmseddin b. Sel'us'un kızıyla gerdiğe girdi,
Bu sinsdi Tatarlardan 800'i yakın insan kaçıp Mısır'a geldi. Kendilerine ikram edildi.

