Esedüşşam lakabım taşırdı. Allah ona rahmet etsin ve ondan hoş-nud olsun. Baalbek'e bağlı Yonin köyündendi. Ziyaret edilen bir zaviyesi vardı. İbadet, riyazet, iyiliği emretme, kötülüğü yasaklama ile şöhret bulan büyük ve salih insanlardandı. Zühd ve takvada yüksek himmeti vardı. Öyle ki hiç mal biriktirmez, elbise almazdı, aksine başkalarından iğreti olarak aldığı elbiseleri giyerdi. Yazın sadece bir gömlek, kışın da bu gömleğin üzerine bir abâ giymekle yetinirdi. Başında da keçi derisinden bir serpuş vardı ki, bunun kürklü kısmı dış taraftaydı. Hiçbir gazadan geri kalmazdı. Seksen rıtl ağırlığındaki bir yaydan ok atardı.
Bazı zamanlar Lübnan dağında yaşardı. Kışın dağ eteğindeki Asir-ya pınarına gelirdi. Burası Dımaşk'm doğusundaki Dume köyünün tepelerinde bulunan bir yerdi. Buranın suyu sıcaktı. Buradayken, insanlar onun ziyaretine gelirlerdi. Bazan kendisi Dımaşk'a gelir, Kadis yanındaki Kasyun dağı eteklerinde ikamet ederdi. İyi halleri ve mükâ-şefeleri vardı. Kendisine Esedü'ş-Şam (Şam Arslanı) denirdi.
Şeyh Ebü'l-Muzaffer Sibt îbn Cevzî, Kadı Cemaleddin Yakup'dan şöyle bir rivayette bulunmuştur: Kerekü'l-Buka'da hâkimlik yapan Cemaleddin, bir defasında Şeyh Abdullah el-Yoninî'nin Beyazköprü yanındaki Sevr suyundan abdest aldığım görmüştü. O esnada bir katır yükü şarap taşımakta olan bir Hristiyan da oradan geçmekteydi. Köprünün yanında katırın ayağı sürçtü, üzerindeki şarap yükü yere yıkıldı. Abdestini tamamlamış olan Şeyh Abdullah durumu gördü. Ancak Hristiyan onu tanımıyordu. Yükünü tekrar katıra yüklemek için şeyhten yardım istedi. Şeyh de beni çağırıp şöyle dedi: «Ey fakih, gel de şu yükü tekrar katıra yüklememiz için bize yardımcı ol.» Yükü yükledik. Hristiyan yoluna devam etti. Ancak ben bu duruma şaştım. Peşi sıra gittim. Ben Medine'ye gitmekteydim. Akabe'ye vardığımda Hristiyan, yükünü şarapçıya götürdü. Şarapçı yükü çözdüğünde yükün şarap değil de sirke olduğunu gördü ve Hristiyan'a, «Yazıklar olsun sana bu şarap değil, sirkedir!» dedi. Hristiyan da, «Ben bunun nasıl sirkeye dönüştüğünü biliyorum. İşin nerden kaynaklandığının farkındayım» dedi. Sonra katırını bir hana bağladı. Salihiye mahallesine döndü, Şeyh Abdullah'ı sordu, onu buldu. Yanma girip huzurunda Müslüman oldu.
Şeyh Abdullah el-Yoninî'nin cidden çok salih halleri ve kerametleri vardı. Yanma gelen kimseler için ayağa kalkmaz ve «İnsanlar ancak alemlerin Rabbinin huzurunda ayağa kalkarlar» derdi. Emced onun yanma gelip oturur, o da Emced'e, «Ey Emced, şöyle ve şöyle yaptın! Bu yaptıkların doğru değildir» der, ona iyilikleri emreder, kötülükleri yasaklardı. Emced de onun bütün buyruklarına uyardı. Tabi bu da Şeyh Abdullah'ın zahidliğinde samimi, takvalı yolunda düzgün oluşu nedeniyleydi. Hediyeleri kabul eder, ancak hiçbir şeyi ertesi güne bırakmazdı. Fazla acıktığında badem yaprağını alıp ufalar, üzerindeki tozlan üfledikten sonra içindeki suyu içerdi. Yüce Allah ona rahmet etsin. Makamını âli kılsın. Anlatıldığına göre bazı senelerde havada uçarak hacca gidermiş, bu keramet birçok zahid ve salih kullarda da görülmüştür. Ancak büyük alimlerden herhangi birinin böyle yaptığı hususunda bize bir haber ulaşmış değildir. Bunu ondan nakleden ilk kişi Habip el-Acemî'dir. Habip, Hasan-ı Basrî'nin arkadaşlanndandı. Habip'ten sonra da bazı salih kimseler Şeyh Abdullah el-Yoninî'nin bu tür kerametlerini bize nakletmişlerdir.
Bu sene zilhicce ayının onunda cuma gününe girildiğinde Şeyh Abdullah el-Yoninî sabah namazını kıldı. Cuma namazını da Baalbek Ca-nıii'nde kıldı. O gün cuma namazından önce son derece sağlıklı iken hamama gitti. Sonra namazını edâ etti. Namazdan sonra ölüleri yıkayan müezzin, Şeyh Davud'a, «Gör bakalım. Yarın ki gün nasıl bir gün olacaktır!» dedi. Sonra zaviyesine çıktı. Geceyi Allah'ı zikrederek ve arkadaşlarına da zikrettirerek geçirdi. Kendisine en ufak bir iyilikte bulunan kimseler için de duâ etti. Sabah vakti olunca namazım arkadaşlarıyla birlikte kıldı. Sonra duvara yaslanıp elinde teşbihi olduğu halde yüce Allah'ı zikretmeğe başladı. O halde iken vefat etti. Ne kendisi, ne de tespihi yere düştü. Haber Baalbek valisi Melik Emced'e ulaşınca yanma geldi. Onu muayene etti. Hâlâ yere düşmüş değildi. Melik Emced, «İnsanlara bir alamet olsun diye onu bu halde bırakıp üzerine bir türbe yaptır-sak» dedi. Ancak kendisine, «Bu sünnete uygun değildir» dediler. O zaman kefenlendi. Namazı kılındı. Altında oturup yüce Allah'ı zikrettiği badem ağacının altına defnedildi. Allah rahmet etsin. Mezarını nurlan-dırsm. Seksen yaşını aşmış iken bu sene zilhicce ayının onbirinde cumartesi günü vefat etmişti. Allah makamını âlî kılsın. Şeyh Muhammed el-Fakih el-Yoninî onun öğrencilerindendi. Ona sığınanlardandı. O, Baalbek şehrindeki bu şeyhlerin ve alimlerin dedesidir.

