El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Şeyh Abdullah El-Ermenî

Beldeleri dolaşan, çöllerde, dağlarda ve ovalarda yaşayan, abid ve zahid kimselerdendi. Kutuplar ve abdallarla buluşurdu. Olağanüstü halleri, mükaşefeleri ve mücahedeleri vardı. Çeşitli yönlere ve cihetlere seyahat …

Beldeleri dolaşan, çöllerde, dağlarda ve ovalarda yaşayan, abid ve zahid kimselerdendi. Kutuplar ve abdallarla buluşurdu. Olağanüstü halleri, mükaşefeleri ve mücahedeleri vardı. Çeşitli yönlere ve cihetlere seyahat ederdi. Başlangıçta Kur'an'ı okudu. Hanefi mezhebinin Kuddu-rî kitabını ezberledi. Sonra muamelat ve riyazatla meşgul oldu. Ahir ömründe Dımaşk'ta ikamete başladı. Nihayet bu sene orada vefat etti ve Kasyun dağı eteğindeki mezarlığa defnedildi. Kendisinden güzel şeyler nakledilir. Bir keresinde şöyle demiştir:

«Seyahatte iken bir beldeye uğradım. Şehir dışındaydım. Nefsim oraya girmeyi istedi. Ben de şayet oraya girersem bir şey yemeyeceğime yemin ettim ve öylece şehire girdim. Çamaşır yıkayan bir adamın yanından geçiyordum, adam göz ucuyla bana baktı. Ondan korktum ve koşarak şehirden çıktım. Peşime düştü. Yanıma geldi. Elinde yemek vardı. Bana «Ye! İşte şimdi şehirden çıktın!» dedi. Kendisine, «Sen bu kadar yüksek makama ulaşmış biri olarak çarşılarda pazarlarda elbise mi yıkıyorsun?!» diye sordum, o da bana şu karşılığı verdi: «Başını kaldırma ve işlediğin amellere de hiç bakma. Allah'a kul ol. Eğer seni tuvalette çalıştıracak olsa bile yine O'nun yaptığına razı ol.» Böyle dedikten sonra bana şu şiiri de okudu:

«Eğer bana öl denilse, "baş göz üstüne" derim. Ölüm meleğine de, "ehlen ve merhaba" derim.»

Şeyh Abdullah şöyle bir menkıbesini de anlatır: «Bir defasında seyahatte iken manastırdaki bir rahibe uğradım. Bana şöyle sordu: «Ey Müslüman! Sizi Allah'a yaklaştıracak en yakın yol hangisidir?» Dedim ki; «Nefse muhalefettir.» Rahip başını manastırına çevirdi. Hac zamanı Mekke'de iken bir adamın Ka'be yanında bana selam verdiğini gördüm. Kendisine, «Sen kimsin?» diye sorduğumda, «Ben o rahibim!» diye cevap verdi. «Bu mertebeye nasıl ulaştın?» diye sordum. «Bana söylediğin şeyle ulaştım» diye cevap verdi.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre rahip «İslâmiyet'i kendi nefsime teklif ettim. Nefsim kabul etmedi. O zaman İslâmiyet'in hak olduğunu anladım. Nefsime muhalefet edip Müslüman oldum» diye cevap vermiştir. Böylece rahip kurtuluşa ermiştir.

Şeyh Abdullah başka bir menkıbesini de şöyle anlatır:

«Bir gün Lübnan dağında dolaşmaktayken Haçlı eşkiyaları ile karşılaştım. Beni yakalayıp zincire vurdular. Bağlarımı sıkı tuttular. Yanlarında çok sıkıntılı hale düştüm. Gündüz olunca yeyip içtiler ve uykuya daldılar. Ben zincire bağlı iken öteden Müslüman eşkıyaların gelmekte olduklarını gördüm. Haçlı eşkıyaları uyandırdım. Onlar da bir mağaraya sığındılar ve Müslüman eşkıyalardan kurtuldular. Müslümanlar gittikten sonra Haçlı eşkiyalar mağaradan çıkıp bana, «Niçin böyle yaptın. Oysa onlar seni kurtarabilirlerdi?» dediler. Ben de kendilerine, «Siz bana yemek yedirdiniz. Arkadaşlığın icabı size hile yapmamam gerekirdi» dedim. Bana dünya malı vermeyi teklif ettiler. Kabul etmedim ve beni serbest bıraktılar.»

Sibt onun hakkında şöyle demiştir: «Bir defasında onu Beyt-i Mak-dis'te ziyaret ettim. Tuzlu balık yemiştim. Yanında otururken cidden çok susamağa başladım. Yanında da içinde soğuk su bulunan bir ibrik vardı. Ondan su istemeğe utandım. Ama kendisi elini ibriğe uzattı. Yüzü kızarmıştı. İbriği bana uzatıp, "Al, daha ne zamana kadar kendini tutacaksın?!" dedi. Ben de ibriği alıp içindeki soğuk sudan içtim.»

Şeyh Abdullah el-Ermenî Beyt-i Makdis'ten ayrılacağı zaman oranın surları sağlam ve ayaktaydı. Orayı Sultan Selahaddin Eyyubî yaptırmıştı. Surları Melik Muazzam henüz yıktırmamıştı. Arkadaşlarının yanında durup onlarla vedalaşmağa ve surlara bakmağa başladı. Sonra da «Yakın zamanda şu surların kazmalarla yıkılacağını şimdiden görür gibi oluyorum!» dedi. Kendisine, «Burası Müslümanların kazmalarıyla mı, yoksa Haçlıların kazmalarıyla mı yıkılacak?» diye sorulduğunda, «Hayır, Müslümanların kazmalarıyla yıkılacak!» diye cevap verdi ve dediği gibi de oldu.

Şeyh Abdullah'ın bir çok güzel halleri görülmüştür. Anlatıldığına göre aslen Ermeni olup Şeyh Abdullah el-Yoninî vasıtasıyla İslâm'a girmiştir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre de aslen Rumî olup Konyalıdır. Üzerine rahip kisvesini andıran bir elbise giyinmiş olarak Şeyh Abdullah elYoninî'nin yanma gelmiş, Şeyh Abdullah el-Yoninî ona, «Müslüman ol» dediğinde, «Alemlerin rabbine teslim olup Müslüman oldum» diye cevap vermişti. Annesi, halifenin karısının dadısı idi. Halifenin karısının başından garip olaylar geçmiş, ama Şeyh Abdullah'ın sayesinde kansı bu belalardan kurtulmuştu. Halife de onun kadrini bilmiş, onu serbest bırakmıştı.